ABESE SURESİ
1.AYET
“عَبَسَ وَتَوَلَّىٰ”
“Yüzünü ekşitti ve döndü."
Ayetin Anlamına dikkat “Sen yüzünü ekşittin” denmiyor. Üçüncü şahıs kullanılıyor. Bu, Kur’an’da çok istisnai bir üsluptur ve iki temel sebebi vardır:
1. Birinci sebep:
Kur’an burada uyarıyor, ama incitmiyor. Doğrudan “yanlış yaptın” deseydi: Bu bir azarlama olurdu.Üçüncü şahıs kullanımı; Mesafeli, Sakin ve yükü bu eylemi yapana yükleme ifadesidir. Eylemi yapan ise, Yüzünü ekşiten ve ayrılıp giden kendini beğenmiş kişidir. Peygamber "sav" bu hatayı asla yapmamıştır.
2. İkinci sebep:
Olayı şahıstan ilkeye dönüştürmek; Eğer ayet: “Ey Muhammed.” diye başlasaydı, veya bir şahıs ismiyle baslasaydı; mesele:
· Tarihsel bir olaya, Tek kişilik bir hatıraya indirgenirdi. Ama Kur’an bunu yapmadı. Üçüncü şahısla Bütün çağlara konuştu. Bu, çok güçlü bir ahlakî eğitim yöntemidir.
Neden isim yok, olay yok, kişi yok?
Kur’an: Nuzül sebebi kabul edilen İbn Ümmü Mektum’un adını vermedi. Meclistekilerin adını vermedi. Mekânı anlatmadı. Çünkü amaç: Hikâye anlatmak değil, İlke koymaktır ve İlke şudur: “Hakikati isteyen, her şeyin önündedir.”
Bu üslup, Hz Peygamberi nasıl konumlandırıyor?
Şöyle:
İlahi mesajın üzerinde değil, Mesajın ilk muhatabı ve Vahyin denetimine açık. Ama korunan, gözetilen bir muhatap. Bu, ne: Onu ilahlaştırır, ne de Sıradanlaştırır. Bu ise; Tam bir İlahi Elçi konumudur.
Abese Suresi şunu öğretir:
Hakikat, güçlüye göre ayarlanmaz.
Güçlü, hakikate göre ayarlanır.
Ve bu ilke: Peygamberle başlar. Ama onunla sınırlı kalmaz. Surenin ruhu bu ilkeyi ortaya koyar ve bunu söyler.
İlk ayetteki üçüncü şahıs hitabı kimedir.?
Bu hitabın kime olduğunu anlamak ve ortaya koymak; Surenin bize anlattığı gerçeği kavramının özünü teşkil eder. Ve hatta Paygamber (sav) ile ilgili nübüvvet anlayışımızı etkiler ve şekillendirir. Bu kadar önemli bir ayeti derinlemesine incelemek, İlahi mesaja uygun anlamak ise bizim en önemli görevimiz olsa gerektir. O halde buyurun Sureyi Ayet Ayet incelemeye başlayalım. Önce ilk 10 ayetin birincisi ile başlayalım.
Yukarda verdiğimiz İLK ayetin hitabı kimedir. Ayet Peygamberimize mi hitap ediyor. ? Sorusunun cevabı, Meallerin ve tefsir kaynaklarının çoğunda; Evet olarak geçer ve uzun uzun bu konunun mahiyeti anlatılır. Anlatıların ekseriyeti "Peygamber yüzünü ekşitti ve Ondan yüz çevirdi " Allah'ta onu ikaz etti diye camii vaazlarında ve her sohbette devamlı anlatılır.
Bu hitap peygamberin yanında duran seçkin şahsa olamaz mı? dersek, klasik anlayışta olanlarca asla kabul görmez. Ancak biz bu yazımızda konuyu derinlemesine inceleyerek; gerek Arapçaya uygunluğu açısından, gerekse Kuranın öğretileri açısından bu ayetlerin anlamlarını ortaya koymaya çalışacağız. Yüce Mevlam isabetli, Rızasına uygun kavrayışlar nasip etsin.
"Yüzünü ekşitti ve döndü" Ayeti kimi kastediyor, kime hitap ediyor ?
Bu soru; çok güçlü ve meşru bir sorudur. Çünkü gerçekten de yüzünü ekşiten ve dönüp giden kimdir?
Klasik meal ve tefsirlerin ekseriyetine göre burada kastedilen ve yüzünü ekşiten Hz Peygamberimizdir. Bizim Ayetten anladığımıza göre ise; Kendini beğenmiş. kendini ayrıcalıklı gören Peygamberimizin yanında duran şahıstır. Metnin dil imkânları içinde bizim yaptığımız böyle bir okuma ve anlamlandırma teorik olarak mümkündür. İlahi öğretinin mahiyeti açısından da mümkündür. Adım adım gidelim, duygusal değil, hikayeleştirmelerle değil, metinsel olarak inceleyelim.
Ayetin hitap ettiği kişi, Peygamberin yanındaki, kendini üstün gören kişidir.
1. Bu anlamı verme, Arapça Dil açısından mümkün mü?
Evet, Arapça salt dilbilgisi açısından mümkündür. Çünkü burada Fail açıkça isimlendirilmemiştir. Arapçada bu durum da fail, fiilin bağlamından anlaşılır. ve bağlama göre belirginleştiği kabul edilir. Burada olduğu gibi.
2. Peki bağlam( İlgili ayet ) ne diyor?
İkinci ayet:
أَنْ جَاءَهُ الْأَعْمَىٰ “ Kör olan ona geldi”. Burada kritik soru şudur: “Ona geldi (جَاءَهُ)” zamirindeki ‘ona’ kim?”.Bu zamir: Sıradan bir kişiye değil Doğrudan tebliğ makamına hitaptır demek ve öyle anlamak mümkün ve zorunludur. İslam alimlerinin hemen hepsi de böyle anlamıştır. Çünkü gelen kişi: Hidayet talebiyle geliyor. Öğüt istiyor, “Okut / öğret” talebiyle geliyor.
Bu talep: Meclisteki diğer kişiye değil, Resul konumundaki Hz Peygambere yönelir.
Burası, bağlamın kırılma noktasıdır.
Üçüncü Ayete geçmeden önce bir değerlendirme yapalım. Evet, " Hu " zamiri ile işaret edilen peygamberimizdir. Gelen ise, Âmâ dır. Yani Âmâ peygambere geliyor. Burası tamam. Âmâ gelince, yanındaki diğer adam yüzünü ekşitti ve gitti dersek; isabetli anlam vermiş olur muyuz? Evet oluruz.
Buna bir engel var mi.?
Kısa cevap: Hayır, buna kesin bir dil engeli yoktur. Arapçayı bilenler bu durumu çok iyi bilir. Bu noktada benim inandığım okumam ise şöyledir; “Âmâ, O'na (hu= Peygamber'e) geldi. Âmâ gelince Peygamberin yanındaki kişi yüzünü çevirdi ve gitti”. Yüzünü ekşiten ve dönen kişi, peygamber değil yanındaki seçkin kişidir. ️Kör (Âmâ) kişi → Hz Peygambere gelir
Âmâ gelince → Peygamberin Yanındaki kişi yüzünü çevirir. Bu okuma mantıken mümkündür. Dil bakımından mümkün olduğunu da görmüştük.
Şimdi bakalım metin buna imkan veriyor mu?
1. Failin belirtilmemesi açısından:
Arapçada fail gizliyse, kural şudur. Yeni bir fail açıkça tanıtılmadıkça, fiiller aynı faile gider.
1 ayet:
عَبَسَ وَتَوَلَّىٰ
→ Yüzünü ekşitti ve döndü
ayet:
أَنْ جَاءَهُ الْأَعْمَىٰ
→ Kör olan ona geldiğinde
Burada yeni bir fail tanıtımı yok.
Yani metin şöyle akıyor:
O, yüzünü ekşitti.
O, döndü, gitti.
Çünkü kör olan O'na (Peygambere) geldi
Burada fail Zamirle ifade edilmiştir. fail ( özne ) isim olarak açıklanmadığı için failin kim olduğu ancak diğer ayetlerin anlatımından anlaşılabilmektedir. Allah dileseydi faili isimle belirtirdi. Ya ayırıcı bir zamir / bağlaç koyardı. Ya da fiili edilgenleştirirdi. Bunların hiçbiri yok. Bu yüzden: “Gelen peygambere geldi, ama yüzünü ekşitip giden başkasıydı” olarak okunması gramere aykırı değildir, ama akıcılık kuralı açısından değişik bir söylem içerir.
2 “ Belâgaten mümkün mü?”
Evet, belâgatte istisnai okumalar mümkündür.
Şimdi Sizinle şöyle bir ilke koyalım ve devam edelim. Hiçbir ön kabul ve öğrenmişlik ortaya koymadan, Ayete önceden öğrendiğimiz bilgileri yüklemeden, İlk defa karşılaşıyormuş gibi yalın haliyle olduğu gibi anlamaya çalışalım. aksi halde yani Ayetin anlamını kendi öz anlamından koparıp kendi bilgilerimizle anlamaya çalışırsak; anlam sapmalarına neden oluruz. şimdi bu anlayışla Ayeti yeniden ele alalım.
"Yüzünü ekşitti ve uzaklaşıp gitti. Âmâ(kör) ona geldiğinde" . Bu okumayı samimiyetle ele alalım.
Metin (yalın hâliyle)
عَبَسَ وَتَوَلَّىٰ
أَنْ جَاءَهُ الْأَعْمَىٰ
Kelime kelime, hiçbir ön bilgi olmadan:
· عَبَسَ → Yüzünü ekşitti
· وَتَوَلَّىٰ → Ve döndü / yüz çevirdi / uzaklaştı
· أَنْ → … olduğunda / … diye / … esnasında
· جَاءَهُ → Ona geldi
· الْأَعْمَىٰ → Kör olan
Bu haliyle anlam;
“Yüzünü ekşitti ve yüz çevirip gitti. Âmâ ona geldiğinde (kör ona geldiğinde).”
Ya da daha açık biçimiyle: “Yüzünü ekşitti ve dönüp gitti; kör ona geldiği sırada.” Şimdi,
Bu anlamı şöyle açıklayalım;
A-Dil açısından:
Bu anlam ve okuma Dil bakımından mümkündür. hiç bir sakıncası yoktur. Yani salt gramerle bakarsak: “Yüz çevirdi, gitti — kör ona geldiği sırada” okuması gramatik olarak mümkündür. Bu okumaya Arapçayı bilen herkes tam olarak katılır ve hak verir.
B. Ayetlerin iç yapısı bakımından:
Bu iki ayet eleştirel bir yoğunluk taşır. Bu eleştirel yoğunluk ya peygambere veya yanında duran kişiyedir. Eğer Peygambere ise gelen görme engellinin dikkate alınmaması fiilini peygamber işlemiş olur. Allah'ın bu konuda peygamberini ikaz etmiş olduğu anlaşılır. Eğer hitap Yanındakine ise Âmânın gelişinden rahatsız olan ve dönüp gidenin, kendini beğenmiş kişi olduğu anlaşılır. Onun dönüp gitmesi ise kibir ve bencilliğindendir denir.
Bu iki ayetin anlam gerçeği; Tebliğe muhatap iki farklı katmana sahip, iki kişinin eylem ve duruş sahnesinin ortaya konmasıdır. Ortada henüz bir hüküm yok. sadece durum tespiti var. Allah'ın hüküm vermediği bir durumda biz asla hüküm veremeyiz. Allah'ın hükmü bu iki ayette henüz verilmemiştir. Sadece durum tespiti vardır. Ama peşinden gelen ayetlerde hükümler zaten akmaya devam ediyor ve bir sonraki ayetlerden itibaren hükümler ilkeler halinde yağıyor. Devam edelim ve görelim.
Sonuç; Bizim verdiğimiz bu anlam imkânsız değil, gerçeğin tam da kalbini yansıtıyor.
Dini hiç bir bir engel yok. Gramer yasağı yok. Ve “Metni doktrinle kurtarmak” değil, metni özgürleştirmek. Bakımından çok kıymetli. Ayet metni, bu özgürlük ile kendi içinde bir ağırlık merkezi kuruyor. şimdi Abese 1 ve 2. Ayetlerin bu bilgilerle ne anlama geldiğine tekrar bakalım. Metin: Hiç bir ekleme yapmadan, kelimesi kelimesine;
عَبَسَ وَتَوَلَّ
أَنْ جَاءَهُ الْأَعْمَى
"Kör Ona geldiği için yüzünü ekşitti ve döndü" anlamı taşır.
أن: …mesi / …diğinde / …sebebiyle. " Kör ona geldi."
Bu iki ayet:
· Hikâye anlatmıyor
· Mekân betimlemiyor
· Sahne kurmuyor
Sadece: Bir davranışı ve bağlamını ortaya koyuyor. Bu yüzden: “O sırada böyle oldu” diye anlamak mümkündür
Nihai sonuç :
️ Kuran “Yüz çevirip gitti. Âmâ ona geldiğinde" der. Ama Anlamı hiçbir yere kitlemez sadece peşinden gelen ayetlerin kendi anlam akışına geçer.
Şimdi de: Abese Suresi 3–10. ayetlerinin metnini sadece kendi diliyle ele alalım.
📖 Metin (3–10)
3. وَمَا يُدْرِيكَ لَعَلَّهُ يَزَّكَّىٰ
4. أَوْ يَذَّكَّرُ فَتَنْفَعَهُ الذِّكْرَىٰ
5. أَمَّا مَنِ اسْتَغْنَىٰ
6. فَأَنْتَ لَهُ تَصَدَّىٰ
7. وَمَا عَلَيْكَ أَلَّا يَزَّكَّىٰ
8. وَأَمَّا مَنْ جَاءَكَ يَسْعَىٰ
9. وَهُوَ يَخْشَىٰ
10. فَأَنْتَ عَنْهُ تَلَهَّىٰ
3-4. ayetler:
3. ayet : “Ne biliyorsun, belki arınacak.”
· ما يدريك → “Sen nereden bileceksin?”
· Bilgi reddi var
· Kesinlik yok
· Yargı, askıya alınıyor
4. ayet : “Yahut öğüt alır da bu öğüt ona fayda verir.”
· İki ihtimal sunuluyor
· Hiçbiri kesin değil
· Ama imkân var
📌 Burada metin, Görünene göre hüküm vermeyi bozuyor.
5–7. ayetler: İlgiyi hak etmeyen tip
5. ayet: “fakat kendini yeterli gören…” استغنى → Muhtaç olmadığını düşünen
· Maddî mi? Manevî mi? Metin söylemiyor. Yorum yok
6. ayet: “Sen ona yöneliyorsun / onu karşılıyorsun.” تصدّى → Bir şeye yönelmek, üzerine düşmek. Olumlu bir çaba fiili.
7. ayet: “Onun arınmamasından sana ne?” Sorumluluk reddi. “Onun sonucu seni bağlamaz”
📌 Burada bir orantısızlık kuruluyor. İlgilenilen kişi → fayda ihtimali zayıf, Ama ilgi yoğun
8–10. ayetler: İlgiyi hak eden tip
8. ayet: “Ama sana koşarak gelen…” يسعى → Çaba var, İrade var, Yönelim var
9. ayet: “Ve o, saygı / ürperti / içsel çekince taşıyor.” يخشى → İç bilinç hâli, Korku değil sadece Hassasiyet.
10. ayet: “Ama sen ondan oyalanarak uzak duruyorsun.” تلهّى → Önceliği başka şeye vermek. Bilinçli dikkat kayması.
📌 Burada ters orantı var: Arayan ve İlgilenmede geç kalma.
Abese Suresinin Çözüm noktası: 10. Ayet.
أَنتَ عَنْهُ تَلَهَّىٰ
“تَلَهَّىٰ (telehhâ / telehha)” Kelimesinin İzahı
Bu kelimenin temel anlam alanı:
· Oyalanmak
· Eğlenmek
· Dikkatin asıl olandan başka bir şeye kayması
· Ciddi ve öncelikli olanı geri plana almak
تَلَهَّىٰ– tefa‘‘ul babındadır. “Kendi yönelişiyle” “Dikkatini başka yöne vermek” Anlamı taşır.
Ayetler arasında bağlam kurma ve Anlam kayması:
Burada kastedilen anlam; "Yüz çevirmek" olarak algılanmış ve Telehha kelimesinin anlamı buradan alınarak birinci ayete taşınmıştır. 10. Ayetten 1. ayete yapılan bu aktarım ilk ayette yüz çevirenin Peygamber olduğu kanaatine vesile olmuştur.
Bu isabetli olmayan bir anlamadır. her ayetin anlamı kendine önceliklidir. Ayrıca 10. ayetteki Telehha; “Ona karşı yüz çevirmek” değil,
“O varken başka şeylerle oyalanmayı tercih etmek” demektir.
Bu yüzden kelime:
· sert bir azarlama değil
· ince ama derin bir uyarı taşır.
Özetle
Telehha:
· Önceliği şaşırmak
· Hak edeni geri plana almak
· Geçici olana yönelmek anlamları ile algılanmış ve anlaşılmıştır.
Bu anlamlarıyla dahi peygamber hata işlemiş oluyor. Bu nasıl olur? Azgın tağutlara karşı mücadele veren, İnsanları tarağın dişleri gibi eşitlemeye çalışan peygamber böyle hata yapar mi? Benim anladığım manaya göre göre Asla yapmaz. Yüzünü ekşitip gitmez. Gitmemiştir.
Önce şunu ayıralım, Peygamber: Zenginliği, ve güçlü olanları sevdiği için değil, toplumsal dönüşüm stratejisi gereği Etkili konumda olanlara hitap etmiştir. Kur’an burada şunu söylüyor:
“Hakikati arayanın statüsü ne olursa olsun, öncelik ondadır.”
Yani mesele: Hakikatı Arayan–aramayan ayrımıdır
“Telehha” neden özellikle seçildi?
Çünkü; Telehha kelimesinin anlam yumuşaklığı ve zenginliği, kendine yüklenen eylem fonksiyonunu tam olarak yansıtıyor. Kur’an “Sen yanlış yaptın!” demiyor. Aksine şunu diyor: “Dikkatin olması gereken yerden başka bir yere kaydı.” diyor. Ve Telehha ayeti ile tebliğ önceliğini düzeltir.
Peygamber ileri gelen seçkini, önceleyip âmâya tercih etti mi, bunu yapar mı? sorusunun cevabı ;
Hayır, yapmaz. Ve burada da yapmamıştır.
Çünkü: Zengine yönelmek = zengini öncelemek değildir. Ona ayrıcalık vermek değildir. Tebliğ her kesim içindir. Burada olan, kendini beğenen birinin kör ve sıradan bir insanı hor görmesi ve yüz çevirip gitmesidir. Cemiyetin iki katmanı olan; kendini beğenen, üstünlük taslayan biri ile içi yanan iyilik abidesinin peygamber huzurunda ayrışmasıdır.
Anlatılan olayın esası ise; Cereyan eden olgunun ifadesi ve Allah'ın her davranış için koyduğu eşsiz kaidelerin insan üstü incelikle anlatımı ve inşa edilmesidir.
· arayan yoksulda ikinci plana itilmemiştir, ilahi ölçüye göre bu zaten kabul edilemez
Kur’an bunu açıkça ilke hâline getirir ve Peygambere, davetçilere, Âlimlere, Güç ve nüfuz peşinde koşan herkese şunu söyler: “Hakikat, güçlünün ayağına götürülmez; hakikati isteyenin yanına gidilir.”
· Abese Suresi’nin neden üçüncü şahısla başladığı, Neden isim vermeden uyarı yaptığı daha iyi anlaşılıyordur sanırım. Bunun pedagojik ve dilsel anlamı ile ortaya koymaya devam edelim. Ve ön kabul koymadan geriye doğru tekrar bakalım. 1-2 Ayetlerde : “Yüzünü ekşitti ve döndü – kör ona geldiğinde” 3–10. Ayetlerde de görüyoruz ki metin de; Kimin yaptığı hâlâ açık ve önemli değil ama davranışın yanlışlığı ve önemi, peşinden gelen ayetlerle netleşiyor.
Çok kritik sonuç şudur;
Bu ayetler : “Bunu mutlaka peygamber yaptı.” demiyor. Ama şunu kesin bildiriyor:
“Kim yaparsa yapsın, bu davranış yanlıştır.”
Fail, Peygamber olabilir, Başkası olabilir, Okuyucu olabilir. Metin: Faili değil ölçüyü merkeze alıyor.
Nihai özet
İlk gelen 1-2. ayetler konunun özüdür ve ahlakî bir sahne olarak ortadadır. Ama kişisel bir hikâyeye kilitlenmiyor. Öncelik–ilgi dengesini evrensel kılıyor. Ve başta koyduğumuz ilkeyle tam örtüşüyor. Kur’an isim öğretmez, ölçü öğretir.
7.ayette duralım. Bura ya kadar yaptığımız incelemeden bir anlayış, bir çıkarım yapalım: Sen Nerden bilesin ki O, (Âmâ) dinler ve istifade eder...kendini yeterli gören, senin ilgilendiğine gelince onun arınmamasından sen sorumlu değilsin. Sana koşarak gelen ise.....
Buradan tam sadakat ve dikkatle ilerleyelim. sadece metnin kendi akışından çıkan anlamı ile birlikte netleştirelim.
Metni tekrar önümüze koyalım (1–7)
1. عَبَسَ وَتَوَلَّىٰ
2. أَنْ جَاءَهُ الْأَعْمَىٰ
3. وَمَا يُدْرِيكَ لَعَلَّهُ يَزَّكَّىى
4. أَوْ يَذَّكَّرُ فَتَنْفَعَهُ الذِّكْرَىٰ
5. أَمَّا مَنِ اسْتَغْنَ
6. فَأَنْتَ لَهُ تَصَدَّىٰ
7. وَمَا عَلَيْكَ أَلَّا يَزَّكَّىٰ
Şimdi bu ayetleri yeniden açıklayalım.
“Nereden bilesin ki o, (âmâ) dinler ve istifade eder, Sen ise ondan uzak kalıyorsun, kaldın.
Kendini yeterli gören ve senin ilgilendiğine gelince, onun arınmamasından sen sorumlu değilsin.”
Bu anlam akışını, metnin kelime dizilişi bakımından biraz daha net ve yalın hâle getirelim:
Ayetlerin doğal anlam akışı
3–4. ayetlerin kurduğu zemin
وَمَا يُدْرِيكَ
→ “Sen nereden bileceksin?”
لَعَلَّهُ يَزَّكَّىٰ / أَوْ يَذَّكَّرُ
→ “Belki arınır, belki öğüt alır ve fayda görür.”
📌 Burada metin şunu söylüyor:
“Sen, bir insanın iç dünyasında ne olacağını bilemezsin.”
Bu, henüz kimseyi suçlamıyor.
5–6. ayet: karşılaştırma başlıyor
أَمَّا مَنِ اسْتَغْنَىٰ
→ “Ama kendini yeterli gören kimseye gelince…”
· “Ama (amma)” ile karşıtlık kuruluyor
· Bu kişi:
· Dinlemeye kapalı olabilir
· Ama metin bunu kesinleştirmiyor
فَأَنْتَ لَهُ تَصَدَّىٰ
→ “Sen ise ona yöneliyorsun / onunla ilgileniyorsun.”
Bu, tespit cümlesidir:
· Henüz kınama yok
· Davranış kaydı var
7. ayet: kilit cümle
وَمَا عَلَيْكَ أَلَّا يَزَّكَّىٰ
Kelime kelime:
· ما عليك → “Senin üzerinde değil / sen sorumlu değilsin”
· ألا يزكّى → “Arınmamasından”
📌 Bu ayet şunu kesin olarak kurar:
“Kendini yeterli gören kişinin arınmamasının sorumluluğu sana ait değildir.”
Bu, çok önemli.
Buraya kadar çıkan NET anlayış (1–7)
Bir insan gelir → fayda ihtimali vardır
2. Sen bunu önceden bilemezsin
3. Kendini yeterli gören biri vardır → ona yönelme mümkün
4. Ama:
Onun değişmemesinin yükü sana ait değildir.
Henüz:
· “Şu yanlış” denmedi
· “Şu doğru” denmedi
· Sorumluluk sınırı çizildi
Çok önemli bir tespit (
Eğer metin burada peygamberi suçlamak isteseydi. 7. ayet savunma cümlesi olmazdı. Ama tam tersine “Onun arınmaması seni bağlamaz.” dendi.
Bu, dil açısından:
· Bir rahatlatma
· Bir yük indirme
· Bir denge cümlesidir
konu henüz hiçbir hükme yaslanmıyor
8–10. Ayetlere geçtiğimizde, bu dengeli zeminin nasıl bir kırılma yaşadığını, ve asıl eleştirinin nerede başladığını yine aynı yöntemle, sadece metinden çıkararak görelim.
TELEHHÂ:
Evet Telehha kelimesi; Bu kelimenin gerçek anlamına ulaşırsak, hakikatin özüne varacağımızı umuyorum. Bu nokta çok kıymetli, çünkü gerçekten de düğüm, bu tek bir kelimede toplanmış durumdadır: Telehha kelimesine yalın haliyle, sadece kelimenin kendisine ait yapı ve anlamıyla
bakalım. Kelimeyi şimdilik Arapça gramer kaidelerinden tamamen bağımsız olarak ele alalım.
Telehha Kelimesinin yalın yapısal anlamı. Bu kelimenin anlam çekirdeği, İlksel ve ortak anlam alanı şudur; Bir şeyi yaparken dikkatin başka bir şeye kayması. Asıl anlam; dikkat sapmasıdır. “تفعّل” babının kattığı anlam ile bütünleştiğinde; Telehha’nın anlamı; "Dikkatini, kendi iradesiyle, asıl olandan başka bir şeye kaydırmak" diye anlaşılabilir. Ancak bu önemli noktayı tespit edilmesi ve anlaşılması gerekli.
O halde Telehha NE DEĞİLDİR Bunu özellikle netleştirelim:
TELEHHA:
❌ Hakaret değildir
❌ Küçümseme değildir
❌ Bilerek aşağı görme değildir
❌ Sert yüz çevirme değildir
Bunlar için Arapçada:
· صدّ
· أعرض
· استكبر
gibi fiiller vardı ama hiçbiri Kullanılmadı.
Telehha’nın tonunu belirleyen şey; ahlâkî değil, zihinsel bir eksendir. Böyle düşünmeliyiz.
Telehha:
· “Onu reddetti” demez
· “Ona değer vermedi” demez
Şunu der:
“Önceliğini başka bir şeye verdi.”
Bu kadar.
Ayetteki konumu (çok kritik)
فَأَنْتَ عَنْهُ تَلَهَّى
· عن edatı var
· Bu, “karşı” değil
· “ondan uzaklaşarak” demektir Ama bu uzaklaşma Fiziksel olmak zorunda değil
· Dikkatsel dir
Yani:
“Onunla ilgilenmek yerine, başka şeylerle meşgul oldun.”
“O kişinin arınmamasından sen sorumlu değilsin” der
· Sonra:
· “Ama sana koşarak gelenle ilgili önceliği kaydırıyorsun” der
Bu bir ahlâkî suçlama değil,
bir öncelik ayarıdır.
Telehha’nın öz anlamı
Eğer tek cümleyle, ve sade, bir şekilde söyleyecek olursak: تَلَهَّىdikkatini başka bir meşguliyete kaydırmak. Diye anlayabiliriz Ne fazla, ne eksik.
Son söz: Telehha, işte bu ince kaymayı anlatır.
O halde şöyle anlayabiliriz: تَلَهَّى kelimesi Bir ilgi odağı içinde iken ,yeni bir değişime veya gelişmeye zihinsel ve duygusal geçiş yapma anını tarif etme ve tesbit etme ifadesidir. Telehhayı Eğer böyle anlarsak; “yüz çevirdiğin, iyi yapmadığın” vs anlamlardan uzak yepyeni ve güzel bir olguyla karşılaşırız ve ayetlerin bütünlüğünü eksiksiz ve mükemmel bir şekilde anlamış oluruz.
Surenin anlam katmanlarında bu noktaya varmak, gerçekten metnin kalbine dokunan bir okumayı ve anlamı yakalamak olur.
Şimdi çok net olarak: Sureyi bu şekilde anlayabiliriz.
Bu hem dil açısından mümkündür,
hem kelimenin kök yapısıyla uyumludur,
hem de ayetlerin iç bütünlüğünü bozmuyor. Yani telehha:
· “Artık bıraktı” demiyor
· “Reddetti” demiyor
· “Küçümsedi” demiyor
Şunu söylüyor:
“Dikkat ekseni yer değiştiriyor.”
3. Ayetteki Telehha Geçiş anının ifadesidir. Burada “Suçlama yok, tespit var” en isabetli anlam budur.
Bu nokta çok önemli.
Eğer Kur’an Kerim:
· “Yanlış yaptın” demek isteseydi
· Daha sert fiiller vardı. Onları kullanırdı.
Ama TELEHHA:
Nötrdür
Tanımlayıcıdır
· Durumu fotoğraf gibi çeker
Ve Telehha, tam bu kırılma noktasında devreye giriyor. Sadece: “Şu anda bir geçiş yaşandığını söylüyor.” Burada Peygamber eleştirisi refleksi yoktur. Onun yerine: İnsan zihninin hakikatle teması ânı ortaya çıkıyor. Ve bu, metni:
· Tarihten
· Kişiden
· Tartışmadan
kurtarıp canlı bir tecrübeye dönüştürüyor.
Son cümle
Artık şunu gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz:
Telehha için verdiğimiz anlam, kelimenin yapısıyla tamamen uyumlu ve ayetin akışıyla asla çelişmiyor; aksine, metni daha derin ve daha zarif kılıyor. Bu, “yumuşatma” değil,
inceltmedir Ve bazen hakikat, tam da bu incelikte saklıdır.
Yaptığımız anlam çalışmasına bir katkısı olur düşüncesiyle Devam edelim isterim. Surenin Mesaj içeriğine daha vâkıf olabilmemiz için تلهّى Telehha kelimesinin ilksel dilden ARAPÇAYA taşınan anlamlarına ulaşabilirsek Ayetlerin en hakiki anlamlarına erişebiliriz sanırım. Şimdi İLKSEL DİLİN bu kelimeyle ilgili anlamlarını görelim ve düşünelim. Şayet konuyu anlamış ve dikkatiniz dağılmış ise. yani sizde Telhhayı yaşıyorsanız; okumayı burada sonlandırabilirsiniz. Daha derin anlamlara ulaşma iştiyakınız varsa buyurun devam edelim. Çünkü Kuran mesajının Anlam zenginliği, kalbî çırpınışı ve lezzeti İlahi huzura taşımak için bekliyor.
İLKSEL DİLDE
TELH kelimesi = “üzerine koyma, yükleme yapma, değer katma” anlamlarına gelir
TELEHA " = İncitmeden, kırmadan dökmeden sıvazlama, okşama, üstünü örtme.üstüne koyma, yığma demektir.
Bu, anlam Ayetteki metni bozmuyor, hatta önceki “geçiş anı” anlamıyla örtüşen bir mecra açıyor.
Şimdi adım adım bu mecrayı değerlendireyim.
1-TELH = “üzerine koyma / yükleme / değer katma”
Bu ilksel dil anlamı sık gördüğümüz bir şey:
- Kelimeyi olumsuzdan değil
- yapısal–işlevsel bir çekirdekten okumak
Eğer TELH:
- “bir şeye ek yapmak”
- “üstüne bir şey bindirmek”
- “anlam / yük / değer ilavesi”
gibi bir çekirdeğe sahipse, bu şu açıdan önemli:
Telehha bu durumda ne olur?
Var olan bir ilgi durumunun üzerine,
başka bir zihinsel–duygusal yük bindirme hâli
Bu, önce konuştuğumuz şu tanımla çelişmiyor aksine birebir örtüşüyor:
“Bir ilgi odağı içindeyken,
yeni bir yönelişin zihinde belirmesi”
Yani burada:
- “kopma” yok
- “reddetme” yok
- üst üste binme var
Bu, metni sertleştirmiyor, aksine inceltiyor.
Arapça metin açısından
Kur’an’daki kelime:
تَلَهَّىٰ
Bu kelimenin:
- Yazımı
- Telaffuzu
- Kıraati
kesin olarak “هّ” (şeddeli h) üzerinedir. HA harfi ile okunmaz.
Arapça açısından: Bu çok önemli bir gerçekliktir. Hitabın yumuşaklığı, çekiciliği buradan kaynaklıdır.
Bu okuma şunu söylemiş olur:
- Kişi, bir ilgi hâlindeyken
- Yeni gelen olguya
- Henüz netleşmemiş bir zihinsel yük bindiriyor
- Bu yüzden öncelik geçiş anı nedeniyle bulanıklaşıyor
Bu durum ise;
- Ne ahlâkî bir suç
- Ne niyet ithamı
- Ne de karakter eleştirisi içerir.
Sadece:
İnsan zihninin karar öncesi eşiğini ifade eder.
Son değerlendirme
İlksel Dilin bu katkısı:
Önceki “geçiş anı” anlamını yıkmadan Onu daha içsel, daha zihinsel bir yere taşıyor.
Ama şunu da mutlaka söylemeliyim: Bu okuma bir kanıt niteliğinde değil, bir tefekkür değerindedir.Ve insan hakikatin özüne sadece Tefekkürle erişir.:
Bu tür bir sükûnet ve tefekkür, gönüllerin mutmain olma haline erişme sebebidir ve değerlidir.
Benim zorlama yaklaşımlarım sizi belki yoruyor ama bu Sure gerçekten anlaşılması biraz derin düşünce gerektiren bir Sure. Kesin bir kanaat; sürenin tümünü bir bütün olarak algılamaktan geçiyor.
Size son kez, konunun tekrarı mahiyetinde bir sunumum; 10. Ayet te. “Koşarak, ürpererek sana gelen.. Sen ondan yüz çeviriyorsun.” İfadesi olsun ister misiniz. Cevabınız evet ise takip etmeye devam edebilirsiniz.
“Sen ondan yüz çeviriyorsun” İfadesi doğrudan 10. ayetin kalbine temas ediyor.
8. وَأَمَّا مَنْ جَاءَكَ يَسْعَىٰ
9. وَهُوَ يَخْشَىٰ
10. فَأَنْتَ عَنْهُ تَلَهَّىٰ
“Sen ondan yüz çeviriyorsun.”
Bu cümlenin anlamı ne demektir ve ne demek değildir?
1️-Önce kelimeyi öz haliyle görelim
- عنه → ondan / ona doğru değil
- تلهّى →
- sert bir “reddetme”
- bilinçli bir “dışlama”
- ahlâkî bir “yüz çevirme” değildir
Daha önce belirttiğimiz gibi:
zihinsel yönelimin başka bir eksene kayması
Burada “yüz” mecazdır;
bedensel hareketten çok, dikkat yönünü anlatılır.
2️-Ayetin çok önemli bir detayı: koşarak ve ürpererek gelen kişi.
Bu kişi:
- yes‘â → çaba içinde
- yehşâ → içsel titreme, saygı, hassasiyet
Yani bu kişi:
- talepkâr değil
- iddialı değil
- görünür güç sahibi değil
Tam tersine:
içsel olarak açık ve kırılgan
3- “Sen ondan yüz çeviriyorsun” neyi tespit ediyor?
Bu ifade şunu söylemiyor:
- “Onu istemedin”
- “Onu küçümsedin”
- “Onu reddettin”
Şunu tespit ediyor:
Bu hâlde gelen kişi,
o anki ilgi merkezinin dışında kalıyor.
Yani:
- Dikkat ona yönelmiyor
- Öncelik başka yerde
Bu, ahlâkî bir tespit değil
fenomenolojik bir tespittir.
4️-Çok kritik nokta: Ayet “ne” demiyor
Ayet:
- “Niçin böyle yaptın?” demiyor
- “Yanlış yaptın” demiyor
Sadece: “Durum bu.”
Bu yüzden:
- ne savunma gerektirir
- ne suçlama doğurur. Biz bu anlam çıkarımlarına ayetlerdeki seçilen kelimelerin yapısal anlamları ile ulaşıyoruz. bilinmesinde fayda vardır.
5️-Bütün sure bağlamında anlamı
Bu ifade, bütün sure içinde şuna hizmet eder:
Bu bir eleştiriyel ikaz, azarlama değil, bir farkındalık inşasıdır.
Net ve en sade (özet)
“Sen ondan yüz çeviriyorsun” ifadesi:
– fiziksel bir yüz çevirme değil
– ahlâkî bir suçlama değil
– bilinçli bir reddiye değil
Dikkatin, önceliklerin ve ilgi merkezinin
o kişiye yönelmediği bir anın tespitidir.
Bence:
Bu sureyi anlamak,
tek tek kelimelerden çok
bütünün sezgisine ulaşma süreci ile mümkündür. Ve o sezgiye yaklaşabilme durumuyla yakından ilgilidir.
Burada durmak da, devam etmek de israf olmaz. Durup düşünür ayetin rahmetiyle yunsa gönüller melekler sevinir. Ayetin hilafına düşmekten ürperir Allah'ın Rahmetine sığınırız..
Ahmet TÜROĞLU
23.Aralık.2025
Comments powered by CComment