KUR'AN ve MAYMUN OLAN İNSANLAR

 

        Allahü Teâlâ, deniz kenarında yaşayan Yahudi toplumuna, elçisi Davut (a.s.) (M.Ö. 1040-1070) vasıtasıyla Cumartesi günleri balık tutma yasağı koymuştu. Yahudiler, Allah’ın bu emrini çiğnediler ve Allahü Teâlâ da onları “Maymun olunuz” emriyle maymuna çevirdi. Böylece maymun oldular.

       Kur'an-ı Kerim bu konuyla ilgili olarak Bakara Suresi 165. ayet, Arâf Suresi 166, 167 ve 168. ayetler ile Maide Suresi 60. ayette olmak üzere üç surede detaylı bilgiler vermektedir. Bu ayetlerin öncesinde ve devamında bulunan ayetler, İsrailoğulları ile ilgili çeşitli bilgilerin yanı sıra, maymuna dönüştürüldüğü kabul edilenler hakkında da çeşitli hükümler ve bilgiler içermektedir. İsrail oğullarından bir grup asi insan, işledikleri itaatsizlik nedeniyle Allah tarafından maymuna dönüştürüldü mü? Ayetlerin anlam ve tefsirlerine bakarak konuyu inceleyelim.

Ayetler:

1- Bakara Suresi, 165. Ayet

وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ الَّذِينَ اعْتَدَوْا مِنكُمْ فِى السَّبْتِ فَقُلْنَا لَهُمْ كُونُوا قِرَدَةً خَاسِئِينَ

“Şüphesiz, siz içinizden Cumartesi yasağını çiğneyenleri bilirsiniz. Biz onlara, ‘Aşağılık maymunlar olun’ demiştik.” (Diyanet Meali, Yeni)

2- A'râf Suresi, 166, 167, 168. Ayetler

فَلَمَّا عَتَوْا عَمَّا نُهُوا عَنْهُ قُلْنَا لَهُمْ كُونُوا قِرَدَةً خَاسِئِينَ

“Yasaklandıkları şeylerden vazgeçmeye yanaşmayınca da onlara, ‘Aşağılık maymunlar olun’ dedik.” (Diyanet Meali, Yeni)

وَإِذْ تَأَذَّنَ رَبُّكَ لَيَبْعَثَنَّ عَلَيْهِمْ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ مَنْ يَسُومُهُمْ سُوءَ الْعَذَابِ

“Rabbin, kıyamet gününe kadar onlara en ağır cezayı verecek kimseleri üzerlerine göndereceğini bildirmişti.” (Diyanet Meali, Yeni)

وَقَطَّعْنَاهُمْ فِي الْأَرْضِ أُمَمًا مِّنْهُمُ الصَّالِحُونَ وَمِنْهُمْ دُونَ ذَٰلِكَ وَبَلَوْنَاهُم بِالْحَسَنَاتِ وَالسَّيِّئَاتِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ

“Onları grup grup yeryüzüne dağıttık. İçlerinden bazıları iyi kimselerdir, bazıları ise böyle değildir. Bu sonuncuları, belki dönüş yaparlar diye iyi durumlarla da kötü durumlarla da imtihan ettik.” (Diyanet Meali, Yeni)

3- Mâide Suresi, 60. Ayet

قُلْ هَلْ أُنَبِّئُكُم بِشَرٍّ مِّنْ ذَٰلِكَ مَثُوبَةً عِندَ اللَّهِ مَن لَّعَنَهُ اللَّهُ وَغَضِبَ عَلَيْهِ وَجَعَلَ مِنْهُمُ الْقِرَدَةَ وَالْخَنَازِيرَ وَعَبَدَ الطَّاغُوتَ أُو۟لَٰئِكَ شَرٌّ مَّكَانًا وَأَضَلُّ عَن سَوَاءِ السَّبِيلِ

“De ki: ‘Allah katında cezası bundan daha kötü olanları size haber vereyim mi? Onlar, Allah’ın lanetlediği ve gazabına uğrattığı, içlerinden maymunlar ve domuzlar çıkardığı kimseler ile şeytana tapan kimselerdir. İşte bunların yeri daha kötüdür ve onlar doğru yoldan daha çok sapmışlardır.’” (Diyanet Meali, Yeni)

        Yukarıdaki ayet meallerinde açıkça ifade edilen husus; Allahü Teâlâ’nın emirlerine karşı gelen Yahudi toplumunu, “Maymun olunuz” emriyle maymuna çevirdiğidir. En son ayet mealinde ise bu emrin hem maymuna hem de domuza dönüştürülmesi, “Aşağılanmış maymun ve domuz olunuz” şeklindeki anlamlandırma ile ifade edilmektedir.

        Özetleyecek olursak, bir mümin bu ayet meallerini okuduğunda, Yahudilerden bir grup insanın maymuna dönüşüp maymun olduklarını anlar. Bu gerçeklik Kur’an ayetinde geçtiği için de buna iman eder. Bu, her müminin şeksiz, şüphesiz inancı ve duruşudur. Mümin, yaşamını tertemiz bir çizgide bu inanışıyla sürdürürken karşısına çıkan sorularla yüzleşmeye başlar: Allah insanları bu dünyada maymuna çevirir mi? Maymuna dönüşen insanlara ne oldu? Nesilleri maymun olarak mı devam ediyor? Şu anda yaşayan maymunların bir kısmı onlar mı? vb.

        İslam âlimleri bu ve benzeri soruları daha geniş bir şekilde sorgulamış, incelemiş ve çok uzun, detaylı araştırmalar sonucunda görüşlerini eserlerinde açıklamışlardır. Kur’an’ı tefsir eden âlimler bu konuda başlıca iki önemli farklı görüş beyan etmişlerdir. Bu iki görüşe kısaca değinip konumuza devam edeceğiz.

      1. Görüş

        Evet, Allah, Cumartesi yasağına uymayan Yahudilerden bir grubu “Maymun olunuz” emriyle maymuna çevirmiştir. O insanlar bedenen (fiziksel olarak) maymun olmuşlardır. Bu görüşte olanlar, maymuna dönüşenlerin üç gün yaşadıklarını ve sonra öldüklerini belirten detaylı bilgiler verirler. Bu bilgilere çeşitli tefsir ve meal kitaplarından ulaşılabilir. Sahabeden İbn Abbas, talebesi Mücahit ve çok sayıda müfessir bu görüştedir.

       2. Görüş

        Bu görüşte olanlar, maymun olma durumunun mecazi olduğunu, bu ayetlerde geçen maymun ifadesinin ahlaken ve ruhen bir aşağılanma olduğunu; maymunlaşmanın bedenen değil, ahlaki olarak yozlaşma anlamına gelebileceğini söylemişlerdir. Bu görüşü savunanlar arasında Keşşaf adlı tefsirin sahibi Zemahşeri (v. 1144), Fahreddin Razi (v. 1210), El-Bahrul Muhit adlı tefsirin sahibi Ebuttayyan el-Endülisi ve son dönemin âlimlerinden Seyyid Kutub gibi pek çok müfessir bulunmaktadır. Yine, bu görüşle ilgili daha geniş bilgi edinmek isteyenler, çeşitli eserlere kolayca ulaşabilirler. Biz ise üzerinde çalıştığımız esas konuya devam edelim.

        Açıklamalarda görüldüğü gibi, maymun olan Yahudilerle ilgili ayetleri tefsir eden ulema (âlimler) istisnasız "Kıredeten" (قردة) kelimesini "maymun" olarak tercüme etmişlerdir. Bu anlamı tercih etmelerinin sebebi, "Kıredeten" kelimesinin "maymun" anlamının diğer anlamlarına baskın gelmesiydi. Birkaç anlamdan biri olan "maymun" anlamı esas alınınca, ayetten doğal olarak muhatapların maymunlaştıkları kanaatine varıldı. Kelimeye verilen bu anlamlandırmadan sonra, ayetlerle ilgili yürütülen bütün fikirler ve yapılan tefsir açıklamaları başka mecralarda akıp gitti.

        Şayet Arapçada "Kıredeten" (maymun) kelimesinin etimolojik araştırması yapılsaydı, bu ayetlerde geçen kelimenin çok daha farklı anlamlarda kullanıldığını görmek mümkün olacaktı. Ancak İslam tarihinde ve hatta bütün dillerde, dil bilimi üzerinde son yüzyıla kadar yapılan çalışmalar yok denecek kadar az olmuştur. Bu olgu, bizim Kur’an-ı Kerim’i Peygamberimiz (S.A.V.)’in bize tebliğ ettiği manada anlamamızı zorlaştırdı.

        Allah-ü Teâlâ, Kur’an-ı Kerim’i Arapça olarak göndermiştir. Hz. Peygamber devrinde konuşulup anlaşılan, ilahi ifadeleri aktaran ayetlerdeki kelimeler, sonraki zamanlarda günlük yaşamın pratiğinde kullanılırken anlam kaymalarına ve genişlemelerine uğrayan Arapça ile izah edildi. Neticede, az da olsa isabetli olmayan anlayışlara zemin hazırlandı. Zorunlu olarak yaptığımız bu açıklamadan sonra biz yine konumuzu incelemeye devam edelim.

AYETLERİN ANLAMI VE KELİMELERİN TAHLİLİ

Bakara Suresi: 65. Ayet

KİREDETEN (قردة) Kelimesi:

1- Arapçada:
"Kiredeten" (قردة) kelimesi Arapçada "maymun" anlamında kullanılır. Ancak Güney (Yemen) Arabistan bölgesinde; yaramaz çocuk veya aşağılanan kişileri ifade etmek için de kullanılır. Kuzey Arabistan’da ise yine insanlarla alay etmek için kullanılan bir terimdir. Arapçanın tarihi derinliklerine indikçe, bölgede hüküm sürmüş kavimlerin dilleriyle eşleştiği görülür. Bu eşleşme, kelimelerin ortak anlamlarına zenginlik katmış ve Arapçada şekillenen yeni kelimeler, taşıdıkları anlamın dokusunu ve kokusunu hissettirmiştir. "Kiredeten" kelimesi de bunlardan biridir.

2- İbranice:
"Kered" maymun demektir. Aynı zamanda "iğnenin deliği" anlamında da kullanılır.

3- Akadca:
"Ukud", "Gordu" güçlü ve cesur anlamına gelir. Ayrıca "maymun" anlamı da vardır.

4- Adığabze (Adige Dili):

  • "Kıret" = Vermek
  • "Kırideten" = Başıboş bırakılmak, salıverilmek, yularını çözmek
  • "Kıretekun" = Dağıtmak, serpmek, serpiştirmek
  • Günümüzde "maymun" anlamı yoktur.

        KİRDETÜN kelimesi, yukarıda görüldüğü gibi Sami dillerinde de kullanılmakta olup maymundan başka anlamları da ifade etmektedir. Bu da kelimenin İslam’dan önce bilindiğini ve değişik anlamlarda kullanıldığını gösterir. Ayetlerin nazil olduğu dönemde sahabe bu kelimeyi biliyordu. O gün toplumu oluşturan etkin kabilelerden başlıca yedi lehçenin hâkim olduğunu da bildiğimize göre, acaba ayetlerde ifade edilen bu kelime hangi lehçede ve hangi anlamda kullanılmıştır?

        Kiredeten kelimesinin geçtiği surede, ayetlerden önce ve sonra gelen ayetlerin anlamları bütüncül olarak incelendiğinde, kelimeye iki şekilde anlam verilmesinin mümkün olduğu görülür:

  1. Kur’an yedi harf üzerine inmiştir. Kolayınıza geldiği şekilde okuyunuz hadis-i şerifini dikkate alarak ve ayetlerin anlam bütünlüğüne ulaşabilmek için Güney Yemen lehçesini tercih ederek kelimeye mecaz anlamında mana verilmesi. Olması gereken birinci yol budur.
  2. Daha isabetli olan ise: Adige dilinde, ayetlerin anlamını birebir karşılayan ve tüm ayetlerin anlam derinliğine inen, Yahudilerle ilgili cezaların tarihi süreçlerini tek bir kelimenin içinde ifade edebilen "Kiredeten" kelimesinin "başıboş bırakılarak dağıtma" anlamını dikkate alarak ayete "maymun" dışında bambaşka bir anlam vermek ve ayetleri bu doğrultuda düşünmektir.

        İkinci yol, en isabetli ve ayetlerin özüne en uygun yoldur. Arap coğrafyasını ve bölgedeki diğer ülkeleri içine alan, Afrika kıtasını kapsayan pek çok dille ortak özellikleri taşıyan bu dilin, tarihi süzgeç içinde Güney Yemen’de bulunan Curhumiler tarafından Arapçaya pek çok kelimesinin taşındığı sıkça karşılaşılan bir durumdur. "Kiredeten" kelimesinin bölgede yaşamış olan Hud ve Semud kavmi ile diğer bölge sakinleri tarafından Adigece’deki "dağıtma" anlamında kullanıldığı ve bu yolla Arapçalaştığı kanaatindeyim. Kur’an’da Hud ve Semud kavmiyle ilgili geçen çok sayıda kelimenin, Adige dilinde günümüzde birebir aynen kullanıldığına şahit oluyoruz.

        Ayetlerde geçen "Kiredeten" kelimesi, fiziksel maymun olma anlamında değildir. Mecaz anlamı verilmesi daha uygundur. Ancak mecaz anlamı verilse de ayetlerin bütüncül anlamı yine de tam olarak karşılanmamaktadır. Çünkü ister mecazi, ister bedenen olsun, ayetlerde "maymun olma" emri yoktur. Allah’ın emrini terk eden Yahudilerin "yeryüzüne aşağılanmış olarak dağıtılması" emri vardır. Benim ulaştığım anlam budur.

Ayetlerin mealleri ise şöyledir:

MEALLER

1- Bakara 65. Ayet:

وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ الَّذِينَ اعْتَدَوْا مِنكُمْ فِي السَّبْتِ فَقُلْنَا لَهُمْ كُونُوا قِرَدَةً خَاسِئِينَ

"İçinizden Cumartesi günüyle ilgili avlanma yasağını çiğneyenleri bilirsiniz. Bu yüzden onlara, hüsrana uğramış aşağılıklar olarak (yeryüzüne) dağılınız, dedik."
(Ahmet Türkoğlu Meali)

2- A’râf 166. Ayet:

فَلَمَّا عَتَوْا عَن مَّا نُهُوا عَنْهُ قُلْنَا لَهُمْ كُونُوا قِرَدَةً خَاسِئِينَ

"Yasaklanan şeyleri yapmakta direndikleri zaman; aşağılanmış olarak (yeryüzüne) dağılınız, dedik."
(Ahmet Türkoğlu Meali)

A’râf 167. Ayet:

وَإِذْ تَأَذَّنَ رَبُّكَ لَيَبْعَثَنَّ عَلَيْهِمْ إِلَىٰ يَوْمِ الْقِيَامَةِ مَن يَسُومُهُمْ سُوءَ الْعَذَابِ

"Böylece Rabbin onlara, kıyamet gününe kadar kendilerine en ağır cezayı verecek kimseleri üzerlerine göndereceğini bildirmişti."
(Ahmet Türkoğlu Meali)

A’râf 168. Ayet:

وَقَطَّعْنَاهُمْ فِي الْأَرْضِ أُمَمًا مِّنْهُمُ الصَّالِحُونَ وَمِنْهُمْ دُونَ ذَٰلِكَ

"Onları grup grup yeryüzüne dağıttık. İçlerinden bazıları iyi kimselerdi, bazıları ise öyle değildi. Bu sonuncuları, belki dönüş yaparlar diye iyi ve kötü durumlarla imtihan ettik."
(Ahmet Türkoğlu Meali)

        Peşpeşe gelen bu ayetlerde;Allah, cezaya çarptırılanların gurup gurup yeryüzüne dağıtıldıklarını ve kendilerine en ağır cezayı verecek kimseleri üzerlerine göndereceğini  bildirmektedir.Eger Allah onları maymuna çevirdi ise bu ayetler kimin içindir.ayetlerin muhatabı maymuna dönüşmüş insanlar olmayacağına göre; ayetlerin anlamı "maymun olunuz" değil, "yeryüzüne dağılınız" ifadesidir.

3- Maide 60. Ayet:

قُلْ هَلْ أُنَبِّئُكُم بِشَرٍّ مِّن ذَٰلِكَ مَثُوبَةً عِندَ اللَّهِ مَن لَّعَنَهُ اللَّهُ وَغَضِبَ عَلَيْهِ وَجَعَلَ مِنْهُمُ الْقِرَدَةَ وَالْخَنَازِيرَ

"De ki: Allah katında daha şiddetli bir cezayı hak edenleri size söyleyeyim mi? Onlar, Allah’ın lanetledikleridir. Onlar, Allah’ın gazap ettikleridir. Ve azgın güçlülere taptıkları için Allah’ın (yeryüzüne aşağılanmış olarak) dağıttıkları, döküp saçtıkları pis ve açgözlü kimselerdir. Bunlar, durumu en kötü olanlar ve doğru yoldan en fazla sapanlardır."
(Ahmet Türkoğlu Meali)

                       ÖZET

        Allah-u Teâlâ, Davut (AS) zamanında (M.Ö. 1040-1070), Yahudilerden deniz kenarında yaşayan bir topluma, Cumartesi günleri balık tutmayı yasaklamıştır. Yahudiler, Allah’ın bu yasağına uymamış ve yasağı çiğnemişlerdir. Allah-u Teâlâ da emrine karşı gelen bu Yahudi toplumunu cezalandırmıştır.

        Bu cezalandırmayla ilgili ayetleri yukarıda gördük. Kur’an-ı Kerim meallerinde ve tefsirlerinde, âlimlerin bir kısmı bu cezanın insanları maymuna dönüştürerek verildiğini, insanların Allah’ın cezalandırmasıyla bedensel olarak maymun olduklarını söyler. Bu görüşte olmayanlar ise verilen cezanın bedenen değil, karakterlerin değiştirilmesiyle verildiğini, yani insanların maymun olmadıklarını, maymun huylu yapıldıklarını ifade ederler.

        Konuyla ilgili ayetler bir bütün olarak değerlendirildiğinde, her iki görüşün de tarihî gerçeklik, Kur’an öğretilerinin sunduğu hayatın akışı ve ayetler arasındaki anlam bağı açısından yeterli bir izah sunmadığını söyleyenlerin sayısı da az değildir. Bu meallerin müminlerin gönlündeki feraset halkasında yer bulmadığını söyleyenler, ayetlerin anlamlarını açıklamakta da yeterli bir bilgi sunamadıkları için konu mübhemliği (izah edilemezliği) içinde devam etmektedir.

        Bizim tespit ettiğimiz üzere, ayet-i kerimede geçen KİREDETEN kelimesine "dağıtma" anlamı verildiğinde, insan hayatının ilahî yaratılıştaki değişmez bütünlüğü içinde kesintisiz devam ettiği ve ayetlerdeki anlam ahenginin düzen ve uyum içinde olduğu açıkça görülür. Yine bu ilahî emrin“yeryüzüne gruplar hâlinde aşağılanmış olarak dağıtılma” emrinin, tarihî akış içinde mucizevi bir olguyla nasıl gerçekleştiği ortaya çıkmaktadır.

        Ayetlerin işaret ettiği tarihî olayda، cezalandırılan Yahudilerin hayat serüvenine bakıldığında, Allah’ın emrinin nasıl tecelli ettiğine hayretler içinde şahitlik ederiz. Ayetler arasında hiçbir anlam kopukluğu olmaksızın, Yahudilere verilen cezanın (aşağılanmış olarak yeryüzüne dağıtılma cezasının) mahiyeti anlaşılır. Kıyamete kadar, her zaman diliminde gerçekleşecek ilahî cezanın, kötülükte direnenler için devam ettiği gerçeği görülür. Bütün bu gerçeklikleri hissederek yaşamak, Allah’ın gönderdiği ayetlere en doğru manayı vermekle mümkün olur.

        Yahudiler hakkında aşağılanmış olarak dünyaya gruplar hâlinde dağıtılma ve her dönem onlara eziyet edecek bir gücün başlarından eksik olmayacağı cezası, Allah’ın emrine dönmedikleri sürece günümüze kadar devam etmiş midir? Yahudi tarihine bakmak, bize yeterince fikir verir. Yahudi veya Müslüman olsun, Allah’ın kanunundan sapanlar, O’nun emirlerini çiğneyenler, yaratıcının vaat ettiği akıbeti mutlaka yaşarlar. Toplumların çöküşü, tarihî göçler bunun örnekleriyle doludur.

        Güçlü azgın zorbaların yanında duranlardan değil, kovulmuş sapıkların safında yer alanlardan değil, Yüce Mevlâm! Senin yolunda olma niyazımızı kabul eyle. Amin.

                                                                                                                 Ahmet TÜRKOĞLU
                                                                                                                     27 Mart 2025

   EK BİLGİ:

  HINZIR (خنزير) Kelimesi Üzerine İnceleme

  HINZIR (خنزير) kelimesi:

  1. Eski Mısır’da: Olumsuzluk ifade ediyordu ve “Sİ” (SHA) olarak yazılıp okunuyordu.
  2. Mezopotamya’da: Sümerler domuz için “ŞAH” okunuşu olan logogramı kullanıyordu. Akadlar ise “SAHU” (ŞAHU) diyorlardı.
  3. Eski Çin’de: “SHİ” sesiyle ifade edilen Çin yazı karakteri domuz anlamında kullanılmıştır.
  4. Adığece de: “ŞHA” kelimesi “baş” demektir. Domuzla ilgisi yoktur. Ancak bu dillerde ortak olarak kullanılan ŞHA kelimesi, günümüzde Adığece dilinde “baş, kafa” anlamında kullanılmaktadır. Domuzun kafasının büyük oluşu, acaba isimlendirmede etken midir?
  5. İbranicede: “Hazır” veya “Hazir” kelimesi domuz anlamına gelir. Bazen aşağılayıcı anlamda kullanılır.
  6. Arapçada: HINZIR (خنزير) kelimesi domuz demektir. Aynı zamanda pis, kötü, açgözlü gibi anlamlarda da kullanılır.

        İncelediğimiz Maide 60. ayetinde geçen HINZIR kelimesini, Arapça’da kullanılan "açgözlü, kötü" anlamında aldığımızı ve ayete bu şekilde anlam verdiğimizi belirtmek isterim.

        Ayetlerde geçen KİREDETEN kelimesinden sonra gelen HASİİN (aşağılanmış) kelimesi ile Maide 60. ayetinde geçen HINZIR kelimesi eş anlamlı olup, her ikisi de “aşağılanmış olarak” diye tercüme edilmiştir

 

 

 

Comments powered by CComment