FİRAVUNUN UZAY ARACI " SARHAN "
Hz Musa (as) ın Allah tarafından Peygamber olarak görevlendirilmesi, doğduğu andan itibaren İlahi himaye ile koruma altına alınması, Firavun düzeninin yıkılıp insanlığın yeniden inşa edilmesi için özenle yetiştirilmesi evreleri; Kuran ayetlerinde eşsiz bir anlatım düzeni içinde sunulmaktadır.
Kuran Ayetleri Hz Musa ile sunulan ilahi mesajlarında; İnsanlığı kıyamete kadar şekillendirecek olan ilke ve inkılaplarını, saray ve halkın (Yönetici ve toplumların) duruşları bağlamında açıkça ortaya koymaktadır. Bu ilahi ilke ve mesajlar sadece tarihi bir anlatımdan ibaret değildir. Aksine İnsanlığın, hayatın akışı içinde durması gereken yeri, yaratıcısına yönelmesi hususunda ki tercihlerini, yaşamını nasıl şekillendirmesi gerektiğini, mucizelerle yüklü ayetlerde ifade ve emredilmektedir.
Hz Musa'nın doğumundan itibaren başlayan, hikmet, ibret ve mucizelerle yüklü Risalet hadisesini ve Onun İlahi öğretisini tefsir kitaplarında bulmak mümkündür. Ayetler okunmak ve anlaşılmak üzere özellikle müminleri bekliyor...
Bu çalışmamızda biz; Risalet döneminin sadece bir anını, bir zaman dilimini, Kuranın anlatımı ve Firavunun söylemi ile bir başka bakış penceresinden ortaya koymaya çalışacağız. Ayetlerde geçen kelimelerin Arapça anlamlarını en eski kaynağına kadar götürüp incelediğimizde, bizi hangi düşünce ikliminde gezdireceğine birlikte bakalım istiyoruz. Önce Ayet metni ve mealleriyle başlayalım.
بسم الله الرحمن الرحيم
وقال فرعون ياهامان ابن لى صرحا لعلى ابلغ الاسباب اسباب السماوات فاطلع الى اله موسى وانى لاظنه كاذبا وكذالك زين
لفرعون سوء عمله وصد عن السبيل ومل كيد فرعون الا فى تباب
<<Firavun: "Ey Haman, bana yüksek bir kule yap. belki yollara, göklerin yollarına erişirim de Musa'nın tanrısını görürüm. Doğrusu ben Onu yalancı sanıyorum. dedi". Böylece firavuna yaptığı kötü iş süslü gösterildi ve yoldan saptırıldı. Firavunun tuzağı tamamen boşa çıktı.>> Mümin suresi 36-37. Diyanet Meali.
<<Firavun: "Ey Haman, benim için beni taşıyacak ve onunla engelleri aşabileceğim bir araç yap. Gökyüzünün engellerini,(sebeplerini) aşarak beni taşıyacak bir şey yap ki; Musa'nın İlahına ulaşıp Onun ne olduğunu anlayayım. Çünkü Onu yalancı biri olarak görüyorum. dedi." Böylece firavuna yaptığı kötü işleri güzel gösterildi. ve doğru yoldan saptırıldı. Firavunun yaptığı bütün hileleri (istekleri); İnsanların mallarına çökmek (Çullanmak) ve el koymaktan başka bir şey değildi.>> Mümin Suresi 36-37. Ahmet TURKOĞLU Meali
klasik tefsirlerde detaylı bir şekilde izah edilen husus; Hz Musa'nın tebliğ ettiği ilahi çağrıya Firavunun alaycı bir tavırla yaklaştığı, firavunun kendisini yükseklerde konumlandırdığı, kibir ve gururla hareket ettiği şeklindedir. Tefsir kitaplarında firavunun davranışları, iman etme hususunda inatçı tutumu genişçe incelenmiştir. Yukarda metin ve mealini yazdığımız ayette geçen ANAHTAR kelimelerin anlamlarının derinlemesine incelenmesi yapıldığında; Ayette vurgulanan klasik tefsir anlamı muhafaza edilerek, Daha kapsamlı ve engin anlam birlikteliğine ulaşılacak ve aynı anlam içinde ama ufkumuzun farklı mekanlara doğru taşındığı görülecektir. Ayetlerin anlamı bozulmaksızın Ruhumuza işleyen her düşünce ve tefekkürümüzde yepyeni kavrayışlar sunan KELİMELERİN MUCİZEVİ YAPI ve ANLATIMI bizi hayretler içinde bırakacaktır. kıyamete dek sürecek insanlığın zihinsel gelişiminde, Yüce Mevla'mızın hitap etme hikmetlerini görmek ve kavramak; teslimiyetimizi ve imanımızı daha güçlü kılacaktır inancındayım. Öyle ise ANAHTAR kelimeleri birlikte inceleye başlayalım. Mevlam Razı olduğu yoldan ayırmasın. Bize Muradına erişmeyi nasip etsin.
ANAHTAR KELİMELER;
A- ARAPÇA ;
1- صرحا : ( Sarhan,) = Kule, Saray
2- الطين : (ETTİNU) = Toprak, Tuğla
3- اوقد : (Evkede) = Yakmak, tutuşturmak
4- كيد : (Keyde) = Tuzak, hile
5- تباب : (Tebab) = Boşa çıkma, Yıkım
B- ADİĞABZE : (Arapça ile Agiğabze'nin birleşip kesiştiği, ortak zaman diliminde aynen kullanılan kelimelerin günümüze taşınmış hali.)
1- صرحان :(Serhan, Sirihan)= Beni taşıyacak bir şey, içine girebileceğim kapalı şey.
2- اطين : (Ettinu ) = Toprağı kazma, işleme, parçalama. sıvama şekillendirme. büyük toprak parçası.
3- كيد : (Ke'de) = İsteme, dileme, arzu etme
يد : ( YEDE ) = İstiyor, arzu ediyor.
4- تباب : (Tebab) = üstüne üşüşmek, abanmak, el koymak. zorla almak.
مبب : (MEBIBI ) = Uçuyor.
Mümin suresinin 36-37.ayetlerinde geçen bu kelimelerin anlamlarını düşünerek ayetleri yeniden anlamaya çalışırsanız; kendinizi iki anlam denizinin birleşip kaynaştığı noktada bulursunuz. Yukarda DİYANET mealinde görüldüğü gibi bu iki ayetin anlamı, klasik tefsirlerin ekseriyetinde; "Firavunun, Hz Musa'nın getirdiği tebliğ karşısında kendisini ilah seviyesinde büyük görmesi, kibirli ve alaycı tavır içinde olması; yardımcılarından bir kule yapmalarını istemesi, oradan gök yüzüne bakarak Hz Musa'nın ilahı var mı yok mu diye araştırma isteğinde bulunması, Hz Musa'nın yalan söylediğine inandığını söylemesi ve Ayetin sonunda ise Firavunun kurduğu tuzağın Allah tarafından boşa çıkarıldığı şeklindedir." Yapılan bu meal ve tefsir, işaret ettiğimiz iki anlam denizinin biri ve İLKİDİR. Bu ilk anlayış ile yapılan samimi tefsir çalışmaları; islam dünyasında devamlı istifade edilen, nesiller arasında aktarılan kaynak kitaplarımızda muhafaza edilmektedir. Dileyen her mümin bu kaynaklara kolaylıkla ulaşabilir.
İLK anlam ile yüklü gönlünüzle, İKİNCİ hakikat yolculuğuna davetlisiniz. Arapça olarak bize gönderilen Kuran Ayetlerini anlamanın en başta gelen, olmazsa olmaz şartı; Arapça kelimelerin İslam'ın ilk günlerinde kullanıldığı şekliyle bilinmesidir. Zamanla anlam kaymalarına uğramış, anlam kaybına veya değişimine uğramış kelimelerle ayetleri anlamaya çalışmak, bizi arzu edilmeyen yanlış anlayışlara götürür. Tarihi süreç içinde islam dünyasında yaşanan elem yüklü oluşumların en büyük etkeni bu olsa gerek.
Kuran Ayetlerini DİL üzerinden anlamaya çalışmamız; Kuranın indiği asli düzlemi yakalama çabamızdandır. Kelimelerin değişik tüm anlamlarına ulaşıp ortaya koyma ve Ayetlerin ruhuna en uygun anlam verme ancak bu sayede mümkün olur. Diğer tefsir metotları elbette kuranı anlama yollarıdır. Ama DİL çalışmasıyla varılacak netice Özün Özüdür. Şimdi kelimelerin değişik anlamları doğrultusunda ayetlerin anlam ikliminde seyahate başlayalım.
İKİNCİ anlam deryasında SERHAN Kelimesinin anlamı, bir kule olmaktan öte, insanın içine girebileceği ve insanı göklere taşıyabilen özellikte bir araçtır. Bu anlamı taşımaktadır. Firavunun Sarhan kelimesi üzerinden bir algı üretmeye çalıştığını, Hz Musa'nın öğretisini itibarsızlaştıracak bir zihinsel yapı oluşturma peşinde olduğunu görebiliyoruz. Burada fiziksel bir yapıdan bahsedilirken kelimenin zengin içeriğinden istifade edilerek düşünsel bir "YÜKSELTİ" inşa ettiriliyor ve Firavun bu kelime ile kendini yüksekte konumlandırarak, tepeden bakıyor. Firavun halkın yönelme refleksini kendi çıkarı için çarpıtma ve yönlendirme peşindedir. Bu hileli stratejisini ise Göklerle bağ kurabilme özelliklerini taşıyan SARHAN kelimesi ile yapmaktadır. bana bir serhan yap onunla Göklerin sebeplerine ulaşayım diyor. Esbap kelimesi nedensellik anlamından ziyade, bağ kurma, kavuşma, ulaşma manalarını barındırır.
Firavunun arzusu ve istediği tek şey; Halkın mallarına zorla çökerek, halkın iradesine ve inancına hükmetmekten ibaretti. Semavi düzene müdahale etme tuzağı ile uğraşmasının nedeni, zenginleşme ve zalim yönetimini devam ettirme çabasıdır. Bu ideolojisini TEBAB kelimesinden anlıyoruz. Halkın iradesine ve mallarına uçarcasına konması, abanması bu kelimenin yapısı içinde bize anlatılmaktadır. KEYD tuzağı ise, firavunun arzularını gerçekleştirme planıyla hareketlenmesinden ibarettir. Ancak O, göklerde gezme hayalinde iken, yerdeki halkı ezen, tüm değerleri gasp eden kurduğu sistemin çözüldüğünü ve çöktüğünü son anda ilahi mucizeyle görebildi. İşin gerçek mahiyetini algıladığında, çoktan iş işten geçmiş, zulüm deryasında boğulup gitmişti.
Bu iki ayetin tefsiri uzun bir yazı ve anlatım dizisini gerektirir. Okuyucularımızın gerekli incelemeleri yapacağı ve ayetlerin gerçek anlamlarına ulaşacaklarına inancımız tamdır. Bu nedenle yukarda yazdığımız ayet metinleri ve mealleri ile yetiniyoruz. Konuyla ilgili ve aynı ifadelerle yüklü, incelediğimiz bu iki ayetten iki yıl kadar daha önce nazil olan, bir başka ayetin METİN ve MEALİ ile yazımıza son verelim. Bu ayetleri bir bütünlük içinde anlamak, konunun tüm cephelerini algılama açısından önemlidir.
<< وقال فرعون ياايها الملاء ماعلمت لكم من اله غيرى فاوقد لى ياهامان على الطين فاجعل لى صرحا لعلى اطلع الى اله موسى وانى لأظنهمن الكذبين >> KASAS :38.
<< Firavun "Ey ileri gelenler ,sizin benden başka bir ilahınızın olduğunu bilmiyorum. Ey Haman, Benim için bir ateş yakıp tuğla pişir de bana bir kule yap. Belki Musa'nın İlahına çıkar bakarım. Şüphesiz ben Onun mutlaka yalancılardan olduğunu sanıyorum" dedi.>> Diyanet MEALİ Yeni.
Firavunun emrinde, gökyüzünü seyredeceği dünyanın en yüksek piramitleri dururken; Haman'dan neden bir kule istesin ? Maksat kuleye çıkıp gökyüzünü seyretmek ise piramitlerden daha uygun ne olabilir. Firavun fiziksel bir yapıdan ziyade gökyüzünün sırlarına (sebeplerine) erişebilecek, gözlemler yapabilecek ve oradan ilahi düzene ulaşabilecek olgusal bir araç peşinde olduğu çok açık değil mi?. Bu isteğin ifadesi ancak ve ancak SARHAN kelimesiyle mümkündür. Somut, fiziksel bir gökyüzü aracı ve soyut alemlerle bağ kurma şeklindeki medya algı çalışmasını, bu iki olguyu tek bir kelimeyle ifade etme ancak kuranın kelime örgüsü ile mümkündür. SERHAN kelimesi ise bu durumu en güzel dile getiren kelimedir, Sizleri ayet mealimizle baş başa bırakıyoruz. Allah'ın rahmeti üzerimize olsun.
<< Firavun," EY İleri gelenler, sizin benden başka bir ilahınızın olduğunu bilmiyorum. Ey Haman, Benim için Ocağı tutuşturup. ( İmalathaneyi, fabrikayı çalıştırıp.) fırını yak ve bana, beni (yükseklere) taşıyıp götürecek bir SERHAN (araç) yap. Bununla Musa'nın ilahına ulaşır ve ne olduğunu anlarım. Ben onun yalancı olduğunu zannediyorum.>> Kasa suresi 38.ayet.
Bugünün Hamanları Firavunların isteklerini yerine getirmek için yarış halindeler. Tıpkı O gün olduğu gibi. . Gökyüzü SARHANLAR ile dolu. İnsanlığın emeğini ve tüm değerlerini sömüren Firavunlara hizmet yolunda Hamanların bilimsel köleliği yetmedi. Yapay zekalı yepyeni hamanlar türetildi, Modern bilimin bağımlı köleleri tarafından.
Hz Musa'nın iyilik muştuları gök kubbede kaldı. Hz Musa'nın yanında duranlar; Musayı bile yanıltıcı, cahilce kavgaların içinden hala çıkamadılar. Bilimsel oyuncaklığın gönüllü köleleri, mekanik çağın yıkıcı hilelerini görüp hizmetlerini insanlığın emrine sunabilecekler mi. Ne dersiniz.?
Firavunların hilelerini boşa çıkarıp denizin orta dibine gömecek yiğitler nerede. Belkısların tahtını göz açıp kapayıncaya kadar ışınlayacak kahraman bilginlerimize ne oldu. İlim Çin de bile olsa gidip alınız emrinin muhatabı olan ümmet-i Muhammet'e (sav), ne oldu.?
Kuranı biz okuyoruz, başkası mı anlıyor Rabbimizin Çağrısını. Kuranda Şehrin ileri gelen günahkarlarından biri kabul edilen alimler, Dağların taşıyamadığı yük, sizin omuzlarınızda değil mi.? Sizden gelecek muştuları bekliyoruz gökten inen rahmet yağmurlarını bekler gibi.
Rabbim kölelikten kurtar bizi, Kulluk şuuru ile dimdik duranlardan eyle. Amin.
03,Şubat.2025 Ahmet TÜRKOĞLU
Comments powered by CComment