NUH SURESİ 23 üncü                          AYET

                                             وقالوا لاتذرن الهتكم ولا تذرن ودا ولا سواعا ولا يغوث و يعوق و نسرا

<<VE DEDİLER Kİ; SAKIN İLAHLARINIZI TERKETMEYİN; NE  DEVLET BAŞKANINIZI, BAŞKAN YARDIMCILIĞINI, MALİ YAPINIZI, ASKERİ TEŞKİLATINIZI VE NEDE SINIRLARI BELLİ VATANINIZI,  ASLA TERKETMEYİN. >>                   Ahmet TÜRKOĞLU                        Meali                 

  NUH A.S: Hz Adem'den Sonra gelen ve isimleri zikredilen ilk üç peygamberden üçüncüsüdür. İdris ve Şit (a.s.)'dan sonra ismi geçen Hz. Nuh, kavmine peygamber olarak gönderilmiştir. Çok uzun yıllar boyunca kavmini Allah'ın birliğine (tevhide) davet etmiş, ancak kavmi çoğunlukla bu daveti kabul etmemiştir. O’na şiddetle karşı çıkmışlardır.

      Nuh (a.s.)’ın ismi Kur'an-ı Kerim’de 43 kez zikredilmektedir. Her bir anılma, Müslümanlar için yol gösterici ve ibret verici mesajlar içermektedir. Her ayetin vurguladığı esaslar ve topluma sunduğu örnekler, günümüz insanlığının kıyamete akış yolunda hayat düsturlarını bildirmekte ve hiç değişmeyen bu ilahi kanunlara uyulması istenmektedir.

      Nuh (a.s.)’ın dokuz yüz elli yıllık yaşam tarihini, O’nun şahsında insanlığa sunulan ilahi mesajları, Kur’an ayetlerinin ilahi emir ve hikmetlerini; ilim erbabının (müfessir ve tarihçilerin) görüş ve eserlerinden istifade ederek anlamanın, bütün müminler için bir ilahi görev olduğunu zihin dünyamıza nakşetmemiz gerekir.

     Kur'an-ı Kerim'de Nuh (a.s.) ile ilgili geçen ayetleri ve bu ayetlerin geçtiği sureleri belirterek okuyucularımızın istifadesine sunmak, çalışmamızın konusu olan ayet mealinin daha kapsamlı anlaşılmasını sağlayacaktır.

     Nuh (a.s.) ile ilgili Kur’an’daki ayetler:
1- A'râf Suresi = 59-64. ayetler
2- Tevbe Suresi = 70. ayet
3- Yûnus Suresi = 71-73. ayetler
4- İbrahim Suresi = 9. ayet
5- Hac Suresi = 42. ayet
6- Mü’minûn Suresi = 23. ayet
7- Furkan Suresi = 37-38. ayetler
8- Şuarâ Suresi = 105-114. ayetler
9- Ankebût Suresi = 14-15. ayetler
10- Mü’min Suresi = 5. ayet
11- Necm Suresi = 52. ayet
12- Kamer Suresi = 9. ayet
13- Kâf Suresi = 12. Ayet

14- Sâd Suresi = 12-13-14. ayetler
15- Hûd Suresi = 25...49. ayetler

      HÛD SURESİ
Bu surede Allah’u Teâlâ, Nuh Tufanı’nı detaylı bir şekilde anlatmaktadır. Hz. Nuh’un sabrı, oğlu ve hanımının inkârcılarla birlikte nasıl boğularak helak olduğu, Allah katında iman etmenin önemli olduğu, soy-sopla değil, kişinin iradesiyle atacağı adımların kendisine fayda sağlayacağı açıklanmaktadır.

 16- Nûh Suresi = 1...28. ayetler

      NUH SURESİ : Allah’u Teâlâ, Nuh Suresi’ni O’na özel olarak indirmiş ve tahsis etmiştir. Bu surede Nuh (a.s.)’ın tebliği ve O’na karşı koyanların acıklı sonları anlatılmakta, insanlığın peygamberlerin getirdiği ilahi ilkelere karşı gelmeleri hâlinde aynı ceza ve musibetlerle karşılaşacakları açık bir şekilde bildirilmektedir. İnsanların aynı akıbetleri yaşamamaları için uyarılarla dolu bu surenin özenle incelenmesi, bize bir kurtuluş reçetesidir.

      Bu çalışmada bizim üzerinde yoğunlaştığımız ayetler, surenin 21, 22 ve 23. ayetleridir. İslam âlimlerince tefsir edilen ve meallendirilen diğer ayetlerin derin yorumları, ilgili kitaplardan okunabilir, istifade edilebilir. 21, 22 ve 23. ayetlere gelince; Kur’an meallerinde ve tefsir kitaplarında yapılan açıklama ve yorumların ötesinde bu ayetler, tarihin derinliklerine bir pencere açarak bize tarih öncesi zamandan söylem kesitleri aktararak, o günkü yaşam biçimlerinin bilgilerini vermektedir.

      İnsanlık tarihi, bilim insanları tarafından keşfedilen yeni arkeolojik bulgularla sürekli değişmekte, her bilimsel araştırma verisi, insanlık tarihinin başlangıcını geriye doğru ötelemektedir. Açık ve kesin olmayan veriler, bilim adamlarının hayallerini zorlamakta, bu da yapılan kişisel yorumlarla kesin olmayan, tahminlerle yüklü bir tarih tezi veya tezleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Her yeni bulgu, kesin bilgi diye hayatımıza kattığımız bir önceki ön kabullerimizi altüst etmekte; tarihi yeniden yazmaya, algılamaya bizi mecbur bırakmaktadır. Bilimsel çalışma ve tespitler, 10-12 bin yıl ötesinden henüz haber verememektedir. Verilen haberlerin çoğu tahmin, hayal mahsulü kurgulardan öteye geçmemekte olduğu bizzat bilim adamlarının kendi ifadesidir.

     Her şeye rağmen insanlık tarihi geriye doğru M.Ö. 4500 yıllarına kadar medeniyetlerin izlerini sürebilmiş, 10.000 yıllarına kadar da sosyolojik yaşam bulguları tespit edilebilmiştir. M.Ö. 4500 yıllarından önceki dönem henüz aydınlanmadığından yapılan değerlendirmelerin bilimsel bir kıymeti bulunmamaktadır.

     Bilinen 6-7 bin yıllık tarih süreci içinde cereyan eden toplumların yaşamları, medeniyetleri, kurdukları devletler, en ilkel toplum hâlindeki yaşantıları; kısaca bu tarihlerdeki insanlığın serüveni yazılı olarak elimizde mevcuttur.

     Bilimsel olarak elimizin altında bulunan bu tarihi verilerden öteye bizi taşıyabilecek, çok daha derin zamanlardan haberdar olabileceğimiz bir bilgi kaynağı var mıdır? Varsa nedir? Bu yazı, böyle bir bilgi kaynağını tüm insanlıkla paylaşma amacıyla kaleme alınmıştır.

     İlk dört peygamber hariç, Kur’an-ı Kerim’de isimleri zikredilen peygamberlerin tümü bilinen tarih süreci içinde gelmiş ve yaşamışlardır. Biz bu peygamberlerin hayatlarını, yaşam ve mücadelelerini hem kendi getirdikleri kitaplardan hem de tarihi verilerden biliyoruz. Bu peygamberlerin ortak özellikleri, birbirlerinin ardılı olmaları ve insanlık medeniyetini hep bir adım ileriye taşıma misyonlarıdır. Hâliyle tarihin bu bölümünden insanlık hep haberdar olmuştur.

      M.Ö. yaşam tarihlerini henüz tespit edemediğimiz zaman dilimi noktasında; insanoğlunun “Ben varım.” dediği an neresidir? Henüz bilmiyoruz. Ancak Kur’an-ı Kerim’de bazı ayetler var ki; bilimsel çalışmaların henüz el yordamıyla karanlıkta yol almaya çalıştığı günümüzde bize, henüz zaman kavramıyla isimlendiremediğimiz çağlardan, toplumlardan, siyasi önderlerden, kurdukları medeniyetin yapısından, yaşayanların duygularından, şımarıklıklarından, velhasıl bütün bir medeniyetin varlığından ve toplumu şekillendiren yapılardan hayret uyandırıcı haberler vermektedir.

       Bu ayette geçen haberler, insanlık tarihine bakış değerlerimizi yeniden şekillendirecek ve daha doğru bir zeminde hayatı algılamamızı sağlayacaktır.

       Nuh (a.s.)’ın ne zaman yaşadığı kesin olarak bilinmemektedir. Tarihi verilerle bilinemeyecek kadar eski çağlara uzanan Nuh kavminin, Kur’an’ın ifadesiyle (Nuh Suresi 21, 22, 23. ayetlerde) yaşadığı dönemdeki toplum yapısı çok enteresandır. Sanki günümüz toplumları kadar gelişmiştir; yönetim şekli Amerikan Başkanlık Sistemi’ne eşdeğerdir. Askeriyesi, mali yapısı (kapitalist değerleri) ve daha enteresan yönü; başkan yardımcılığı müessesesi, devletin sınırlarının belirlenmesi... Bu beş ana unsur, Hz. Nuh kavminin vazgeçilmezidir. Günümüz devlet mekanizmalarının vazgeçilmez ilkeleri de aynı değil mi?

      Kur’an, bu yapıyı oluşturan bireylerin düşünceleri ve yaptıkları zulümler nedeniyle onları şiddetle reddeder. Kur’an, Hz. Nuh’un yaşam anlatısıyla biz insanlara yukarıda ifade ettiği maddesel güç ve hegemonyadan sıyrılıp, yaratılıştaki yalın, saf, insani değerler peşinde olmamızı emreder. Hz. Nuh’a tabi olmayı, bütün peygamberlerin davetinin son çağrısı Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.)’e ümmet olmayı bizden isteyen Allah’tır.

      Bu açıklamalardan sonra esas konumuz olan Nuh Suresi 21, 22 ve 23. ayetlerin meallerine bakalım.

     <<Nuh dedi ki: Rabbim! Bunlar bana karşı geldiler. Malı ve çocuğu ancak kendi hüsranını artıran kişilere uydular.>>  (Nuh Suresi, 21. Ayet –                               Diyanet Meali, Yeni)

     <<Nuh dedi ki: Rabbim! Bunlar bana karşı geldiler. Malları (zenginlikleri) ve çocukları (kalabalık güçleri) ile (etrafa) zarar veren kimselere uydular. (Nuh Suresi, 21. Ayet –       Ahmet Türkoğlu Meali)

        Nuh (a.s.), bu ayette Allah’u Teâlâ'ya içinde bulunduğu toplumun hâlini arz ve şikâyet etmektedir. Bu ayetteki ifadelerden anlıyoruz ki; Nuh kavmi, zenginliği ve insan gücünü eline geçirmiş yöneticiler ve onların peşine takılmış insanlardan oluşan bir toplumdur. Yönetici kesimi, bu güçlerini kullanarak topluma zarar vermekten başka bir iş yapmamaktadır. Yaptıkları tek şey;

        <<Bunlar büyük büyük tuzak kuruyorlar.>>
    (Nuh Suresi, 22. Ayet –      Diyanet Meali, Yeni)

       Nuh (a.s.), toplum yapısının bozukluğunu, insanların bu bozuk ve zararlı düzenin esiri olduğunu, yönetenlerin insanlığa zarar vermek ve akla hayale gelmeyen tuzaklar kurmaktan başka bir şey yapmadıklarını Allah’a arz ediyor. Bu arzediş, bize o günkü toplum yapısını ve toplumun hangi katmanlardan oluştuğunu çok açık bir şekilde anlatmaktadır. 21 ve 22. ayetler, toplumun bireysel yapısını bize sunduktan sonra, 23. ayet kurumsal yapının nasıl oluştuğunu, nasıl çalıştığını, değerlerin ve değerlere bağlılığın nasıl ayakta tutulmaya çalışıldığını anlatmaktadır.                         Hz Nuh devrinin, Bilimin ulaşabildiği bütün çağların ötesinde, tarihin bilinmez bir zamaninda yaşandığını biliyoruz. Ancak bu kadar eskiye dayanan Nuh Kavminin sanıldığı gibi ilkel bir toplum olmadığını, MaliyesiAskeri yapısı, Başkanlık sistemi, Yardımcı unsurlar ve Vatan kavramlı devlet yapılanması ile, bu güne eşdeğer  bir medeni düzen içinde yaşadıklarını bu ayet ortaya koymaktadır. Kurumsal düzeninin insani olmaktan çıkıp, istismarcı ve  inkarcı  bir topluma dönüşmesi ise onların felaketini hazırlamıştır.

          Artık ana konumuz olan 23. Ayetin mealine başlayabiliriz:

         <<Şöyle dediler: Sakın ilahlarınızı bırakmayın! Hele hele VEDD’i, SÜVA’ı, YEĞUS’u, YE’UK’u ve NESR’i hiç bırakmayın.>>
    (Nuh Suresi, 23. Ayet          Diyanet Meali, Yeni)

         <<Şöyle demişlerdi: Sakın ilahlarınızı bırakmayın. Vedd’i, Suva’ı, Yeğus’u, Ye’uk’u ve Nesr’i terk etmeyin.>>
(Mehmet Okuyan Meali

          Kur’an-ı Kerim meallerini yazan ilim adamlarımızın hepsi, yukarıdaki ayette geçen beş kelimeyi hiç tercüme etmeden olduğu gibi aktarmış ve anlamını vermemişlerdir. Nuh Kavminin ileri gelenleri; “İlahlarınızı terk etmeyin.” dedikten sonra bu beş ismi sayarak (Vedd, Suva’, Yeğus, Ye’uk ve Nesr), “Bunları da asla terk etmeyin.” diyorlar şeklinde anlam vermişlerdir.

          Hz. Nuh’a karşı, ilahlarından (inançlarından) ve bu beş isimden (yapılanmadan) vazgeçmeyeceklerini söyleyen toplumun ileri gelenleri, Hz. Nuh’a ve onun getirdiği ilahi emirlere karşı çıkarken, ellerindeki yapıyı ve gücü kaybetmeme mücadelesi vermekteydiler. Direnişi organize edenler, toplumun ileri gelen önderleriydi.

          Bu ayete mana veren âlimlerimiz, bu beş ismin ne anlama geldiği konusunda bir izahat yapmamış, sadece o günkü toplumun ilahları (putları) olarak algılamışlardır. Peşinen bunlar ilah (put) olarak kabul edilince, artık onların anlamlarının ne olduğu sorusu ortadan kalkmış ve bu konuda araştırma yapılması engellenmiştir.

         Oysa ayetin birinci cümlesinde zaten “İlahlarınızdan vazgeçmeyin.” denilmektedir. Eğer ikinci cümlede geçen isimler ilah ismi olsaydı, “Ve şu ilahlarınızdan da vazgeçmeyin.” şeklinde bir ifade bulunması gerekirdi. Bu beş ismin diğer ilahlar olduğuna dair ayette hiçbir karine yokken ve ayette “hele hele” gibi bir sözcüğe çağrışım yapacak bir harf dahi bulunmazken, böyle bir anlamın nasıl verildiğini izah etmek mümkün değildir. Gönül huzursuzluğum cehaletimden olmalı.

   Adı geçen isimlerin put ismi olarak algılanması, put olarak araştırılmasını gündeme getirmiş ve bütün çalışmalar putlar üzerine yoğunlaşmıştır. Araplar arasında put ismi olarak geçen bu kelimelerin teferruatını tefsir kitaplarımızda bulmak mümkündür.

     Cahiliye devrinde Araplar arasında bu kelimelerin put olarak geçmesi, Hz. Nuh zamanında da put olduklarını göstermez. Araplar veya başka toplumlar, tapındıkları binlerce basit düşünce veya isme değişik anlamlar yükleyerek putlar (ilahlar) oluşturmuşlardır. Arapların bu isimleri binlerce yıllık aradan sonra put diye algılamaları, onların Hz. Nuh zamanında ilah olduklarını göstermez. Ayrıca ayetin ilk cümlesinde ilahlardan zaten bahsedilmektedir.

         Şimdi, beş ismin anlamlarını da içeren meale bakalım:

         23. Ayetin Meali

         <<Ve dediler ki: Sakın ilahlarınızı terk etmeyin. Ve devlet başkanlığından (ata ve liderinizden), askeri gücünüzden (askeri yapılanmanızdan), başkan yardımcılığı (vezir) müessesesinden, ekonomik gücünüzden (maliye, devlet hazinesinden), sınırlarını belirlediğimiz yerlerinizden (vatanınızdan) asla vazgeçmeyin; taviz vermeyin.>.                 (Ahmet Türkoğlu Meali)

Kelime Anlamları ve Açıklamaları:

VEDD   = ودا →    Ata, baba, önder, sevilen lider, devlet başkanı

SUVA’   = سواعا →Vuruşan, güçlü, kuvvetli, savaşçı asker

YEĞUS = يغوس → Arkadaş, yardımcı, vezir, kurtarıcı, yardım edici

YE’UK   = يعوق → Birikim, toplanan yer, hazine, maliye

 NESR   = نسرا →  Bir uçtan diğer uca varma, Bir uçtan diğer uca kadar, ulaşılan yer.

Bu kelimelerin anlamları, kadim (eski) Arapça dâhil, ilksel dillerin birleştiği ve kesiştiği tarihlerde konuşulan, o gün için ortak dil olan ve bozulmamış hâliyle günümüze kadar ulaşan, insanlığın ortak dili diyebileceğimiz Adığabze diliden alınmıştır. Günümüzde bu kelimeler, gök kubbe altında, olduğu gibi,değişime uğramadan hala konuşulmaktadır.

      İşin ilginç tarafı, hiçbir değişikliğe uğramadan, anlam kaymaları yaşamaksızın ve bir harf dahi ekleme veya çıkarma yapılmadan, yukarıda verdiğimiz anlamlarda hâlâ kullanılmakta olmasıdır.

      Allahü Teâlâ, bizlere gönderdiği ilahi mesajını (Kur’an’ı) hakkıyla anlama ferasetini hepimize nasip etsin. Rabbim, bizi razı olduğun kullarından eyle.

      Nuh Suresi 23. ayetin mealini, Kur’an-ı Kerim’i anlama isteyen kardeşlerimizin anlayışına sunduğumuz kanaatiyle yazımızı burada sonlandırıyorum.                  17 Şubat 2025

     Ahmet TÜRKOĞLU

 

 

Comments powered by CComment