Dabbetül Ard Mahiyeti

      

    Arapça yeryüzü, yer anlamına gelen Ard kelimesinin başka hangi anlamları var.

    Arapça أرض (ard) kelimesi ile anlam yolculuğuna adım adım ilerleyelim.

A. Arapça أرض (ard) kelimesinin anlamları

 

أرْض   Arapça da temel olarak “yer, yeryüzü, toprak” demektir. Ancak klasik Arapçada anlam alanı oldukça geniştir:

  Temel anlamı :

   Yeryüzü / dünya;

·       خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْض  
 " (Allah) Gökleri ve
yeri yarattı "

2.    Toprak / arazi

·       Ekinlik, tarım yapılan alan

·       Mülk, arazi parçası

3.    Zemin

·       Üzerinde durulan, basılan yer

4.    Ülke / bölge

·       “Filânın arzı” → onun memleketi

5.    Alçaklık – aşağıda olma

·       “Yerle bir olmak” anlamına yaklaşan mecazlar

     .Arapça da أرض (ard) kelimesine klasik dilde yer / toprak dışında yüklenen anlamlar vardır; fakat bunlar “dokunuş” gibi doğrudan fiziksel temas anlamına değil, mecaz ve işlev yoluyla yaklaşan kelimelerdir. Bunları klasik ve mecazi anlamda incelemeye devam edelim.;

        أرض (ard) kelimesinin klasik ve mecazî anlam katmanları

1) Fiziksel–somut anlam genişlemeleri

Bunlar hâlâ “yer” merkezlidir:

1.    Zemin / taban

·       Üzerine basılan her şey

·       Yapının altı, dayanak noktası

2.    Toprağın kendisi değil, “yer olma hâli”

·       Sertlik–yumuşaklık

·       Kuruluk–verimlilik

·       Canlılık–ölülük

Bu yüzden Kur’an’da:

·       أرض ميتة (ölü toprak)

·       أرض طيبة (temiz/verimli toprak)
ifadeleri vardır.


2).- Kabiliyet / kabul edicilik

Bu çok önemli bir mecaz alanıdır.

Toprak:

·       alır

·       kabul eder

·       içine çeker

·       taşır

Buradan hareketle:

🔹 أرض =

“Bir şeyi kabul eden, üzerinde barındıran zemin”

Bu anlamda:

·       Bir yer “olaylara açık” olabilir

·       Bir toplum “fitneye uygun zemin” olabilir

·       Bir kalp “hakikati kabul eden zemin” olabilir (dolaylı mecaz)

📌 Burada dokunuş değil ama temasın sonucu olan kabul öne çıkar.


3) Alçaklık – aşağıda olma – tevazu

Arapçada yer (ard), göğe (semâ) karşıttır.

Bu karşıtlıktan:

1.    Aşağıda olan

2.    Boyun eğmiş olan

3.    Yere yakın olan

anlamları türetilir.

Bu yüzden:

·       “Yere yapışmak”

·       “Yerle bir olmak”
ifadeleri 
zillet, teslimiyet, kırılma anlamı kazanır.

Bu alan, secdeteslimiyetboyun eğme kavramlarıyla anlamsal komşuluk kurar; ama kelime doğrudan “secde” demek değildir. Ama  ölüyü örter,

Bu da:

·       temas sonrası dönüşüm
anlamını doğurur

4). Arapçada “dokunmak” için kullanılan asıl kelimeler

Karışmaması için önemli:

·       مسّ (massa) → dokunmak, temas etmek

·       لمس (lamasa) → elle dokunmak

·       باشر (bâşara) → doğrudan temas etmek

·       وقع على → üzerine temas etmek

Yani Arapça, “dokunuş” kavramı için أرضe ihtiyaç duymaz; bu alan zaten doludur.

5). Ancak çok önemli bir nokta var

·       Yer = temasın ilk alanı

·       İnsan için ilk temas edilen şey zemindir

·       Düşüş, secde, ölüm, doğum hep yerle temas üzerinden anlam kazanır. Bu yüzden:

أرض, Arapçada “dokunmak” demek değildir ama,
dokunuşun gerçekleştiği ilksel alandır

Bu ayrım kritiktir.

B-. Dābbe (دابّة) kelimesinin anlam alanı :

 

       Kök: د ب ب (d-b-b)

       Bu kökün temel fikri:

       Yavaşça ilerlemek, içten içe hareket etmek, fark edilmeden yayılmak

   1-  Klasik anlamları:

1.    Yerde hareket eden canlı

·       İnsan

·       Hayvan

·       Böcek

·       Sürüngen
(Kur’an’da çoğu yerde “canlı varlık” genel anlamındadır)

2.    Sinsi / sessiz ilerleyen

·       Görünür ama fark edilmeyen

·       İçten içe işleyen

3.    Yayılma – nüfuz etme

·       Hastalık için kullanımı vardır

·       Fitne için mecazdır

·       Çürüme ve bozulma için kullanılır

 

 📌 Önemli:
      “Dābbe”
asla sadece zoolojik bir varlık değildir.
      Arapçada “hareket eden her şey” için kullanılabilir.


                  Dābbetu’l-Arḍ = tek tek değil, birlikte

                                     

        Arapça izafet yapısında:

      “X’in Y’si” = Y’ye ait, Y’den çıkan, Y’nin iç dinamiği

       Dolayısıyla:

·                     Dābbetu’l-Arḍ =
     
“Yerin ürettiği / yerden çıkan / yerin iç hareketi olan şey”

      Bu ifade:

·                  Gökyüzünden inen bir varlık değildir

·                  Haricî değil, içsel bir olgudur

   2- Klasik tefsirlerin daraltması

Geleneksel tefsirlerin çoğu:

·       bunu fiziksel, konuşan bir yaratık

·       elinde asa, yüzleri damgalayan bir varlık

olarak anlatır.

Bu anlatımların çoğu:

·       İsrailiyat

·       rivayet ağırlıklı

·       sembolik dili literalize eden

yaklaşımlardır.

📌 Dil buna mecbur etmez.


      Şimdi Arapça İlksel Dil yorumuyla Anlam incelemesine geçelim

·                 Dābbe:
→ içten içe ilerleyen
→ nüfuz eden
→ elini uzatan / sızan

·                 Arḍ:
→ o yer
→ o düzen
→ o zemin

    “O yerin, içine yabancı elin girmesine izin vermesi”

Kelime anlamlarının İlksel dilin Arapçaya taşıyıcılığı özelliklerine dayalı bu yorum Arapça kök mantığının özüdür, ve bazı açılardan çok güçlüdür:

Çünkü:

1.    D-b-b kökü, “içine sızan, fark edilmeden ilerleyen” anlamını taşır. Buna değinmiştik.

2.    İzafet yapısı, bunun yerden bağımsız bir saldırı değil,
yerin içinden doğan bir süreç olduğunu ima eder

Yani bu ifade:

“Yere ait bir iç bozulma, iç hareket, iç sızma”

olarak okunabilir.

    Ayetin bağlamı bunu destekliyor mu?

Neml 82’de:

“Onlara, insanların ayetlerimize kesin olarak inanmadıklarını söyleyen bir dabbe çıkarırız.”

Burada:

·       İnsanlara hakikati söyleyen. var

·       bir canavar saldırısı. yok

·       bir ifşayüzleşmekonuşma. var

Bu da:

·       biyolojik değil

·       toplumsal / bilinçsel bir süreç

okumasını güçlendirir.

                           Bütüncül anlam ihtimalleri (özetle)

 

Dābbetu’l-Arḍ, dil açısından şunları kapsamaktadır:

1.    Yerin içinden çıkan bir canlı (literal)

2.    Toplumun içinden çıkan bir bozulma

3.    Sessizce yayılan bir hakikat ifşası

4.    Zeminin artık her şeyi kabul eder hâle gelmesi

5.    Yabancı olana kapı açan iç çözülme

6.    İnsan düzeninin kendi iç hareketiyle çöküşü

    📌 Bizim “yabancı elin girmesine izin veren yer, olgu” okumamız, Bu anlamların kapsayıcılığı ötesinde ilksel Dilin anlam zenginliğinin tezahürüdür: ve yukardaki anlamlarla doğrudan örtüşür. İlksel Dİl okumamız etraflıca aşağıda sunulmuştur. tespit ettiğimiz anlam ve yorumumuz;  klasik anlatıdan farklı  olabilir ama onu da kapsar durumdadır.

           Ve Arapça kök mantığına, izafet yapısına ve ayet bağlamına aykırı değildir. Aksine Ayetin ruhunu tam olarak anlamadır

·              Semboliktir, fakat zorlama bir anlamlandırma değildir.

·           “Masalsı bir yaratık” okumalarından daha tutarlıdır

 

   KONUYU birde Ayette geçen DABBE kelimesi açısından incelemeyelim ve metnin  kalbine inerek devam edelim.

            Kur’an’da “dâbbe” kelimesinin kullanımı:                                                  (karşılaştırmalı)

     

      Kur’an’da دابّة (dâbbe) kelimesi çoğul ve tekil hâlleriyle birçok yerde geçer
Ve çok kritik bir nokta var:

     Hiçbir yerde “olağanüstü, mitolojik bir canavar” anlamı zorunlu değildir.

    Örnekler:

📌 Bakara 164

“…Allah’ın yeryüzünde yaydığı her dâbbe…”

Burada:

·       İnsan

·       Hayvan

·       Mikro canlı
hepsi kapsamdadır.

📌 En‘âm 38

“Yeryüzünde yürüyen hiçbir dâbbe yoktur ki…”

️ İnsanlar da dahildir.

📌 Hûd 6

“Yeryüzünde hiçbir dâbbe yoktur ki rızkı Allah’a ait olmasın.”

️ Dâbbe = canlı varlık, tür değil.

📌 Nur 45

“Allah her dâbbeyi sudan yaratmıştır.”

️ İnsan da sudan yaratılmıştır.

🔑 Sonuç:

Dâbbe = hareket eden canlı varlık / canlı süreç
Zoolojik sınırlama yoktur.

           “Dâbbetu’l-Ard” neden kendine özeldir?

Çünkü burada:

·       Tekil kullanılmıştır

·       Belirli (marife) yapılmıştır

·       İzafetle “arz”a bağlanmıştır

Bu üçü birlikte şunu söyler:

Bu, herhangi bir dâbbe değil,
yere özgü, yerle ilişkili, yerden türeyen bir şeydir.

Yani:

·       Gökten inmez

·       Dışarıdan gelmez

·       İçeriden çıkar

      “Konuşan dâbbe” meselesi (en kritik nokta)

        Ayet:

تُكَلِّمُهُمْ
    “Onlarla konuşur”

     Burada iki önemli nokta var:

1️⃣ “Konuşmak” sadece ağızla olmaz

Kur’an’da:

·       Organlar konuşur

·       Deriler konuşur

·       Eller konuşur

·       Ayetler konuşur

·       Tarih konuşur

️ Konuşmak = açıklamak, açığa çıkarmak, ifşa etmek

2️⃣ Ne söylüyor?

“İnsanların ayetlerimize yakîn ile inanmadıklarını”

Yani:

·       Yeni bir vahiy getirmiyor

·       Bilinmeyen bir şey söylemiyor

·       Mevcut hakikati yüzlerine vuruyor

📌 Bu da:

bilinç uyandıran bir süreç
toplumsal aynalaşma
inkârın görünür hâle gelmesi

anlamına gelir.

       Şimdi bizim sunduğumuz anlamı merkeze alalım

   Dâbbe: İçine sızan, el uzatan, fark edilmeden ilerleyen
   Ard: O yer, o düzen, o zemin
   Bütün: Yerin, içine yabancı elin girmesine izin vermesi

   Bu yorumu. Arapça iç mantıkla yeniden kurarsak:

🔹 D-b-b kökü:

·       Yavaş ilerleme

·       İçten yayılma

·       Sinsi nüfuz

🔹 Arḍ:

·       Kabul eden zemin

·       Taşıyan alan

·       Koruyucu ama aynı zamanda açılan yer

🔹 İzafet:

·       Bu sızma yerin dışından değil

·       yerin kendi yapısından doğuyor

️ Yani:

Toplumun kendi içinden doğan,
kendi zemininden güç alan,
yabancıya kapı açan bir iç hareket

Bu tam olarak “yabancı elin girmesine izin veren yer” tanımıyla örtüşür.

         Peki “yabancı el” Arapçada var mı.

Kelime olarak yok, anlam olarak var.

Kur’an’da:

·       fitne

·       ifsad

·       zulüm

·       fesad

hep:

içerden başlayıp dışa açılan bozulmalardır.

Yani Kur’an mantığında:

·       dış saldırıdan önce

·       iç kabul gelir

📌 Dâbbetu’l-Ard, tam bu eşik anını anlatıyor.

                   Bütüncül bir anlam sunumu;

Literal değil, anlam merkezli bir karşılık yorumu ile:

“Yerin içinden,
o zeminin kendi yapısından kaynaklanan,
içten içe ilerleyen bir canlı süreç çıkar;
bu süreç insanlara,
ayetleri artık kesinlikle umursamadıklarını açıkça yüzlerine vurur.”

Bu, dil sınırlarını zorlamadan varılan bir anlam sonucudur ama rivayet kalıplarını aşar.

                                         sonuç

📌 Dâbbetu’l-Ard:

·       Bir “canavar” olmak zorunda değil

·       Ama “canlı” olmak zorunda

·       Fiziksel değil, canlı bir süreç

·       Sessiz değil, ifşa edici

·       Dışsal değil, içsel

Ve bunlar

Yerden türeyen, çıkan bir canlının eliyle olur.

                                                       

                                              Ş İ M D İ; 

 

         Arapça-ilksel Dil incelemesiyle vardığımız anlam sonuçlarını                                   yazarak bitirmek yerinde olacaktır.

 

Arapça ilksel dil anlamıyla

 TEBIBE= Üzerine doğru uçuyor

.DEBIBE= İçine doğru uçuyor demektir. Günlük kullanılan bir kelimedir

.DEABE = Eliyle içine dokunuyor, eliyle içine uzanıyor, elini iki şeyin arasına sokuyor.

Bu örnek anlamları, ekleme–yorum–genişletme yapmadan, yalnızca dilsel netlik ve yerli yerine koyma amacıyla ele alalım.

                                               TEBIBE / DEBIBE./DEABE.                                                                      KELİMELERİNİN ANLAM YOLCULUĞU

·       TEBIBE → Üzerine doğru uçuyor

·       DEBIBE → İçine doğru uçuyor
(Günlük kullanımda)

·       DEABE. = Eliyle içine uzanıyor, dokunuyor, Elini iki şeyin arasına sokuyor.

·       Bu üç kelime, yön–hareket–niyet ayrımının son derece ince biçimde kurulduğunu gösteriyor.

Dilsel olarak görünen yapı (yorum değil, tespit)

·       -BIBI = BI+ BI = Kuşlar uçarken kanatlarından pır+ pır diye çıkardıkları seslerden kaynaklı
→ hareketli uçuş / havada ilerleme fiili/ uçma

·       TE-
→ dışa yönelim, üzerine, hedefe doğru

·       DE-
→ içe yönelim, içine, derinliğe doğru

·       ABE= el uzatmak, etki etmek, dokunmak

Burada dikkat çekici olan şudur:

Hareket aynı hareket,
fiil aynı fiil,
yalnızca yön değişiyor,
ama 
anlam kökten değişiyor.

          Önceki “Dâbbetu’l-Arḍ” açıklamasıyla.örtüşen nokta

Daha önce değindiğimiz:

·       d-b-b → içten ilerleme, sızma

·       ard → kabul eden zemin

bağlamında, DE- / TE-/A. ayrımı şunu net biçimde gösteriyor:

·       Hareket dışa doğruysa: temas / yaklaşma

·       Hareket içe doğruysa: nüfuz / kabul / yerleşme

Bu, bizim “yabancı elin girmesine izin veren yer” ifademizi dilsel olarak somutlaştıran bir örnektir

          Önemli bir nokta (tespit)

·       yön,

·       niyet

·       hareketin sonucu

ayrı kelimelerle değil, aynı fiilin yön ekleriyle ifade ediliyor.

Bu, ilksel dil dediğimiz yaklaşımın en belirgin göstergelerinden biridir.

Burada yorum eklemeye gerek yok; kelimenin kendisi zaten konuşuyor.

                            D-B-B / DABBE tarafı: güçlü zemin

                                           Burada oldukça sağlam bir zemindeyiz.

Arapçada d-b-b kökü:

·       sızmak

·       içten ilerlemek

·       kemirmek

·       fark edilmeden yayılmak

anlamlarını zaten taşır.

Arapçada:

·       دَبَّ المرض → hastalık içten içe yayıldı

·       دَبَّ الفساد → bozulma sinsice ilerledi

Dolayısıyla:

“Yok eden, kemiren, içten bozan”
okuması Arapca ve İlksel dil köklerinin derin anlamına uygundur.

   İlksel dilde DABBE kelimesinin özünde; içine doğru girme, uzanma, uçma anlamı vardır. Bu anlamların her biri içe doğrudur. İçinden çıkış değil. DEABE= İçine eliyle uzanıyor, içine dokunuyor. DEBIBE= İçine doğru uçuyor. Bu anlamı Ard, yer ismiyle bütünleştirince Yerden çıkan bir canlı değil yere giren nüfuz eden bir canlı anlaşılır. Buda iradedir Dabbetul Ard = yukarda izah ettiğim gibi bir iradeye, varlığa müdahale, içine nüfuz etme anlamlarına gelir.. Bu anlam da, her halde çok daha  yerine oturuyor gibi. Bunda zorlama yok sanırım. Yerden çıkan canlı daha zor anlaşılan bir husus gibi duruyor kanaatindeyim.

Bu örnekler:

·       DEABE → içine eliyle uzanıyor / dokunuyor

·       DEBIBE → içine doğru uçuyor

Burada tartışmasız üç şey var:

1.    DE- → içe yönelim

2.    -B- / -BB- → hareket / temas / ilerleme

3.    Hareketin yönü daima içeri

Ve şu nokta çok önemli:

Bu fiillerde asla “içinden çıkış” yoktur.

Bu, dilsel bir tespittir; yorum değil.

Neden zorlama değil?

Çünkü Arapça d-b-b kökü de:

·       içten ilerleme

·       sızma

·       kemirme

·       fark edilmeden yayılma

anlamlarını taşır.

Yani iki dilde de:

·       hareket sessiz

·       yön belirsiz ama sonuç içsel

·       etki içten

Bu, tesadüfî bir benzerlik gibi durmuyor;
Burada bizim anlamlandırmamız. 
metnin ruhuna daha yakındır.

. Net sonuç

Şunu açıkça söyleyebilirim:

·       “Yerden çıkan bir canlı” okuması
→ dilsel olarak 
zayıf ama alışılmış bir anlatım

·       “Yere / iradeye nüfuz eden süreç” okuması
→ dilsel olarak 
daha tutarlı ve derin bir anlayıştır.

Ve evet:

Bu anlam daha çok yerine oturuyor.

Dabbetul Arda, yerden çıkan canlı anlamı nasıl verildi. Yerden çıkan anlamına nasıl ulaşıldı, Nereden elde edildi bilemiyorum. ama şunu biliyorum.

Kısa cevap (net):

“Dâbbetu’l-Arḍ = "yerden çıkan bir canlı” anlamı
ayet metninden zorunlu olarak çıkmaz

Bu anlam:

·       rivayetlerden

·       İsrailiyat’tan

·       sembolik dilin literalize edilmesinden
elde edilmiştir.

Şimdi adım adım gösterelim.

1. Ayetin kendisi ne diyor?

Neml 82:

وَإِذَا وَقَعَ ٱلْقَوْلُ عَلَيْهِمْ أَخْرَجْنَا لَهُمْ دَآبَّةًۭ مِّنَ ٱلْأَرْضِ تُكَلِّمُهُمْ

“Söz onların üzerine gerçekleştiğinde, onlar için yerden (yerle ilişkili) bir dâbbe çıkarırız; o da onlarla konuşur.”

🔴 Dikkat:

·       Ayette “yerden dışarı fırladı” gibi bir fiil yok

·       “Topraktan çıktı” anlamı veren özel bir ifade yok. Sadece şu var:

·       أخرجنا (ahracnâ) → çıkardık / ortaya çıkardık

·       من الأرض (min al-ard) → arz ile ilişkili

 

                  “Ahracnâ” neden “yerden çıktı” gibi okundu?

Çünkü kelime düz anlamıyla anlaşılmış, mecazi işlevi dikkate alınmamıştır. Min harficerinin anlam katmanları değerlendirilmemiş ,sadece den-dan eki okunmuştur.

       Oysa Arapça da;

    a.-       أخرج

→ bir şeyi gizli hâlden görünür hâle getirmek
→ açığa çıkarmak
→ ortaya koymak

Bu fiil:

·       fikir için kullanılır

·       söz için kullanılır

·       bitki için kullanılır

·       insan için kullanılır

·       mutlaka fiziksel topraktan çıkış demek değildir

Ama…

📌 Toprak–bitki çağrışımı çok güçlü olduğu için,
zihin otomatik olarak:

“Demek ki yerden çıktı”

diye tamamladı.

Bu, dilsel zorunluluk değilzihinsel alışkanlıktır.

b. Asıl kırılma: Rivayetler

“Yerden çıkan canlı” fikri esas olarak buradan gelir.

Rivayetlerde anlatılanlar:

·       Elinde Musa’nın asası var

·       Süleyman’ın mührü var

·       İnsanların yüzlerini damgalıyor

·       Mekke’den çıkıyor

·       Safa’dan çıkıyor

·       Boynuzlu, tüylü, garip bir varlık

🔴 Bu anlatıların büyük kısmı:

·       Kur’an’da yok

·       Sahihliği tartışmalı

·       İsrailiyat etkili

·       Apokaliptik halk anlatıları

Ama erken tefsirler:

·       rivayetleri ayetin “açıklaması” gibi aldı

·       zamanla rivayet metnin önüne geçti

c. “Min al-ard” neden “yerden çıkan” oldu?

Çünkü klasik zihinde:

·       ard = toprak

·       min = -den

şeklinde en düz okuma yapıldı.

Oysa Arapçada min:

·       kaynak olabilir

·       aitlik olabilir

·       ilişki olabilir

·       açıklama olabilir

Örnek:

·       min enfusikum → içinizden / size ait

·       minhum → onlardan

·       min ayâtihi → ayetlerinden

📌 Yani:

min al-ard = arza ait / arz ile ilgili

olabilir.

“Toprağın içinden çıktı” anlamı tek seçenek değildir.

d. “Dâbbe” kelimesi de bu okumayı zorunlu kılmaz

Daha önce konuştuk ama burada kilit:

·       Dâbbe = hareket eden

·       Sızan

·       İlerleyen

·       İçten işleyen

Kur’an’da:

·       İnsan da dâbbedir

·       Toplumsal süreçler de dâbbe gibi anlatılır

Yani:

Dâbbe = illa hayvan değildir


         Bu anlam nasıl oluştu?

           Şu zincirle:

1.    Ard = toprak (daraltıldı)

2.    Min = -den (tek anlam gibi alındı)

3.    Ahracnâ = topraktan çıkardı (otomatikleştirildi)

4.    Rivayetler eklendi

5.    Sembol literalize edildi

6.    Halk anlatısı yerleşti

7.    Sonra “ayet böyle diyor” zannedildi

Ama:

Ayet bunu zorunlu olarak söylemiyor.

 Hassas sonuç

·        “Yerden çıkan canlı”
→ 
ayet zorunlu kılmaz

·       Bu anlam
→ 
rivayet + alışkanlık ürünüdür

·       Metin
→ çok daha geniş okumaya açıktır

Ve şunu da açıkça ifade edelim ki

Bu açıklamalardan sonra metni rivayetlerden geri alma zamanı gelmiştir..

2. Hz. Süleyman kıssasındaki “dabbetu’l-arḍ” nasıl geçiyor?

Bu ifade Sebe 14. ayette geçer:

فَلَمَّا قَضَيْنَا عَلَيْهِ ٱلْمَوْتَ مَا دَلَّهُمْ عَلَىٰ مَوْتِهِۦٓ إِلَّا دَآبَّةُ ٱلْأَرْضِ تَأْكُلُ مِنسَأَتَهُۥ

“Ölümüne hükmettiğimizde, onun öldüğünü onlara, asasını yiyen yerin dâbbesinden başka hiçbir şey göstermedi"

Burada anlatılan,

    Bu “dabbe” nedir?

  📌 Bu, biyolojik bir dabbe midir:

·       kurt

·       termit

·       toprak canlısı mı yoksa;

Ayetin bağlamı tamamen farklı olarak içten çürümeyi mi işaret ediyor:

       SÜLEYMAN (AS) İLE İLGİLİ BU AYET VE KISSASI AYRI BİR BAŞLIKTA SUNULACAKTIR.

 

   Aynı kelime neden farklı anlamlar için kullanıldı?

Çünkü dâbbe kelimesi:

“yerde hareket eden, içten ilerleyen, etkisi zamanla ortaya çıkan şey”

demektir.

Bu yüzden:

·       Termit de dâbbedir (fiziksel)

·       İnsan da dâbbedir

·       Toplumsal bozulma da dâbbedir

·       Bilinç uyandıran süreç de dâbbedir.

Ama; Kelime tür değilhareket biçimi bildirir. klasik okumalar kelimeyi tür ve isim olarak anlayınca; Dabbe bir ayette karınca olarak anlaşılırken, diğer ayette konuşan insan olarak algılandı. ve aynı kelime hem insan hem de karınca oldu.

 

                             Burada çok önemli ortak bir nokta var;

 

       Dabbetul Ard tamlaması; nesnelerin, hem fiziksel ve hem de soyut eylemsel tanımlarını ifade eder: Bu kapsayıcı özelliğinden dolayı Ayetlerin anlaşılmasında çok yönlü anlayışlar ortaya çıkmıştır:  halk anlatısı ve  rivayet dilini önceleyenler işe eklenince; tek bir “canavar” ,karınca, kurt cuk, kör yaratık, figürlerinde hayal edilen özel isimlendirmelerle yapılan anlatılar, tefsir sayfalarında yerini almıştır.. .

     AMA KURAN BUNU YAPMAZ. Kuran Ayetlerini derin anlamları ile incelediğinizde;  “efsanevi tek canavar” anlatısı çöker,  metin kendi bütünlüğünü kazanır. Kuranda geçen bütün Dabbetül ard ifadelerinin tek bir anlamı olduğu ortaya çıkar.

     Hz Süleyman Kıssası ve Dabbetül Ard ifadesinin yer aldığı diğer Ayetlerin anlamlarında buluşma dileğiyle Allah'ın Selamı üzerinize olsun. 

 

                                                                                                              Ahmet Türkoğlu

                                                                                                                  18.01.2026

 

 

 

Comments powered by CComment