(TAHA SURESİ)
TAHA SURESİ, Hz. Adem'in yaradılışıyla ilgili ilk inen suredir. Hicretten yedi yıl önce, vahyin gelmeye başladığı ilk üç yıl içinde gelmiştir. Hz. Ömer'in Müslüman olmadan önce eline geçen ve okuduğunda etkilenip Müslüman olmasına sebep olan sure bu suredir. Hz. Adem'in yaradılışı ile ilgili ilk ayetler bu surede olduğundan yazımıza bu sureyle başlıyoruz.
TAHA SURESİ'NDE; ADEM (AS) İLE İLGİLİ AYETLER VE MEALLERİ:
115. AYET: "Biz daha önce Adem'den söz almıştık, fakat o unuttu; biz onda yeterli bir kararlılık görmedik."
116. AYET: "Meleklere: 'Adem'e secde edin' dedik, onlar secde ettiler, sadece iblis direndi."
117. AYET: "Bunun üzerine 'Ey Adem!' dedik, 'Bil ki bu (iblis) senin de eşinin de düşmanıdır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın; yoksa mutluluğunu yitirirsin.'"
118. AYET: "Burada sana açlık da, çıplaklık da yok."
119. AYET: "Yine burada susuzluk çekmezsin ve sıcaktan bunalmazsın."
120. AYET: "Derken, şeytan şöyle diyerek onun kafasını karıştırdı: 'Ey Adem! Sana sonsuzluk ağacının ve son bulmayacak bir hükümranlığın yolunu göstereyim mi?'"
121. AYET: "Nihayet ikisi de o ağaçtan yediler. Bunun üzerine mahrem yerleri kendilerine göründü. Üstlerini cennet yaprağıyla örtmeye çalıştılar. Böylece Adem Rabbine karşı gelmiş ve yolunu şaşırmıştı."
122. AYET: "Sonra Rabbi onu seçkin kıldı, tövbesini kabul etti ve doğru yola yöneltti."
123. AYET: "Şöyle buyurdu: 'İkiniz birden inin oradan, birbirinize düşman olarak. Size benden bir hidayet geldiğinde, bilesiniz ki hidayetime uyan, artık ne sapar ne de bedbaht olur.'"
124. AYET: "Kim de beni anmaktan yüz çevirirse, mutlaka sıkıntılı bir hayatı olacaktır. Ve onu kıyamet günü kör olarak haşrederiz." (DiyanetMealleri)
Hz. Adem’in cennette kalışı ve çıkarılışı ile ilgili ayetlerin çok açık bir şekilde, her anlayış seviyesindeki insanın anlayabileceği biçimde, merhale merhale ve tane tane Rabbimiz tarafından açıklandığını görüyoruz. Ancak bu mealleri okuduğumuzda şu soruları sormaktan kendimizi alamıyoruz:
1. SORU: Şeytan, "Ey Adem! Sana sonsuzluk ağacını ve çökmeyecek bir saltanatın yolunu göstereyim mi?" dediği ve şu ağaçtan yeyin diye bir şey demediği halde, ayete "ağaçtan yediler" anlamı nasıl verilir? Şeytan sonsuzluk ağacından bahsediyor, biz meyvesi yenilen ağaç anlıyoruz. Şeytanın ikinci vaadi; çökmeyecek bir hükümdarlık yolu. Bu hükümdarlık vaadi hakkında bir açıklama yapılmalı değil mi?
2. SORU: Allah-u Teâlâ, 118-119. ayetlerde Adem’e, "Orada acıkmaman, kendini çıplak hissetmemen sağlanmıştır. Orada susamak yok, sıcaktan etkilenmemen de sağlanmıştır." dediği halde yeme içme hissi duymayan Adem, ağacın meyvesinden nasıl yer? 121. ayette "Ve böylece o ağacın meyvesinden yediler" anlamı nasıl verildi, izahı nedir? Aynı surede peş peşe gelen ayetlerdeki bu çelişkili anlamlandırma nasıl izah edilir?
Bu soruları, ilgili tefsir hocalarımıza yöneltmiş olalım. Açıklayıcı bilgileri inşallah insanlığa sunarlar. Biz bu ayetlerin anlamları konusundaki algı ve anlayışımıza geçmeden önce; ayetlerin düz bir düşünceyle ele alınması halinde bile, yukarıda belirtildiği gibi somut bir ağaçtan ve onun meyvesini yemekten bahsedilmediğini anlarız. Şeytan, eğer bir insanı sonsuzluk ağacı ve çökmeyecek bir hükümranlıkla vesveseye düşürürse, bunun anlamı somut bir ağaç olmaktan öte bir şeydir. Çökmeyecek hükümranlık; sonsuzluk ağacıyla ilintili ve eş anlamlı değilse, nedir? Bir kimseye "Evlilik yolunda sana başarılar dilerim" dense; burada geçen yoldan asfalt yol mu anlaşılır? Yoksa evliliğe giden hayatın akışı mı anlaşılır? Somut yol anlaşılmayacağı apaçık değil mi? Bu düz mantık düşüncesini bir kenara bırakalım ve sözünü ettiğimiz ayetleri, Arapça dili itibarıyla değerlendirip tahlil edelim. Sonucun nasıl ve hangi anlamlara geldiğini görelim.
AYETLERDE GEÇEN ARAPÇA KELİMELER VE ANLAMLARI:
1. ŞECERETÜL HÜLDİ: Hayat Ağacı, sonsuzluk ağacı. Bu tanımlama şeytana aittir. Somut, bildiğimiz, dalları, meyveleri olan bir ağaç değildir. Şeytan tarafından tanımı yapılan, bir dokunuşla ebedilik yaşamına erişileceği yalanına dayalı, Adem'i kandırmak için uydurulmuş, gerçek olmayan, uydurma soyut bir vaatten ibarettir. Gerçek olsaydı, yasağı işleyen Adem’le Havva’nın sonsuzluğa erişmesi gerekirdi. Şeytanın yalanı apaçık ortaya çıkmıştır. Şecere'tül-huld ifadesi somut bir ağaç değil, yüce bir egemenliğe ulaşmanın; Allah'ın emirlerini çiğnemekle mümkün olacağı iddiasının bir ifadesidir.
2 ŞECER (شجرة) kelimesi: Arapça’da ağaç anlamında kullanılır ama buradaki anlamı bildiğimiz ağaç anlamında değildir.
3. ŞECERE (شجرة) kelimesi: Soy-sop anlamında da kullanılır. Ayetteki anlamı; soy-sop ifadesine daha yakındır.
4. ŞECERE (شجر) kelimesi: Ayette dokunma, temas etme anlamında olup; ilerleyen bölümde geniş izahı yapılacaktır.
5. EKELE (أ 121.Ayette geçen "ondan yediler" diye tercüme edilen Allah'ın Teâlâ'nın "fe ekelaminhâ" ifadesinde kullandığı Ekele fiilinin Arapça karşılıklarına bakalım.
a. EKELE (أكل): Yemek anlamında kullanılır. "Yemek yedi.(أكل الطعام )
b. EKELE (أكل): Yıprattı anlamında kullanılır "Zaman arabayı yıprat (أكل الزمان السيارة
c. EKELE(أكل): Gitmek anlamında: "Adamlar çarşıya gittiler " اكل الرجال الى السوق
d.EKELE (أكل): Doldurmak anlamında ;Çocuklar Çarşıyı doldurdular أكل الولد في السوق)
e. EKELE (أكل):Kalkmak, Yönelmek anlamında: "Oradan yöneldiler" (أكللا منها).
f. EKELE (أكل): Tatmak anlamında olmak üzere, cümlede kullanıldığı bağlama göre değişik anlamları vardır. Arapçada kelimeler, kullanıldığı bağlama göre değişik anlam kazanır.
Bu anlamların tümü Arapç'dır ve kullanıldığı bağlama göre değişik manalara gelir. Yukarıdaki izahlardan ayrı olarak; ŞECERE (شجرة) ve EKELE (اكل) kelimelerinin anlamlarına bir kez daha bakmamız gerek.
ARAPÇA İLKSELDİL
VE
ADIĞABZE DİLİNDE:
- ŞECERE (شجرة) : Değme, dokunma, sürtme, çıplak iki derinin (bedenin) birbirine değmesi ve sürtünmesi.
- EKELE (اكل) : Tutmak, el ele tutuşmak, hissetmek; ele geçirme, el koyma, el atma.
Bu iki kelimenin açıklamalarını gördükten sonra, ayetlerin anlamlarını yeniden inceleyelim ve anlamaya çalışalım.
120. Ayet:
<< (İblis) Ey Adem dedi, sinsice fısıldayarak: 'Sana şecerenin sonsuzluğunu (dokunmanın, eşin Havva ile temasın, sonsuzluk getireceğini) ve çökmeyecek bir saltanatın yolunu göstereyim mi?>> Ahmet TÜRKOĞLU Meali
121. Ayet:
<<Ve böylece o ikisi şecereyi (birbirine dokunmayı) tattılar. Şecereden (bu dokunuştan) haz aldıkları anda, avret mahallerinin farkına vardılar. Ve avret yerlerini cennet yaprakları ile örtmeye çalıştılar. Ve Adem böylece Rabbine karşı geldi. Dolayısıyla ciddi bir hataya düşmüş oldu.>>
Ahmet TÜRKOĞLU Meali
TAHA SURESİ'NDE GEÇEN 115-121. AYETLERDEN ÖZ OLARAK ANLAŞILAN HUSUS:
Allah-u Teala, Adem’e hitap etmiştir. Emrini Hz. Adem’e söylemiştir. Hz. Adem, azim ve gayretli olamamıştır. Allah, meleklere, "Adem'e secde edin" emrini vermiştir, ancak İblis dışında hepsi secde etmiştir. Allah, Adem’e, "İblis senin düşmanındır, sakın seni ve eşini cennetten çıkarmasın. Bu cennette sana acıkmak yok, kendini çıplak hissetmeyeceksin, susamayacaksın, sıcaklıktan da etkilenmeyeceksin." demiştir.
İblis, Adem’e vesvese vererek sonsuz bir yaşam ve saltanat vaadiyle Adem’in şeceresini bozuyor. Allah tarafından henüz izin verilmeyen, Hz. Havva'ya dokunmasını sağlıyor. Perdesiz ve engelsiz bu dokunuş, Adem ile Havva’da çıplaklık hissini ortaya çıkarıyor. Ayıp yerlerini cennet yapraklarıyla örtmeye çalışıyorlar. Onlara, "Çıplaklık hissetmeyeceksiniz" denmişti, ama yasak olan, tenlerin birbirine teması her şeyi değiştirdi. Çıplaklık hisleri ortaya çıktı. Şeytana uyup emri çiğnemeleri, Rabbimizin onları cennetten çıkarıp dünyaya göndermelerine sebep oldu.
Erkekle kadının (nikahsız, izinsiz) birbirlerine dokunma yasağının ilk başladığı yer burasıdır.
Bu emir, şu anda devam ettiği gibi kıyamete kadar böyle devam edecektir. Erkekle kadının nikahsız (izinsiz) ŞECERE yapması (çıplak deri ile temas etmeleri) ilk yaratılıştan itibaren yasaklanmıştır. Eğer bu yasak insanlar tarafından şeytanın dürtüsüyle çiğnenirse, cezası İlahi huzurdan kovulmayla başlar... <<Sen Allah’ın kanununda hiçbir değişiklik bulamazsın. Yine sen Allah’ın kanununda hiçbir sapma göremezsin.>> (Fatır/43)
Kadının erkeğe, erkeğin kadına (nikahsız) dokunması, abdesti bozar hükmünde birleşen üç mezhep imamının görüşlerine ulaşmak isteyen okurlarımız, "Dört Mezhebin Fıkıh Kitabı" abdesti bozan şeyler 1-83. Hasan Ege esere müracaat edebilirler.
ARAF SURESİ: Hz ADEM'LE İLGİLİ AYETLER:
Allah-u Teala, Taha suresinde insanı nasıl yarattığını, melekler, iblis ve Adem ile ilgili gelişmeleri özetle bildirmiştir. 115-122. ayetlerde geçen Hz. Adem'in yaratılışı ve cennetten dünyaya gelişini incelemiştik. Yüce Rabbimiz, Mekke döneminin sonlarına doğru gönderdiği ARAF suresinde de yaradılışımızla ilgili bilgileri daha tafsilatlı (açıklamalı) olarak bize bildirmektedir. Biz de daha kapsamlı ve geniş bir şekilde ARAF suresinde geçen konuyu incelemeye devam edelim.
Allah Teala tarafından secde emri geldiğinde, meleklerin ve iblisin yapıp ettikleri Taha suresinde izah edilmişti. Bu surenin ( Araf Suresinin) 11-19. ayetleri aynı şekilde, fakat daha açıklayıcı olarak meleklerin ve iblisin durumunu izah etmektedir. Biz, 19. ayetten itibaren Hz. Adem’in durumuyla ilgili açıklamaları incelemeye çalışacağız.
ARAF SURESİ 19-20-22. AYETLERİN VE MEALLERİ:
- Ayet:
<<Ey Adem! Sen ve eşin cennette kalın. Dilediğiniz yerden yiyin. Fakat şu ağaca yaklaşmayın! yoksa zalimlerden olursunuz.>> (Diyanet Meali) - Ayet:
<<Derken şeytan, kendilerinden gizlenmiş olan avret yerlerini onlara açmak için kendilerine vesvese verdi ve dedi ki: 'Rabbınız size bu ağacı ancak, melek olmayasınız ya da (cennette) ebedi kalacaklardan olmayasınız diye yasakladı.>> (Diyanet Meali) - Ayet:<<Şüphesiz ben size öğüt verenlerdenim," diye de onlara yemin etti.>> (Diyanet Meali)
- Ayet:<<Bu suretle onları kandırarak yasağa sürükledi. Ağaçtan tattıklarında kendilerine avret yerleri göründü. Derhal üzerlerini cennet yaprakları ile örtmeye başladılar. Rableri onlara, 'Ben size bu ağacı yasaklamadım mı? Şeytan size apaçık bir düşmandır, demedim mi?' diye seslendi.>> (Diyanet Meali)
Ayetlerde geçen üç kelimenin (EKELE, ŞECERE ve ZAKA) yukarıda verilen anlamlarının dışında, çok daha değişik manalar içerdiğini düşünüyorum. Hz. Adem ve Hz. Havva'nın herhangi bir ağaçtan meyve yemediklerine inanıyorum, Allah-u Teala'nın yeme hususunda bir emir vermediği açıkça ortadadır. o ağacın yemekle ilgili yasaklanması söz konusu değildir. Eğer o ağaçtan yemek yasak olsaydı; bu ağaç hakkında tafsilatlı açıklamaların sonraki ayetlerde gelmesi gerekirdi. Kuranın usul ve yolu böyledir. Eğer O ağaçtan yemek yasak olsaydı; Bu yasaklanan AĞACIN şu an dünyada yasaklanmış olarak da devam etmesi gerekirdi. oysa bu dünyada bize yememiz yasaklanan bir ağaç yoktur. Allah'ın kanununda değişiklik yoktur.
Yenmesi yasak edildiği ifade edilen AĞAÇ hakkında açıklayıcı ayet yok ama, ŞECERE kelimesi (Kadınla erkeğin çıplak deriyle birbirine teması, kadın-erkek ilişkileri) hakkında Kur’an’da onlarca hüküm bildiren ayetler gelmiştir. Çünkü ŞECERE kelimesi kadınla erkeğin birbirine çıplak teması anlamını taşımaktadır. Allah, Kur’an’da hiçbir konuyu açıklanmamış bir şekilde bırakmamıştır. Kadınla erkeğin beraber olma şartlarını ayetlerle açıklamıştır.
Orada yasaklanan husus; Adem ile Havva’nın şecere yapmamalarıydı (yani çıplak derilerinin birbirine değmemesi, sürtünmemesi idi). Şeytanın yapmak istediği ANA HEDEFİN; " GİZLENMİŞ OLAN AVRET YERLERİNİ AÇMAK " olduğunu 20 ayet açıkça ifade ediyor. Allah, birbirinize yaklaşmayın buyurmuştu. Bu ifadeler, Ayetlerin muhtevasının yemekle alakalı olmadığını açıkça gösteriyor. İnsan meyve yerse hemen ayıp yerlerinin farkına varmaz, ama erkek ve kadın birbirine doğrudan temas ederse ayıp yerlerinin farkına varır.
EKELE VE ŞECERE kelimelerinin anlam tahlilini hem Arapçada hem de Adığabze dilinde TAHA suresinde açıklamıştık. Tekrar olmaması için onları geçiyoruz. ZAKA kelimesi, bu ayette konuyla ilgili ilk defa geçtiği için onu inceleyelim.
A. ARAPÇA’DA:
ZAKAA = ذاقا Bu kelime, Arapçada birkaç anlam ifade etmektedir:
- Hissetme, deneyimleme, tecrübe etme, zevk alma.
- Acıyı veya sıkıntıyı hissetme, duyma, yaşama.
- Tatma anlamını hem fiziksel hem de soyut düzeyde taşır. Bu bağlamda, hem gerçek bir tat alma hem de duygu ve hissetme anlamlarını ifade eder.
B. İLKSEL DİLDE ZÂKE :
- Haz almak,
- Hissetmek,
- Tatmak, ısırmak, dişlemek.
- buyur etme
Bir kelimeye daha dikkatimizi yoğunlaştırmamız, ayetin ruhunu anlamamıza daha çok yardımcı olacaktır. O da YUBDİ kelimesidir. Buna da bakalım.
A. ARAPÇA’DA:
- YUBDİ = Başlatılır, başlanır, başlatma. (BEDE’ kökündendir.)
- Lİ YÜBDİÜ = Başlatmak için.
Sadece bu kelimenin anlamından, şeytanın onlardaki nefsi melekeyi, Allah'ın henüz izin vermediği bir zamanda, harekete geçirmeyi ve bu hazzı başlatmayı istediğini ve başlattığını anlayabiliriz. Bunu da, ikisini birbirine yaklaştırıp şecere (iki derinin birbirine sürtünmesi; teması) ile yapmaları için vesvese verdiğini çıkarabiliriz. TAHA suresinde ve bu surede izah edilen kelimelerin anlamları doğrultusunda, 19 ve 20. ayetlerin anlamlarını düşünce dünyamıza misafir edip hayatımız boyunca Mevlamızın isteği olarak yaşayabiliriz. Allah’ın kanunları değişmez; dün ne ise bugün de odur.
Araf 19. Ayet:
<<Ve (sana gelince) Ey Adem! Sen ve eşin cennete yerleşin. Orada istediğiniz gibi dolaşın. Şu şecereye (birbirinize temas etme işine) yaklaşmayın. Yoksa zalimlerden olursun dedi.>
Ahmet TÜRKOĞLU Meali
Araf 22. Ayet:
<<Ve böylece onları yanıltıcı düşüncelerle yönlendirdi. O ikisi (birbirine temas ederek) şecereden haz alır almaz, birden çıplaklıklarının farkına vardılar. Ve bahçeden topladıkları yapraklarla üzerlerini örtmeye koyuldular. Bunun üzerine, Rableri onlara (şöyle) seslendi: 'Ben sizi şecereden (birbirinize yaklaşmaktan) men etmedim mi? Şeytan sizin apaçık düşmanınızdır, demedim mi?>>.
Ahmet TÜRKOĞLU Meali
Hz. Adem'in yaradılış evrelerini Cenab-ı Hak, Kur'an'da açıklamıştır. Sad suresi, Bakara suresi, İsra ve Hicr surelerinde de geniş olarak yaradılışla ilgili ayetler gelmiştir. Kur'an'da geçen yaradılışla ilgili tüm ayetlerin her biri, dünya ve ahiret hayatıyla ilgili bilgi ve emirlere işaret etmektedir. Bizim bu yazımızda tespit edip açıklamaya çalıştığımız husus, Hz. Adem'in cennetteki ilk evrelerinde yaşadığı ve dünyaya gönderilmesine sebep olan hadiseyi anlatan ayetlerin anlaşılması noktasında bir tespit ve izah olmaktan ibarettir.
Vardığımız kanaatte isabet ettiysek, Mevla'ya şükürler olsun. Yüce Rabbimizin ilahi mesajını en doğru şekilde anlama samimiyeti ve teslimiyeti içinde verdiğimiz anlam ve vardığımız kanaat te, isabet edemedi isek, RABBİM SANA SIĞINIRIM. Hayırlara yol açması dileğimiz ile. Ahmet TÜRKOĞL
02.Mart.2025
Comments powered by CComment