KURANDA MASTAR KELİMELERİN ANLAM YOLCULUĞU:
İLKSEL DİL İLE YORUM FARKLARI.
Kurandaki bazı kelimeler, özellikle mastar kökenli olanlar, klasik Arapça ile yapılan yorumlarda sınırlı bir biçimde anlaşılmaktadır. Ancak bu kelimeler, İlksel Dillerin yalın anlamıyla karşılaştırıldığında hem fonotik hem de anlamsal olarak dikkat çeken örtüşmelere sahip olduğunu görürüz. Bu örtüşme yalnızca bir rastlantı veya yüzeysel benzerlikten ibaret değildir. Aksine anlam derinliğini artırmakta, ayetin bağlamına daha nüfuz edici bir kavrayış sunmaktadır.
İlk insanlar için vahy edilen KELMELER, belki de bugün hâlâ bazı dillerde canlılığını korumaktadır. Bu anlamda Kur'an'ın evrenselliği, sadece mesajında değil, DİLSEL KÖKLERİNDE de kendini göstermektedir.
Bu durum Kurandaki anlamların, sadece klasik Arapça sözlük anlamıyla değil, İLKSEL DİLLERİN sezgisel ve eylemsel anlam evreniyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. İlksel Dillerin kelimelerinin en belirgin ve yoğun taşıyıcısı durumunda olan Adığabze dilinde hâlâ günlük yaşamda kullanılan bu kelimeler, Kuran’da geçen anlamlara yeni bir boyut kazandırmakta ve metnin ruhuna çok daha derinlikli bir pencere açmaktadır.
Bu araştırma, İlahi Ayetleri derinlemesine anlama hususun da; Bir anlayışın kapı aralayışıdır. Her bir kelime, Yeni bir Ayet gibi; Her ses kökü, Kadim bir yankı gibi . KURANIN DİLİ ile insanlığın İLK DİLİ arasında köprü kurmak, belki de VAHYİN İLK YANKILARINI BU GÜNÜN KULAKLARINA TAŞIMAK gayretlerin en değerlisidir.
Bu çalışmada, Kuran’daki bazı mastar yapıdaki kelimelerin, ARAPÇA ve İLKSEL DİL (ADIĞABZE) de ki anlamları karşılaştırılarak, anlamda ne kadar örtüştükleri, nasıl bir sapma ya da genişleme olduğu örneklerle ortaya konacaktır. Önce örneklerimizi görelim daha sonra ARAPÇA dilinin Hz Adem’den itibaren süzülüp gelen ILKSEL DİL ile ilişkisine değinelim.
ÖRNEKLER;
1- ZUHRUF SURESİ 32.Ayette geçen SUHRİYYEN سخريا kelimesi;
ورفعنا بعضهم فوق بعض درجات ليتخذ بعضهم بعضا سخريا ورحمت ربك خير مما يجمعون
“Rabbinin rahmetini paylaştırmak onlara mı düşmüş. Dünya hayatında onların geçimliklerini biz paylaştırdık. Bir kısmı diğerini İSTİHDAM ETSİN diye kimini kiminden derecelerle üstün kıldık. Rabbinin rahmeti onların biriktirdiklerinden daha hayırlıdır.” Diyanet Meali.
SUHRİYYEN kelimesine burada; İSTİHDAM ETME, ÇALIŞTIRMA anlamı verilmiştir. Klasik Arapça anlamı böyle anlaşılmıştır. Oysa bu anlamlandırma İslam'ın yaradılış ayetleri konusunda, pek çok soru ve tereddüdü beraberinde getirmektedir. İnsanların bir kısmı diğerleri tarafından çalıştırılması için mi yaratıldı. Allah insanların bir kısmını diğerlerini istihdam etsinler diye mi Onlardan daha üstün derece sahibi yaptı. Asla böyle bir anlam yoktur. Bu tamamen ayetin ruhunu ve kelimenin anlamını eksik anlamlandırmadan, yanlış anlamadan ibarettir.
SUHRİYYEN ;
ARAPÇA verilen anlamı; İstihdam etmek, Çalıştırmak.
İLKSEL DİL (ADIĞABZE );
SIDHURE = Neler oluyor? Nasıl gelişiyor? O nasıl davranıyor?
SIDHUN = Ne olur. yalvarma rica etme
SIHUR= (SIKIPFEHUR) Kardes edinme, kaynaşma, sevgi oluşması
SONUÇ ve YORUM;
Ayetteki bağlam; insanların birbirine hizmet etmesi için sınıflandırıldığına değil; Farklı derecelerde kılınması; İnsanların tutumlarının, gelişimlerinin ve sınavlarının gözlemlenmesine dair bir anlamı öne çıkarır. “SIDHURE” fiili, insanın hayat içindeki DÖNÜŞÜMÜNÜ ve halini sorgulayan bir bakış açısı sunar.Ayni zamanda insanlar arasında bir sevgi bağının ,kardeşliğin ve hatta akrabalığın oluşması anlamını vurgular.
ARAPÇA'NIN, İLKSEL DİL ile tarihin derinliğinde birleşip kesiştiği noktada ki kelime anlamlarını, daha sonraki gelişme dönemlerinde, içinde taşıyarak gelişmesini sürdürdüğü muhakkaktır. ARAPÇA gelişerek devam eden süreçte engin bir dil oldu ve İLAHİ mevhibe ile olağan üstü, hatta Arapçanın da ötesinde İLAHİ KELAM MUCİZESİ olarak İnsanlığa sunuldu. Allah “Onu Arapça olarak indirdik “ buyurur. Arapça, insanlığın anlayacağı en gelişmiş ve eşsiz bir ifade gücüne sahip bir dildir.
Arapça ;bütün dillerin sesleri ve kelimelerin hamuru ile yoğrulmuş bir ilahi anlam hazinesidir. Kuran ayetlerinin anlam derinliğinde, Dört İlahi kitabın gerçek hitapları, sesleri ve kelimeleri yaşayıp devam ettiği tartışılmaz gerçektir. Aynı zaman da; İnsanlığın ortak dili olan ilksel dilin anlamları dışlanıp atılmamış, aksine, derinden gelen anlamlar üzerine yepyeni kelimeler giydirilmiştir.
Kuran ayetleri; Hz Adem den bu tarafa insanlığın konuştuğu dilin, ARAPÇA olarak devam etmesidir. Aynı ilksel dillerin diğer dillerde muhafaza edilmiş şekliyle günümüze ulaşan kelimelerini tespit eder ve onlarla karşılaşırsak, bu kelimelerin Arapça da ki aynı kelimelerle örtüştüğüne hayret etmememiz gerekir. Hatta İlahi kelamın esas maksadını daha derin bir kavrayış ile anlayabilme mutluluğuna ulaşabildiğimiz için mutlu olmamız gerekir.
Hz Peygamberden sonraki dönemlerde anlam değişimlerine uğramış bir Arapça ile yapılan ayet yorumlarının, dar anlamda yapıldığına, mecazi veya idari anlamlara indirgenmiş bir anlayışla yapıldığına sık rastlarız. Oysa İlksel dilin anlam katmanları, gündelik kullanımı dikkate alındığında ayetin bağlamı çok daha varoluşsal, dinamik ve insani bir boyut kazandığını görürüz. İLKSEL Dillerde Kuran ayetlerinde geçen bazı kelimelerin karşılık bulması, Kuranın Dilsel yapısının çok daha geniş bir tarihsel ve kültürel arka plana sahip olduğunu gösterir. Bu yönde yapılacak kapsamlı çalışmaların KURANIN ANLAM DERİNLİĞİ bakımından da çığır açacağı inancındayım. En önemli husus VAHYİN NAZİL olduğu ilk dönem ARAPÇA'SINI ortaya koyma sorumluluğunu yerine getirmektir.
2- SAD SURESİ 16.AYETİ; "KITTENA KKELİMESİ"
” وقالوا ربنا عجل لنا قطنا قبل يوم الحساب “
“ Onlar, Rabbimiz! Hesap gününden önce payımıza düşen azabı hemen şimdi ver “ dediler" Diyanet meali.
ARAPÇA “KITTENA” ANLAMI:
"Üzerimize düşen pay."
ADIĞABZE “KITTENAĞ” ANLAMI; "üzerimizde kalan borcumuz, “borç olarak kalan “ Bu anlam sorumluluğun ahlaki ağırlığını da hissettiriyor. Burada her iki dilde de KITTENA kelimesinin her yönüyle örtüştüğü, bire bir aynı anlamı taşıdığı da çok açıktır.
3- ZÜMER SÜRESİ 61.AYET; "MEFAZETUN KELİMESİ:"
وينجى الله الذين اتقوا بمفازتهم لا يمسهم السوء ولاهم يحزنون
“ Allah, kendisine karşı gelmekten sakınanları başarıları sebebi ile kurtarır. Onlara kötülük dokunmaz. Onlar üzülmezler de.”
ARAPÇA da “MEFAZETEN” ; Başarılı olma, bir şeyi kazanma anlamı verilmiştir.
ADIĞABZE de “MEFAZE” ; Karşılaşma, sonuca varma, ulaşma anlamlarına gelir.
“ FEZAĞ ; Yönünü çevirip kavuştu. Karşılaştı.
“Allah, kendisine karşı gelmekten sakınanları hak ettikleri ile, yönelip elde ettikleri ile karşılaştıracaktır. Onlara kötülük dokunmaz, Onlar üzülmezler de.”
KLASİK Arapça mealler de; kurtuluş, pasif biçimde gelirken. ADİĞABZE de bu kelime karşılaşma ve sonuca varma gibi daha aktif, süreç odaklı bir anlam taşır. Anlam örtüşmesi burada da açıktır.
4- AHKAF SURESİ / 21. AYETTE GEÇEN "AHKAF" KELİMESİ,
واذكر اخا عاد اذ انذر قومه بالاحقاف وقد خلت النذر من بين يديه ومن خلفه الا تعبدوا الا الله
AHKAF KEELİMESİ;
Arapça da; Kum yığınları anlamındadır.“.
"Ad Kavminin Kardeş (HUD u) hatırla. Hani O AHKAF da ki kavmini, ”Ancak Allah’a ibadet edin, çünkü ben sizin adınıza, büyük bir günün azabından korkuyorum” diye uyarmıştı." Diyanet meali
Bu mealde AHKAF kelimesi yer ismi olarak anlatılmıştır.
ADIĞABZE DE Anlamı;
AHKAF = Dönerek hareket eden, dönen, hortum, kasırga, Dans eden.
AHER KÂFE = Onlar dans ediyor. Hızlı hareket eden, savrulan. Oynayan
YORUM; Ayette geçen bu kelimenin Fiziksel coğrafi tanımı olan “Kum Tepecikleri” Kavramını aşan bir anlamı olmalı. Bir kavmin AHKAF ile korkutulması, Ahkaf tan sakındırılması, sadece bir yer ismiyle olmasa gerek. İLKSEL DİL dediğimiz, RESULU EKREM SAV zamanında konuşulan ve Sahabeler in çoğunlukla anladığı, bazen hiç anlamayıp peygamberimize sordukları, O günün ARAPÇA sın da, bu kelimenin anlamı; yukarıda açıklandığı haliyle korunup günümüze aktarıldığı gibidir, Yani kelimenin anlamı Kum tepecikleri veya bir yer isminden ziyade Adığabzede açıklandığı şekliyle; Bir hava hareketinin, bir hortumun, fırtınanın ismidir Kanaatindeyim.
BU Kelimenin İLK DÖNEM ARAPÇASINDAKİ ANLAMİ ; bir yer ismini aşarak oluşan bir doğa olayına veya toplumsal davranışlara da işaret eder. Kavmin yaşadığı yer, sadece “kumul” değil, hareketli, dönen, savrulan şeylerle özdeşleşmiş bir ortamı düşündürmektedir. Aynı KÖKTEN gelen çağrışım; bu kavmin yaşam tarzına, istikrarsızlığa veya geçici düzene de gönderme yapmaktadır. AHKAF SURESİNİN devam eden ayetlerinde AHKAF kelimesinin, bir bulut kümesi olarak gelmekte olan ve insanları kuru birer odun parçası gibi savuran bir fırtına ,hortum felaketi olduğu açık bir şekilde anlatılmaktadır. OKUYUCULARIMIZ AHKAF suresinin ilgili ayetlerini bir bütünlük içinde okurlar ise bu anlamı açıkça göreceklerdir.
5- HUD SURESİ 106. AYETTE GEÇEN; ZEFİRUN ve ŞEHİK
" فاماالذين شقوا ففي النار لهم فيها زفير وشهيق "
"Mutsuz olanlara gelince; cehennemdedirler. Onların orada şiddetli bir soluyuşları vardır." Diyanet Meali.
ARAPÇADA klasik anlam ve yorumu;
ZEFİR = Hıçkırıklı soluyuş İç çekiş.
ŞEHİK = Derin inilti, Hayvanların çıkardığı ses.
ADİĞABZE KARŞILIKLARI;
ZEFİR ; ZIFAYER = İstediği gibi, keyfi, İstediği sonuç.
ŞEHİK; ŞHAVUK = Uyuklama hali, Kendinden geçme, başın öne düşmesi, baş eğme.
ŞHAKU = Ne dediğini bilmeden homurdanma, anlamsız ses çıkarma, kendi kendine söylenme, (argo; çokma).
YORUM:
Kurandaki bağlamda, Cehennemdeki durum hem fiziksel hem de psikolojik bir azabı içerir. Adığabze karşılıkları, Bu seslerin sadece fiziksel acıya değil, aynı zamanda ANLAM YİTİMİ, KONTROL KAYBI, BİLİNÇ BULANIKLIĞI gibi daha derin zihinsel hallere işaret ettiğini düşündürür. Bu da Ayetin ruhunu zenginleştirir. Cehennemliklerin İÇ HALİNİ de yansıtır.
"Orada ne dediğini bilmeyen, kendini kaybetmiş, İçten içe kaynayan, homurdanan bir bilinçsizlik hali vardır."
6- SAD SURESİ 71. AYET; = طين (TIYN) KELİMESİ .
اذ قال ربك للملئكة انى خالق بشرمن طىن
<< Rabbin Meleklere demişti ki; " Ben topraktan (TIYN=Çamur) bir insan yaratacağım." >> SAD:71
TIYN = Arapçada Tıyn kelimesi; Toprak, çamur, balçık, suyla karıştırılmış toprak demektir. Kuranda İnsanın yaratılışı bağlamında "sıvama kıvamındaki toprak, balçık" anlamını ifade eder.
<<Biz İnsanı çamurdan (TIYN),şekil verilmiş balçıktan (salsal) yarattık>>. Hicr - 26.
1- ARAPÇADA ;
a-TIYN = TOPRAK demektir. Ana unsur olan toprak ise çeşitli hallerde bulunur ve toprağın bu çeşitli halleri değişik kelimelerle ayetlerde geçer.
b- TIYN = Arapçada suyla karıştırılmış toprak, yani "sıvama kıvamındaki toprak, balçık" demektir. Kuranda İnsanın yaratılışı bağlamında hep TIYN kelimesi geçer.
2- İLKSEL DİL, ADIĞABZEDE ANLAM;
a- TDI = Toprak. kazmak. toprağı kazmak.
b- YATDE= Toprak
c- YI = Sıvamak, düzeltmek ,şekillendirmek
d-YIN = sıvanmış, şekillendirilmiş. ayrıca büyük, güçlü kuvvetli anlamına da gelir.
e- T(D)IYIN = TIYN = Sıvama kıvamında, kabartılmış toprak. yoğrulmuş / şekillendirilmiş toprak.
f- TIYN kelimesi = BALÇIK + ŞEKİL VERME + KABARTMA sürecini seslerinde barındıran ve ifade eden bir kelimedir. Buda Kuranın <<" BİZ İNSANI ÇAMURDAN (TIYN), ŞEKİL VERİLMİŞ BALÇIKTAN (SALSAL) YARATTIK" >> ifadeleri ile çok güzel örtüşmektedir.
ADIĞE DİLİNDEKİ bu anlam ile ARAPÇADAKİ TIYN kelimesinin; suyla karıştırılmış, yani" sıvama kıvamındaki toprak, balçık" anlamı birebir örtüşmektedir. Hem anlam hem harfler ve sesler yönüyle, fonotik olarak bire bir aynıdır. Bu iki dil aynı kelimeleri kullanırlar. aynı anlamı ifade ederler. Günümüzde yaşadıkları hayatın içinde aynı zaman dilimini beraber yaşarlar. Ama aynı dili konuştukları halde asla birbirlerini anlamazlar. iki ayrı dilin mensupları olarak kendi dünyalarında akıp giderler. Bu durumu izah etmek bir gün mümkün olur mu bilemem ama bu konudaki kanaatim şöyledir:
İLKSEL DİLLERİN ANLAM TAŞIYICILIĞI ÖZELLİĞİ ile günümüzde yaşayan dillerden biri olarak ADIĞABZE dilindeki bazı kelimeler; ARAPÇADAKİ, özellikle mastar olarak gelen kelimeler ile, bazen bire bir, bazen de derin anlamsal olarak örtüşürler, Bu birebir örtüşme durumu; Hem bizim İLKSEL dil düşüncemizi desteklemek de, hem de Ayetlerin anlamını değiştirmeden çok daha derin anlamlara ulaşmamızı sağlamaktadır. İlksel dil çözümlemeleri ile kelimeleri sadece sözlük karşılıklarla değil; Ayetlerin özündeki hareket, his, durum ve yönü de açıklayan kodlara erişebilme imkânı ve kodlarını kavrama şansı vermektedir.
İLK İNSANLAR İÇİN VAHYEDİLEN KELİMELER, belki de bugün hâlâ bazı dillerde canlılığını korumaktadır. Kuranın ilk yaratılıştan son yok oluşa kadar evrenselliği bu olsa gerek.
Mümin Kardeşlerimize KURANI hakkıyla anlama lütfunu bahşetmesi dileğiyle ALLAH’'A emanet olunuz. Ahmet TÜRKOĞLU
02.Ağustost.20
NOT; İLKSEL DİL hakkında geniş bilgi edinme isteyen okurlarımıza, ALAADDİN BAYRAM Hocamızın, orijinal ve yararlı OTEJ TEOREMİ ÇALIŞMASINI kendi sitesinden okumalarını tavsiye ederim.
Comments powered by CComment