TEBBET SURESİ MEALİ :

 

     << EBU LEHEBİN İKİ GÜCÜNE (MADDİ STATÜSÜNE ve SAVUNDUĞU FİKİRLERİNE) ; ŞİDDETLE KARŞI KOY. MÜCADELE ET. ONUN ETKİNLİĞİNİ YOK ET. DEVRİNİ KAPAT,ÜSTÜNÜ ÖRT GİTSİN.  ZENGİNLİĞİ VE SOSYAL ÖNDERLİĞİ ZATEN YOK OLDU. O ALEVLER İÇİNDE ATEŞE GİRECEKTİR. BOYNUNDA HURMA LİFLERİNDEN BİR İP OLDUĞU HALDE, SIRTINDA ODUN TAŞIYARAK KARISI DA O ATEŞE GİRECEKTİR.>                    Ahmet TÜRKOĞLU meali                                                                                                                   

         TEBBET SURESİ: AÇIKLAYICI BİLGİLER

  1. Tebbet Suresi, peygamberliğin üçüncü yılında, üç yıllık gizli davetten sonra başlayan açık davetin ilk günlerinde Mekke’de nazil olmuştur. Hz. Peygamber, Safa Tepesi’nde Kureyş kabilesini yanına çağırarak onlara İslam’ı tebliğ ederken, amcası Ebu Lehep bu davete karşı çıkmıştı. Kendi arkadaşlarını yanına alan Ebu Leheb, Hz. Muhammed’e hitaben şöyle sesleniyordu: “Tebbet = Sus, konuşma, kapat şu mevzuyu! Bunun için mi çağırdın bizi? Kuruyup yok olasıca. Susturun şunu!” demişti. Bu olay üzerine Tebbet Suresi nazil olmuştur (Buhari: Tefsir, 3. cilt; Taberi: XXX, 217-218).
  2. İslam âlimlerinin çoğunluğu, Tebbet kelimesine "Ebu Leheb’in elleri kurusun" anlamını vermişlerdir. Bu fiile beddua anlamı yüklemişlerdir. Allah "Ebu Leheb’in elleri kurusun" derse, o eller mutlaka kurur. O halde, ayet geldiğinde Ebu Leheb’in elleri hemen kurumuş olmalıydı. Kurudu mu? Gerekli açıklamalar ileride yapılacaktır. Diyanet kaynaklarının bir kısmında bu ifadenin mecaz anlamda olduğu ifade edilir. Tebbe fiilinin mecaz anlamda bir beddua olduğunu söyleyen İslam âlimi Tüsterî’dir (Tüsterî, 209).
  3. Tebbe fiilini ilk kullanan, Ebu Leheb’tir. Bu kelimeyi Peygamberimize karşı kullanmıştır. Daha sonraki âlimler bu ifadeyi "Kahrolası" şeklinde tercüme etmişlerdir (Müsned, 1. cilt, 281-307; Tirmizî: Tefsir, 3).
  4. İlk olarak Ebu Leheb kullandığına göre, o gün yaşayan insanlar bu kelimeyi biliyor ve bu kelimeyle konuşuyorlardı demektir. O günkü konuşma dilinde kullanılan bu kelimenin bir veya birkaç anlamının olması doğaldır. Bu anlamları tespit etmemiz mümkün müdür? İlerleyen bölümlerde bunun mümkün olduğunu somut olarak izah edeceğiz. Ancak gerçek şudur ki “Eli kurusun” veya “kurudu da” anlamı, ayetin ve Kur’an’ın ruhuna uygun düşmemektedir.
  5. Suredeki bu ifade, Kur’an-ı Kerim’de geçen tövbe ile ilgili ayetlere de uygun düşmemekte ve hatta tezat teşkil etmektedir. Aşağıda meallerini sunacağımız tövbe ile ilgili ayetler, çok açık bir şekilde Allah Teâlâ’nın bir insana belirli bir mühlet vermeden, yaptığı bir kötülük nedeniyle ceza vermeyeceğini beyan etmektedir. Bazı İslam âlimleri, bu ayetlere dayanarak Tebbet Suresi’nin Ebu Leheb’in ölümünden sonra indiğini ifade etmişlerdir. Çünkü eğer sure sağ iken inmiş olsaydı, “elleri kurusun” ifadesi diğer ayetlere ters düşecekti. Ayet, Mekke’de peygamberliğin üçüncü yılında nazil olmuştur. Ebu Leheb’in ölümü ise Bedir Savaşı’ndan birkaç gün sonra, yani surenin inişinden on iki yıl sonra gerçekleşmiştir. Tarihi gerçekliğin bu görüşle örtüşmediği apaçık ortadadır.
  6. Eğer Ayet "iki eli kurusun" anlamında olsaydı; İslam'a karşı gelenler ,ayetin inişinden sonra 12 yıl daha yaşayan Ebü Leheb'in elleri bu süre içnde neden kurumadı diye sorarlardı. ALAY EDERLERDİ. Oysa ne müşrikler nede münafıklar böyle bir söylem içinde olmadılar. ÇÜNKÜ AYETİN BÖYLE BİR ANLAMI YOKTU.

 

         TÖVBE İLE İLGİLİ AYETLER VE İZAHLAR :

     a. "Sonra şüphesiz ki senin Rabbin; cahillik sebebiyle kötülük yapan, sonra bunun ardından tövbe eden ve durumunu düzeltenlerden yanadır. Şüphesiz Rabbin bundan sonra da elbette çok bağışlayandır, çok merhamet edendir."  (Nahl Suresi,119.Ayet.                                                  Diyanet Meali

          Bu ayete göre, Ebu Lehebe tövbe etmesi için zaman tanınması gerekirdi. Ancak mühlet tanınmamış ve tövbe etmesine imkân verilmemiştir. Ayette, bütün insanlara tövbe etme imkânı verildiği açıkça belirtilmektedir.

      b. Nisa Suresi’nin 17. ve 18. ayetleri de tövbe ile ilgilidir.

      c. Firavunun tövbesi gibi, son anda yapılanların dışındaki bütün tövbeleri Allah kabul eder. Kur’an bunu açıkça beyan etmektedir. Allah kâfire, münafığa, günahkâr mümine tövbe etmeleri için mühlet verir. Tövbe edenleri affeder; etmeyenleri ise cezalandırır. İlahi kanun budur.


           7. Alternatif Görüşler:


   Bir diğer ilim ehli, bu surenin Ebu Leheb hakkında inmediğini, Firavunlar hakkında indiğini;         isimleri  “Ateşin Babası (Ebu Leheb)” olarak anılan firavunları kastettiğini ileri sürmüştür. Tebbet   kelimesinin anlam zorluğu, âlimleri bu tür yorumlara yönlendirmiştir. Tarihi gerçeklikten uzak böyle   açıklamaların yapılmasının gerçek nedeni, Kur’an ayetlerinin etimolojik çalışmalarının yapılmamasından   kaynaklanmaktadır. Hz. Peygamber’in (s.a.v.), "Kur’an’ın i’rabını yapınız. Onun gariplerini araştırınız" (Mecazü’l-Kur’an, Mukaddime, s. 35) emrine rağmen, bu yöndeki çalışmalar yeterince yapılmamıştır. Bu   durum, sureye gerçeklikten uzak manalar verilmesine neden olmuştur.


           8. Müfessirlerin Görüşleri
           Müfessirlerin ekseriyeti (çoğunluğu), Tebbet Suresi’nin Hz. Peygamber’in amcası Ebu Leheb hakkında nazil olduğunu belirtir. Ebu Leheb, halk arasında yüzündeki parlaklık ve güzellik nedeniyle bu lakapla tanınırdı. Zemahşeri, Razi ve Mukatil de aynı kanaattedir.

  Surenin nazil olduğu dönemde meydana gelen hadiseler, surenin iniş sebebi olarak kabul       edilmiş ve ayetlere verilen anlamlar, her olayın özelliğine göre değişiklik arz etmiştir. Surede geçen   kelimelerin anlamı, tarihi verilere göre yorumlandığında her olayın gelişimi ve sosyal anlamı surenin   anlamını da şekillendirmiştir. Bu durum, surenin gerçek anlamını kavramayı, algılamayı ve anlamayı zorlaştırmış, Neticede, İslam âleminde birbirinden uzak, anlam kaymaları ile dolu ve hatta birbiriyle   çatışan izahatlar ortaya çıkmıştır.

         Bu durumun temel sebebi, daha önce de değinildiği gibi, Kur’an-ı Kerim’in etimolojik açıdan yeterince incelenmemesidir. Eğer kelimeler gereğince i’rab edilip anlamları ve kökleri araştırılsaydı, mesele daha kolay ve gerçeğe uygun bir şekilde anlaşılabilirdi. Surenin gerçek anlam ve ruhuna   ulaşmak, ayetlerin insan zihnine yüklediği olgulara bağlıdır. Ayetlerin tarihi gelişimlerinden ziyade;   anlamları ve vurguladığı hususlar daha önemlidir. Tarihi bilgileri öne çıkarıp ayetlerin ve kelimelerin   anlamlarını ötelemek, Kur’an’ın özüne set çekmektir. Tarihi verilerden istifade edilir; ancak bu verilerle   tarihe hizmet etmek karanlığa doğru yelken açmak olur.


                                            Açıklanan bu olguları özetleyecek olursak; Tebbet Suresi Ebu Leheb hakkında inmiştir. Ancak sure Ebu Leheb’e beddua ile başlamamıştır. Beddua ile başlaması, Allah’ın vaadine aykırı olurdu.Allah’ın gönderdiği ilahi emirleri Safa Tepesi’nde yakınlarına tebliğ ederken, Resulullaha (s.a.v.) e, “Tebbet"  = Sus, konuşma, kapat bu konuyu!” diye şiddetle karşı çıkan Ebu Leheb dir.

 Ebu Leheb’in kullandığı bu kelime, “üstünü örtmek, kapatmak, susturmak” anlamlarına geliyordu.Kelime, Arapçaya başka bir dilden geçmişti. Kadim Arap dilinde bu anlamlarının yanında, “elin, dilin   kurusun” şeklinde mecaz olarak kullanılan bir deyim haline de gelmişti. Surede ki anlamı “elin kurusun”   bedduası değildir. Bedduanın aksine, susturma ve engelleme eylemi, Ebu Leheb’in öncülüğünde sergileniyordu.

         Hz. Peygamber (s.a.v.), amcası Ebu Leheb ve avanesinin bu karşı koymaları karşısında   hüzünlenirken, Cebrail (a.s.) Tebbet Suresi’ni getirmiştir. Allah tarafından elçisi Hz. Muhammed’e   gönderilen bu ayetler ne diyordu ve bugün İslam ümmeti bu ayetlerden ne anlıyor? Önce bugünkü   anlayışı inceleyip, ardından surenin gerçek anlamına ulaşmaya çalışalım.


 

        GÜNÜMÜZDE TEBBET SURESİ MEALLERİ

  1. Diyanet Meali
    << Ebu Leheb’in elleri kurusun, zaten kurudu da. Ona ne malı fayda verdi ne de kazandığı. O bir alevli ateşe girecektir. Boynunda hurma liflerinden bir ip olduğu halde sırtında odun taşıyarak karısı da o ateşe girecektir.>>
  2. Hasan Basri Çantay Meali
    << Ebu Leheb’in iki eli kurusun (kendisi de helak oldu). Ona ne malı ne de kazandığı fayda vermedi. Alevli bir ateşe girecek. Karısı da (hem) odun hamalı olarak (karısının) boynunda bükülmüş bir ip olduğu halde.>>
  3. Mehmet Okuyan Meali
    << Ebu Leheb’in iki eli (malı ve kazancı) kurusun (kahrolsun), kendisi de.>>

        Ne kadar çok meal örneği verirsek verelim, hemen hemen bütün âlimler bu surenin başlangıcındaki   ayetlere beddua anlamı yüklemiştir. Tefsirlerde konu, daha geniş bir şekilde ele alınmış, ancak bu   süreçte bazı anlam kaymaları ortaya çıkmıştır. Bu kaymaların bir kısmına yukarıda değinilmiştir. Bunun   ötesinde, sayfalar dolusu yer tutacak izah ve yorumlar da bulunmaktadır.

        Bu tefsir ve açıklamalar genelde İslam’ın özünü yansıtmakla birlikte, bazı kısımlar akıl ve hayale     gelmeyecek çelişkilerle doludur. İyi niyetle veya hata ile yapılmış olan bu yorumlar, müminlerin ve düşünen insanların inancına zarar vermektedir. Biz burada yer verilmeyen diğer yorumları bir kenara bırakıp, yukarıda açıklananlarla yetinelim ve esas konumuz olan Tebbet Suresi’nin gerçek anlamına dönelim.

        Kur’an’ın manasını insanlığa açıklayan ve onu tefsir eden bütün İslam âlimlerine seslenerek,   yalvararak ve haykırarak diyorum ki: Bu surenin ilk ayetleri "elleri kurusun" anlamında değildir.   Resulullah (s.a.v.) dönemindeki Arapçayı incelerseniz, bunu apaçık görebilirsiniz. Tebbet kelimesi,   kadim Arapçaya başka bir dilden geçmiş bir kelimedir. Anlamı "karşı gelmek, engel olmak" demektir.


        TEBBET SURESİ GERÇEK MEALİ

  1. TEBBET – تبت
    "Örtmek, üstünü kapatmak, kabul etmemek, reddetmek, onunla mücadele etmek" demektir. “Eli kurusun” anlamında değildir.
  2. YEDA      – يدا
    "Beğenmek, kabul etmek, istemek, irade, görüş, düşünce, ideal ve ideoloji" anlamlarını içerir. (El anlamı da vardır.) Burada, Ebu Leheb’in düşüncelerine karşı duruş sergilemek ve onunla mücadele etmek anlamında kullanılmıştır. Somut "el" anlamında değildir.

         Kur’an’da YED kelimesinin farklı anlamlara geldiği ve bu anlamların neler olduğu, ayet örnekleriyle   ilerleyen kısımlarda açıklanacaktır.

        TEBBET Suresini, bizim anladığımız MEAL'İ ise şu şekildedir:

         <<EBU LEHEB'İN SAHİB OLDUĞU İKİ GÜCÜNE (maddi statüsü ve savunduğu fikirlere) ŞİDDETLE KARŞI KOY. MÜCADELE ET VE O’NUN ETKİNLİĞİNİ YOK ET, DEVRİNİ KAPAT. ÜSTÜNÜ ÖRT       GİTSİN. ZENGİNLİĞİ VE SOSYAL ÖNDERLİĞİ ZATEN YOK OLDU ve ONA FAYDA VERMEDİ. O ALEVLİ   BİR ATEŞE GİRECEKTİR. BOYNUNDA HURMA LİFLERİNDEN BİR İP OLDUĞU HALDE , SIRTINDA   ODUN TAŞIYARAK KARISI DA O ATEŞE GİRECEKTİR.>>Tebbet Suresi:1.2.3. Ayetler.

                                                                                                      Ahmet TÜRKOĞLU                                                                                                                                                 meali                            


                                              Surede Geçen Önemli Anahtar Kelimeler :
                                Tebbet Suresi’nin özü, iki anahtar kelimede şekillenmektedir: 

                                                           TEBBET VE  YEDA             

         Bu iki kelimenin anlamı, sureye bambaşka bir anlam ve misyon yüklemektedir. Müminlerin üzerine yüklenen inanç ve eylemler, bu iki kelimeyle yepyeni bir şekillenmeye dönüşmektedir. İlahi görev, insanlığın sorumluluğuna bırakılmaktadır.

        Bu sure geldikten sonra müminler, beddua edip oturmak yerine müthiş bir mücadele sergilemiştir. Resulullah (s.a.v.) önderliğinde İslami hareket, bu surede ki ilahi mesajla birlikte yücelmiş dir. Ebu Leheb’in zenginliği ve toplumdaki önderliği, bu ayetlerle başlayan kalkış sayesinde yok olup gitmiştir.

        Şimdi, bu iki kelimeye bir kez daha göz atalım mı? buyurun...

        TEBBET KELİMESİ:

        A- Arapça’da: تب يتب تبا وتبيباوتببا

  1. Helak olmak
  2. Zayıflamak
  3. İhtiyarlamak
  4. Kesilmek
  5. Kurumak, yok olmak

        B- Adığabze Dilinde Tebbet:

  1. TEBb- تب = Ört, üstüne ört (Emir kipi)
  2. TEUB- تاوب = Kapat, üstünü kapat, ört (Emir kipi)
  3. TEBİB- تبب = Uç, üstüne aban, çullan, üstüne üşüş, malına konma
  4. BIBI = Uç

        YEDA (يدا) KELİMESİ:

        A- Arapça’da YED Kelimesi:

                                                        Çok çeşitli anlamlarda kullanılmaktadır.

            YED: Bir uzuvdur, kolun bilekten parmak uçlarına kadar olan kısmına "el" denir.

            YED = EL anlamında: Kadınlar Yusuf'u görünce ellerini kestiler. (Araf: 124, Yunus: 31)

    • Bir şeye sahip olmak: De ki: "Size Allah'ın hazineleri elimdedir" demiyorum. (En’am: 50)
    • Güç, kuvvet anlamında: Allah birini fitneye düşürürse senin elinden bir şey gelmez. (Maide: 41)
    • Yardım, dostluk anlamında: Allah’ın eli onların elinin üzerindedir. (Fetih: 10)
    • Yaratma anlamında: (Sad: 75)
    • Nimet anlamında: (İsra: 29, Tevbe: 67, Yasin: 71
    • İrade anlamında: (Şura: 30-48, Nisa: 62)

  Görüldüğü gibi, YED kelimesi gerçek "el" anlamının dışında farklı anlamlarda da kullanılmıştır.

           B- Adığabze Dilinde YEDA Kelimesinin Anlamları: 

             1- YEDA kelimesi, adiğe dilinde hiç değişikliğe uğramadan olduğu gibi kullanılmaya devam etmektedir.

             2- Beğenmek, arzu etmek, gönülden geçen, düşünce ve kabul edilen şeyler anlamına gelir.

                Bu anlamlara göre surenin ilk ayetini şöyle anlayabiliriz:

    <<Ebu Leheb’in kabul ettiği, öne çıkardığı (maddi güç ve sosyal liderliği olan) iki gücüne karşı koy, onları yok et! Zaten onun düşünceleri yok oldu, bitti...>>

"Zenginlik ve liderlikleriyle ateşin temsilcileri, güç babaları olan günümüz Ebu Leheb’lerine karşı koy, onlarla mücadele et, onların devrini kapat!"

 


Caption

 

Comments powered by CComment