KARINCALARI YAKAN           NEBİ (ELÇİ) HADİSİ

 

                                                             Hadis Metni:


عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ: بَعَثَ نَبِيٌّ مِنَ الْأَنْبِيَاءِ فِي سَرِيَّةٍ، فَنَزَلُوا بِقَرْيَةٍ، فَلَدَغَتْ نَمْلَةٌ نَبِيًّا مِنَ الْأَنْبِيَاءِ، فَأَمَرَ بِقَرْيَةِ النَّمْلِ فَأُحْرِقَتْ، فَأَوْحَى اللَّهُ إِلَيْهِ: أَفِي أَنْ لَدَغَتْكَ نَمْلَةٌ أَهْلَكْتَ أُمَّةً مِنَ الْأُمَمِ تُسَبِّحُ

            Kaynak:
            Sahîh-i Buhârî, Kitâbü’l-Enbiyâ, 54;
            Sahîh-i Müslim, Kitâbü’s-Selâm, 2241.

            Türkçe Anlamı:

            Ebû Hüreyre (r.a.) şöyle anlatır:

            “Peygamberlerden birini bir karınca ısırdı. Bunun üzerine O Peygamber, karınca yuvasının yakılmasını emretti. Allah Teâlâ Ona vahyetti ve şöyle buyurdu:

            <<"Seni bir karınca ısırdı diye, Allah’ı tesbih eden bir ümmeti (bütün karınca topluluğunu) mi helak ettin?">>

                                                           

            Bu hadisin doğruluk derecesi nedir. Allah'ın seçtiği NEBİ, kendisini ısırdı diye bir karıncanın yuvasını ve orada yaşayan karınca topluluğunu ateşle yakın diye emreder mi? Allah'ın inayetinde olan bir peygamber, bir hayvan topluluğunun yakılmasına nasıl rıza gösterir. Bu durum zelle olmaktan öte büyük bir günah değil mi?

            Burada Allah (c.c.) ın men ettiği ve hoş karşılamadığı eylemi,  Allah'ın (seçtiği elçisi ) NEBİSİ nasıl işlemiş olabilir. Eğer Karınca yuvasının yakılması Allah katında yasaklanmış ise Peygamber büyük bir günah işlemiş demektir. Peygamberler büyük günah işler mi? Çoğu normal insanın bile yapmayacağı acımasız bir fiili bir peygamber yapar mı?

       İlahi mesajların emrettiği bilgiler doğrultusunda şekillenmiş İslami öğretilere göre: burada geçen ifadelerin gönül dünyamızda yerine oturmadığını acıyla hissettim. Bu hissediş, Hadis-i Şerifi derinden inceleme ve anlama noktasında araştırma yapmamıza vesile oldu. Sizlerde aynı düşünce ve duyuşlar içindeyseniz, buyurun hakikati öğrenme yolculuğuna beraber çıkalım.   

                                                            HADİS-İ ŞERİF:

 

A - SENET YÖNÜNDEN;

     Senet yönünden Bu hadis sahih kabul edilmiştir, hem Buhârî hem Müslim tarafından rivayet edilmiştir; yani “müttefekun aleyh” (ikisi tarafından da nakledilen) hadislerdendir. Bu, hadis ilmi açıdan en yüksek doğruluk derecesine sahip hadisler sınıfına girer.

1- Hadisin Senedi:

Hadis şu senetle gelir:

Ebû HüreyreRasûlullah (s.a.v.),

Bu senet hem el-Buhârî’de hem de Müslim’de aynen yer alır.

Buhârî’nin senedi (kısaca):

“Bize Abdullah b. Mesleme el-Ka‘nebî, Mâlik’ten, Ebû’z-Zinâd’dan, el-A‘rec’den, Ebû Hüreyre’den (r.a.) rivayet etti.”

Bu senet hattı, hadis tenkidinde “altın senet zinciri” (سلسلة الذهبية / silsiletü’z-zeheb) olarak anılan rivayet zincirlerinden biridir. Çünkü:

  • Mâlik b. Enes → Ebû’z-Zinâd → el-A‘rec → Ebû Hüreyre
    zinciri, Medine ekolünün en güvenilir ravilerin den oluşur.

Müslim’in senedi de aynı güvenilir raviler den geçer ve sened açısından bir farklılık göstermez.


2- Kaynaklarda Geçtiği Yerler Açısından:

  • Sahîh-i Buhârî, Kitâbü’l-Enbiyâ, Bâb 54
  • Sahîh-i Müslim, Kitâbü’s-Selâm, Hadis no: 2241
  • Ayrıca Ahmed b. Hanbel, el-Müsned’inde de benzer lafızla nakletmiştir.
  •  
  •  - Sonuç:
  • Sened yönünden: Sahih (en yüksek güvenilirlikte) dir.
  • - Derece: Müttefekun aleyh sahih hadis — yani hadis ilminde doğruluk bakımından en güvenilirdir.

 3 -Metin yönünden: 

     a-Köken ve kelime anlamları bakımından:

      Hadeiste geçen               kelimelerden :

   1 - “Nebi (نبيّ)” kelimesi Arapça’da;

     Allah tarafından seçilip yüceltilen, Allah’tan haber alan ve insanlara ileten kimse anlamındadır.


     Kur’an’da “nebi” ve “rasul” kelimeleri bazen :

  • Rasul (رسول): Allah’tan kitap veya şeriatla görevli elçi.
  • Nebi (نبيّ): Allah’tan vahiy alan, ama bazen yeni kitap getirmeyen peygamber olarak geçer.

       Örneğin:

       “Biz hiçbir rasulü ve nebi’yi senden önce göndermedik ki...”
       (Sâffât 37/35)

 Burada NEBİ olarak ifade edilen kişinin Allahin elçisi olduğu açıkça anlasilmaktadir.


Peki. Allah'ın nebisi olan bir peygamber karıncanın evinin yakılmasını nasıl emreder. normal bir insan bile bunda tereddüt ederken bu nasıl olur. Acaba Hadisin metnine daha başka, değişik anlamlar verenler olmuş mu dur?

 

🌿 Klasik yorum:

İbn Hacer el-Askalânî (Fethu’l-Bârî, c.6, s. 356):

“Bu bir tenbih ve öğretimdir.

Peygamber hata yapmış değildir; çünkü bu işleme izin verilmemişti. Allah onu hemen uyardı, böylece ümmetine de merhamet dersi verilmiş oldu.” demiştir.

Nevevî (Şerhu Sahîh-i Müslim, 14/105):

“Nebi, karınca ısırınca sadece zarar verenleri yok etmek isterken, tüm karıncalar yakıldı. Allah Teâlâ, canlılara toplu azap verilmemesini öğretti.” Allah bir yanlışı değil, bir ölçüsüzlüğü düzeltti.

Nevevi bu yorumuyla yakma hadisesinin gerçekleştiğini kabul etmekte ,onun sebep ve neticelerini dile getirmektedir.

        Bu yorumlar NEBİ kelimesinin Allah'ın Elçisi anlamında olduğunu teyit etmektedir. Ama olayın içeriğini açıklamada yetersiz kalmaktadır. Olayın içeriği bir küçük hata sebebiyle bir topluluğun yakılarak cezalandırılmasıdır. Hem de Allah ın elçisi bir NEBİ tarafından. Bunun mümkün olmaması gerekir. klasik yorumlarda Bu konuda fikir beyan edilmemiş, konunun yumuşatılması yönünde izahlar yapılmıştır. Bu ATEŞTE yakma, cezalandırma eyleminin mümkün olmaması gerekir.


       Çünkü hadislerde açıkça bildirildiği gibi:

“Ateşle cezalandırmak, sadece ateşin Rabbi olan Allah’a aittir.”
(İbn Ebî Şeybe, el-Musannef, 5/451; Ebû Dâvûd, 2673)

Yani Allah, “ateşle helak etme” konusunu kendi yetkisine ayırmıştır.


🌾, nebi (bir önder) küçük bir zarar veya eleştiri karşısında tüm halkı cezalandırmamalı; Allah da bu davranışı hoş görmemiş ve ikaz da bulunmuştur.
(Kaynak: Kuşeyrî, Letâifü’l-İşârât, c.2, s. 312

    Peygamberlerin masumiyeti (İsmet sıfatı)

Hadiste anlatılan bu yakma hadisesi peygamberlerin masumiyeti ilkesine ters düşmektedir. Şöyle ki;

İsmet, “Allah’ın peygamberlerini günah işlemekten koruması” demektir.
Bütün İslam ekolleri (Ehl-i Sünnet, Mutezile, Şia vb.) bu konuda temelde aynı fikirdedir:

📖 “Peygamberler büyük günahlardan (kebâir) korunmuştur; küçük hatalarda ise beşeriyet gereği yanılabilirler. Allah onları hemen uyarır, düzeltir.”

Ehl-i Sünnet görüşü:

İmam Mâturîdî ve Eş’arî’ye göre:

  • Büyük günah (adam öldürmek, zina, yalan, zulüm vb.) işlemezler.
  • Küçük beşerî hatalar (zelle) olabilir.
  • Ama Allah bu hatayı hemen düzeltir; çünkü peygamber hata üzerinde bırakılmaz.

   Bu gerçeklere göre bir peygamber:

  • Kasıtlı olarak bir cana kıymaz,
  • Zulüm yapmaz,
  • Allah’ın adalet ve rahmet ilkelerini asla çiğnemez

 “Peygamberler düşe kalka yolunu bulan kimseler değildir.”

   Onlar, insanlık içinde Allah tarafından özel bir seçime ve yönlendirmeye tâbi tutulmuş, doğrudan ilahi denetim altında yürüyen kimselerdir.
Bu yüzden onların her eylemi eğitim ve tebliğ bağlamında bir anlam taşır.
Allah onlara “hata yaptıkları için” değil, insanlara bir örnek olması için düzeltici vahiy gönderir.
Yani, “hata sonrası terbiye” değil; “doğru yolu göstermek için yönlendirme” söz konusudur.


           BU bilgiler doğrultusunda düşündüğümüz ve Hadis-i incelediğimizde; Hadisin sahih ve her yönüyle hadis kriterlerine uygun olduğu görülmektedir. Ancak Hadisin anlam bakımından problem arz ettiği, Hadiste ifade edilen anlamın, Nebi kelimesinin sıfatı ile örtüşmediği, bu durumunda gönül dünyamızdaki öğretiler de, tereddütlü ikilemler yaşattığı ortaya çıkmaktadır. O halde gelin bu noktayı ele alalım ve anlamaya çalışalım.

          KÖKEN VE KELİME ANLAMLARI YÖNÜNDEN incelemeye devam edelim..  

 


 ARAPÇADA : 

   “uhrikat (أُحرِقَت)**” fiilinin anlam alanı, klasik Arapçada sanıldığından biraz daha geniştir.
   Uhrikat fiilinin sadece “yakmak” değil, “kurutmak, kavurmak, tüketmek, yok etmek, ışığa maruz bırakmak, temizlemek” gibi yan anlamları da vardır.

Şimdi kelimeyi kök ve yapı bakımından inceleyelim:


🔹 1. Kökü ve vezni:

  • Fiil: أُحرِقَتْ (uhrikat)
  • Kök: ح ر ق (ḥ–r–q)
  • Bab: İf‘âl (أفعل) → “ihraqa / yuhriqu / ihrāqan”
  • Mastar: إحراق

🔹 2. Temel anlam:

Arapçada ḥaraqa fiilinin temel anlamı:

“Bir şeyi ateşle yakmak, alevle yok etmek, iz bırakmak.”

Ama kökün derin anlamı “ısı ve hareketle bir şeyin dönüşmesi” dir.
Yani yakmak fiili bu dönüşümün en görünür hali dir.


🔹 3. Kökün yan anlamları (klasik sözlüklerden):

📚 Lisanü’l-Arab, Tâcü’l-Arûs, Müfredât (Râgıb el-İsfahânî) ve Tahzîbü’l-Luğa’ya göre kök şu anlamlarda da kullanılır:

  1. ḥaraqahu’ş-şemsu → “Güneş onu kavurdu, rengini soldurdu.”
    → yani “güneş yakmadı ama kuruttu, soldurdu.”
  2. ḥaraqahu’l-hayâu → “Utanma onu yaktı.”
    → yani “mahcup etti, içini burktu.”
  3. ḥuraqat’d-dunyâ → “Dünya onu tüketti.”
    → yani “hayatın yükü onu eritti, yıprattı.”
  4. iḥrāq al-ma‘na → “Bir şeyi yok etmek, iz bırakmamak.”
    → hem fiziksel hem mecazî anlamda “ortadan kaldırmak.”
  5. ḥariq kelimesi bazen “ışık” anlamında da geçer.
    → örnek: nûr ve ḥarîq (ışık ve parıltı).

🔹 4. Kur’an’daki kullanımlar:

Kur’an’da “ḥaraqa” fiili birebir geçmez ama aynı kökten gelen türevler, “yakma” ve “yok etme” anlamlarıyla kullanılır:

  • fa-ḥarraqūh” (Enbiyâ 68) → “Onu yakın!” (İbrahim için).
    Burada ateşle yok etme kastı açıktır.

Ama günlük Arapçada “ḥaraq” kelimesi “hararetle değişim” anlamını da taşır:

“ḥaraqa’l-‘aṭaşu galahu” → “Susuzluk onu yaktı, kavurdu.”
Burada fiil “yok etmek” değil, “şiddetli etki” anlamındadır.


🔹 5. Hadisteki kullanımın yorumu

فأُحرِقَتْ قريةُ النملِ
sözündeki uhrikat fiili, elbette zahiren “yakıldı” anlamındadır.
Ama bazı dilci ve sûfî yorumcular (örneğin İbn Arabî, Süyûtî’nin naklettiği bazı rivayetlerde) bu ifadeyi “topluluk yok edildi, dağıtıldı, düzeni bozuldu” şeklinde yorumlamışlardır.

Yani burada “ateşle yakmak” değil, “bir karınca topluluğunun yaşam alanını tahrip etmek, değiştirmek” anlamı da mümkündür.
Bu, fiilin kök anlamıyla da uyumludur.


🔹 6. Sonuç:

Anlam Katmanı

“Uhrikat”ın Anlamı

Kullanım Alanı

1️⃣ Fiziksel

Yakmak, alevle yok etmek

Ateş, güneş, sıcaklık

2️⃣ Doğal

Kurutmak, soldurmak, eritmek

Güneş, susuzluk

3️⃣ Duygusal

Üzüntüyle yanmak, içi kavrulmak

Utanç, pişmanlık

4️⃣ Sosyal

Dağıtmak, yok etmek, düzenini bozmak

Toplum, canlı toplulukları


Yani hadiste geçen “uhrikat qaryatun-naml” ifadesi, yalnızca “ateşle yakmak” değil; “karınca topluluğunu yok etmek, düzenini bozmak” şeklinde de anlaşılabilir.
Bu da olayı “fiziksel bir yakma eylemi” olmaktan çıkarır, ahlaki bir uyarı hâline getirir.

                                                                   SONUÇ:

ARAPÇADA; UHRİKA kelimesinin,  "düzenini bozma" anlamı da vardır. Böyle olunca; peygambere karınca yuvasını ATEŞ ile yaktıranlar utansın desem dilim varmıyor.

       Gerçekten de eğer “uhrikat” kelimesini sadece “ateşle yakmak” olarak değil de — kökün izin verdiği şekilde “düzenini bozmak, yerini dağıtmak, yaşam alanını tahrip etmek” anlamında okursak, hadis bambaşka bir hâl alıyor.

     O zaman olay şuna dönüşüyor:
Bir Nebiye bir karınca zarar veriyor, o da onların yuvasını dağıtıyor, düzenini bozuyor. Bunun üzerine Allah ona şöyle diyor:

 << SENİ BİR KARINCA RAHATSIZ ETTİ DİYE; ALLAHI TESPİH EDEN BİR TOPLULUĞUN (ÜMMET)İN DÜZENİNİ YOK MU EYTİN? >>

Bu durumda ne “öfkeyle yakmak” kalıyor, ne de “acımasız bir davranış.”
Tam tersine, yaratılışın düzenine dokunmama, hayatın içindeki küçük canlıların bile ilahi zikrinin farkında olma dersini veren son derece derin bir uyarı çıkıyor ortaya.

 “Peygambere karınca yuvasını YAKMA fiilini yakıştıranlar”
aslında dilin ruhunu, kelimenin derin anlamını göz ardı etmiş oluyorlar.

Bu da bize şunu gösteriyor:
Kur’an ve hadis metinlerini anlamaya çalışırken, ARAPÇA dilini yüzeyden değil, kök ses ve bağlam düzeyinden okumalıyız.

   Çünkü bazen tek bir kelimenin hatalı çevirisi, bir peygamberin ahlakını gölgeleyen bir yanlış kanaat doğurabiliyor.

    Bu inceliği fark edersek aslında hadisin özündeki rahmet mesajını yerinde ve görünür kılmış oluruz.
   Bu, hem dil açısından hem inanç açısından son derece değerli bir fark ediş ve imanî bir sevinç erişimine vesile olur..

    Allah'ım, Kulun ve Elçin Hz Muhammedin senden bize getirdiği her emrin tatlı kelamını ruhumuzda hissetmeyi bize nasip et.        Dualarla nice yolculuklarda beraber oma dileğiyle....                                                                            Ahmet TÜRKOĞLU

           25.10.2025

 

               

Comments powered by CComment