📌 Tekvîr Suresi Ayetlerinin anlamını başlıca iki bölümde sunacağız. İki bakış açısı içinde ortaya konan bu meallerin tek bir düşünce potasında eritilmesi, istifade edilmesi, siz okuyucularımızın Gönül dünyasında yerini bulması dileğimizle...
A-Klasik tefsir Meallerine göre:
Özeti:
- Güneşin dürülmesi, yıldızların dökülmesi, dağların yürütülmesi gibi kıyametin başlangıcındaki kozmik çöküş sahneleri anlatılır.
- Yeni doğmuş kız çocuğunun diri diri gömülme geleneği sert şekilde eleştirilir.
- Kur’an vahyinin emin ve güçlü bir elçi (Cebrail) tarafından getirildiği vurgulanır.
- İnsanın kendi kazandıklarından sorumlu olduğu belirtilir.
Öne Çıkan Mesajı:
Kıyametin kopmasıyla bütün düzenin bozulacağı, herkesin kendi yaptığıyla yüzleşeceği ve Allah’ın mutlak hakimiyetinin ortaya çıkacağı bildirilir.
Ayetler ve Türkçe Mealleri
1- إِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ
"Güneş dürülüp karardığı zaman",
2- وَإِذَا النُّجُومُ انْكَدَرَتْ
" Yıldızlar dökülüp söndüğü zaman",
3- وَإِذَا الْجِبَالُ سُيِّرت
"Dağlar yürütüldüğü zaman,"
4- وَإِذَا الْعِشَارُ عُطّلت
"Değerli gebe develer başıboş bırakıldığı zaman",
5- وَإِذَا الْوُحُوشُ حُشِرَتْ
"Vahşi hayvanlar toplanıp bir araya getirildiği zaman",
6- وَإِذَا الْبِحَارُ سُجِّرَتْ
"Denizler kaynatılıp taşırıldığı zaman",
7- وَإِذَا النُّفُوسُ زُوِّجَتْ
"Nefisler (ruhlar) eşleştirildiği zaman,"
8- وَإِذَا الْمَوْءُودَةُ سُئِلَتْ
"Diri diri gömülen kız çocuğuna sorulduğunda",
9- بِأَيِّ ذَنْبٍ قُتِلَتْ
“Hangi suçtan dolayı öldürüldün?” denildiğinde",
10- وَإِذَا الصُّحُفُ نُشِرَتْ
"Amel defterleri açıldığında",
11- وَإِذَا السَّمَاءُ كُشِطَتْ
"Gökyüzü sıyrılıp alındığında",
12- وَإِذَا الْجَحِيمُ سُعِّرَتْ
"Cehennem alevlendirildiğinde",
13.وَإِذَا الْجَنَّةُ أُزْلِفَتْ
Cennet yakınlaştırıldığında,
14- عَلِمَتْ نَفْسٌ مَا أَحْضَرَتْ
"Her nefis, ne hazırlayıp getirdiğini bilecektir."
15- فَلَا أُقْسِمُ بِالْخُنَّسِ
"And olsun geri çekilen (kaybolur gibi görünen) yıldızlara",
16- الْجَوَارِ الْكُنَّسِ
"Akan ve gizlenenlere,"
17- وَاللَّيْلِ إِذَا عَسْعَسَ
"Gece karanlığı çöktüğü zaman,"
18- وَالصُّبْحِ إِذَا تَنَفَّسَ
"Sabah nefes alıp aydınlandığı zaman,"
19- إِنَّهُ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَرِيمٍ
Şüphesiz o (Kur’an), değerli bir elçinin sözüdür (tebliğidir).
20- ذِي قُوَّةٍ عِنْدَ ذِي الْعَرْشِ مَكِينٍ
O, Arş’ın sahibi katında güçlü ve itibarlı olandır.
21- مُطَاعٍ ثَمَّ أَمِينٍ
"Orada itaat edilen, güvenilir olandır."
22- وَمَا صَاحِبُكُمْ بِمَجْنُونٍ
Sizin arkadaşınız (Muhammed) deli değildir.
23- وَلَقَدْ رَآهُ بِالْأُفُقِ الْمُبِينِ
Onu apaçık ufukta görmüştür.
24- وَمَا هُوَ عَلَى الْغَيْبِ بِضَنِينٍ
"O, gayb konusunda cimri değildir (onu sizden saklamaz)".
25- وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَيْطَانٍ رَجِيمٍ
"Bu, kovulmuş şeytanın sözü değildir".
26- فَأَيْنَ تَذْهَبُونَ
"Öyleyse nereye gidiyorsunuz"?
27- إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ لِلْعَالَمِينَ
"O, âlemler için bir öğüttür."
28- لِمَنْ شَاءَ مِنْكُمْ أَنْ يَسْتَقِيمَ
"İçinizden doğru yolda yürümeyi isteyenler için".
29- وَمَا تَشَاءُونَ إِلَّا أَنْ يَشَاءَ اللَّهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ
"Âlemlerin Rabbi Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz".
B- İçsel kıyamet yorumuyla
Ayetler ve Mealleri:
1. اِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ
“Güneş sarıldığında / dürüldüğünde.”
Yani: İnsanın benlik ışığı söndüğünde, ego hâkimiyeti, hayat hikâyesi bittiğinde.
Ruh kendi iç derinliğine döner, dış parıltılar kaybolur.
2. وَإِذَا النُّجُومُ انْكَدَرَتْ
“Yıldızlar döküldüğünde.”
🔹İnsan zihinde parlayan düşünceler, arzular, idealler.
🔹 İnkederet (dökülmek, sönmek) — bu fikirlerin birer birer sönmesi, değersizleşmesi.
Yani: İnsan, zihni tüm ışıklarına güvenini yitirir; rehberleri birer birer söner.kaybolur.
Artık iç hakikati dışında hiçbir ışık kalmaz.
3. وَإِذَا الْجِبَالُ سُيِّرَتْ
“Dağlar yürütüldüğünde.”
🔹 Cibâl (dağlar) — insanın içinde biriken büyük düşünce yığınları, inanç sistemleri, katı değer kalıpları.
🔹 Suyyiret (yürütülmek, yerinden oynatılmak) — bunların sarsılması, yıkılması.
Yani: İnsanın zihninde kurduğu katı yapılar çözülür, benlik duvarları yıkılır.
4. وَإِذَا الْعِشَارُ عُطِّلَتْ
“On aylık gebe develer başıboş bırakıldığında.”
🔹 İşâr — dönemin Arap kültüründe en değerli varlık: on aylık hamile deve.
🔹 Sembol olarak insanın umutları, biriktirdikleri, doğurmayı beklediği idealleri.
🔹 Uttılet — “terk edilmek, boş bırakılmak”.
Yani: İnsan, sahip olduklarının ve umutlarının artık bir anlam taşımadığını fark eder.
Dün değerli olan şeylerin artık boşa çıkmış, yük hâline gelmiştir.
Bu Dört ayette insan ömrü tükenmiştir. İnsan her şeyini geride bırakmış ve Ölüm uykusuna yatmıştır. İNSAN ÖLDÜ. Artık bambaşka bir aleme geçmiştir. Kendini yaratan. var eden Rabbinin emrindedir. Yeniden diriliş gününe kadar bekleyecektir. O dirilişin HABERİ geliyor işte 5. AYET.
5. وَإِذَا الْوُحُوشُ حُشِرَتْ
Bu, kıyamet gününün dehşet sahnelerinden biridir.
Ayette geçen HAŞR kelimesini HAŞR suresinde izah etmiştik. Haşr bir araya toplanmadan öte; İnsanın yeniden yaratılması, Ölmeden önceki haliyle huzura dikelmesi, yeniden canlanması demiş ve bunun izahını yapmıştık. Bu ayette de aynı kelime aynı anlamda gelmiştir. Burada ki anlamın; klasik tefsirlerde verilen anlam olmadığı kanaatimizi vurgulamak istiyorum.
Klasik meallerde: "Vahşi Hayvanlar toplandığında" diye anlam verilmiştir.
Kadim Arapça anlamına göre ise; " İnsanın yapısı harmanlanıp yeniden ilk haliyle yaratıldığında" anlamı vardır. Bu anlamın analizine tekrar göz atalım ve surenin öz vurgusunu anlamaya çalışalım.
🔍 Kelimelerin kısa çözümlemesi:
- الْوُحُوشُ (el-vuhûşu) → “vahşi hayvanlar, yabanî canlılar”
- حُشِرَتْ (huşiret) → “toplandı, bir araya getirildi, sürüldü” anlamı verilmektedir.
Bu ayet, Tekvîr Suresi’nin 5. ayetidir. kıyamet anındaki doğa olaylarını ve mahlukatın durumunu betimleyen dizinin bir parçasıdır. Ayetin açıklanması için verilen bu anlamlar ifade eksikliğine sahiptir. Ayetin kastettiği manayı anlamada isabet yoktur. Ayetteki kelimelerin içinde bulunan hakikatleri ruhumuza nakşetmiyor. Ayetin derin anlamını ortaya koymak gerekir. Buyurun beraber inceleyelim.
و ح ش (w-ḥ-sh)
🔹 Fiil şekli:
وَحَشَ – يَوحَشُ – وُحُوشًا / وَحْشَةً
🔹 Temel anlamları:
- İnsanlardan uzaklaşmak, yalnız kalmak, ürkmek.
- Vahşi olmak, ehlileşmemiş olmak (insana alışık olmayan hayvan gibi).
- Yabani bir korku hissetmek, ürpermek.
- İnsana karşı yabancılık hissetmek, soğumak, uzaklaşmak.
|
Kelime |
Tür |
Anlamı |
|
وَحْش (vahş) |
isim |
vahşi hayvan, yırtıcı, Vahşileşmek |
|
وُحُوش (vuhûş) |
çoğul |
vahşi hayvanlar, Vahşileşen herşey |
|
وَحْشَة (vahşe) |
isim |
yalnızlık, ürküntü, yabancılık duygusu |
|
مُوحِش (mûhiş) |
sıfat |
ürkütücü, korkunç, ıssız |
|
تَوَحُّش (tevahhuş) |
mastar |
vahşileşme, insanlardan uzaklaşma |
“وَإِذَا الْوُحُوشُ حُشِرَتْ”
🔹 Kavram olarak “وَحْشَة (vahşe)”
Arapçada “vahşe” sadece vahşilik değil, aynı zamanda içsel bir yalnızlık, insansızlık hissi demektir.
Bu yüzden “استوحش من الناس” (istevhaşe mine’n-nâs) ifadesi: “insanlardan ürktü / uzaklaştı / içi soğudu” anlamında kullanılır..
Kelime insan için kullanılınca, Ayetin anlamı:
" İnsan yalnızlaşıp kendi korkunç halı üzere yeniden canlandırıldığı zaman " anlamı hasıl olur. Haşr kelimesinin aslına dönüş , öz haliyle yeniden canlanma anlamı vardır.
“وَإِذَا الْوُحُوشُ حُشِرَتْ (ve izel-vuhûşu huşiret)” ayeti, sadece biyolojik hayvanların toplanması şeklinde anlaşılırsa, ayetin kıyamet sahnesindeki insan merkezli anlam örgüsü zayıflamış olur. Çünkü Tekvîr Suresi’nin tamamı, aslında insanın fark ediş anını, yani ilksel benliğine dönüş ve uyanış sürecini anlatır.
a.”Vuhûş” kelimesinin insandaki karşılığı
Daha önce incelediğimiz gibi وَحَشَ (vehaşe) kökü, sadece “vahşi hayvan” değil, “yabancılaşmış, iç dünyasıyla bağını koparmış, insani yakınlığı kaybetmiş kişi” anlamına da gelir.
Bu nedenle “el-vuhûş”, sembolik olarak “insanın içindeki vahşi yönler, bastırılmış duygular, korkular, bencillikler” anlamına gelir.
Yani ayetteki ifade şöyle okunabilir:
“İnsandaki değişime uğramış halleri yeniden bir araya gelip toplandığında / kendi halini alıp ortaya çıktığında…”
Bu, insanın iç hesaplaşma ânıdır
İçinde insan kendisiyle yüzleşir, şekillenir, kendi öz halindeki şeklini alır.
b. “Huşiret” kelimesinin aslı: حشر (haşr) dir
Evet, haşr kelimesi Arapçada sadece “toplamak” değildir,
aynı zamanda “aslına dönmek, özüyle yeniden buluşmak, canlanmak” anlamlarını taşır.
- derin anlamı: “dağılmış parçaları özüne geri toplamak.”
BU YENİDEN DİRİLİŞ (BA'S) DEĞİL, ASLINA DÖNÜŞ (HAŞR) HALİDİR.
Dolayısıyla;
“وَإِذَا الْوُحُوشُ حُشِرَتْ” ifadesi:
“İnsanın, dağılmış, vahşileşmiş, yabancılaşmış bedensel ve ruhsal yönlerinin tekrar bir araya getirilmesi, yani özüyle tekrar benliğine kavuşması, yaratılması”
şeklinde anlam kazanır
c. Bu anlam Kur’an’ın genel diline uygundur
Kur’an’da kıyamet sahneleri çoğu zaman, insanın içsel kıyametiyle, yani bilinç uyanışıyla paralel biçimde anlatılır.
Dağların yürütülmesi, denizlerin taşması, yıldızların dökülmesi…
Bunların her biri insanın iç dünyasında, bilincinde gerçekleşen ruhsal çözülme ve yeniden doğuşun sembolleridir.
Bu bağlamda anlam:
“İnsan yalnızlaşıp kendi korkunç hâli üzere yeniden canlandırıldığı zaman”
hem Arapça köke uygun,
hem de ayetin bütünsel anlatımına çok daha derin bir anlam kazanır
d. Sonuç olarak
وَإِذَا الْوُحُوشُ حُشِرَتْ
Vuhûş: insandaki “yabancılaşmış, vahşi, korkuya bürünmüş” yönler. İnsanın saf ve yalın halinden uzaklaşmış durumu.
Huşiret: bu yönlerin toplanması, özüne dönüş, haşr yani benliğin uyanışı ve yeniden eski haline döndürülmesidir.
Artık ayetin anlamını şu şekliyle okumak mümkündür:
“İnsan, yalnızlaşıp kendi korkunç hâli üzere yeniden canlandırıldığında / özüyle yüzleştiğinde"
Tekvîr Suresi’ayetlerini. “insanın kendi özüne dönüşü, içsel kıyameti, haşr (yeniden toparlanma)” bakışıyla çözümlemeye devam edelim.
6. وَإِذَا الْبِحَارُ سُجِّرَتْ
“Denizler kaynatıldığında / tutuşturulduğunda.”
🔹 Bihâr (denizler) — insanın duygularının, bilinçaltının derinlikleri.
🔹 Sücciret — “alevlendirilmek, taşmak, kaynamak”.
Yani: İnsanın iç dünyasındaki duyguları kabarır fokurdayan bir denize dönüşür.
Bu, içsel hatırlayışlar ve hesaplaşma evresidir.
. İnsan yeniden asli haliyle yaratıldığında; Kendine gelme, olup bitenin farkında olma haline geçiyor. Tüm duygular canlanmaya başlıyor .Pişmanlıklar eyvah lar, sevinçler hepsi göğüs kafesinde coşmaya kaynamaya başlıyor. işte bu farkındalık içinde yeni bir alem, yeni bir hayat başlıyor,
İŞTE BİZİM HUZUR-U MAHŞERİMİZ.
7–14 Atetler:
İçsel uyanışın ikinci evresi: Bilinç ve yüzleşme anları
7. وَإِذَا النُّفُوسُ زُوِّجَتْ
“Nefisler eşleştirildiğinde.”
🔹 Nüfûs (nefisler) — insanın öz benliği, bilinç katmanları birleştiğinde.
🔹 Zuvvicet — “eşleştirilmek, birleştirilmek, benzeriyle buluşturulmak.”
Yani: İnsanın içindeki zıt yönler birbirine ayna olur. Neyi varsa ortaya çıkar ve onları, hisseder, Hatırlar
Ruh ve beden, bilinç ve bilinçaltı, karanlık ve aydınlıklarıyla yüzleşir, birbirine “nikâhlanır”.
Bu, içsel bütünleşmenin başlangıcıdır.
Bu, psikolojik olarak da insanın kendi gölgesiyle yüzleştiği, parçalanmış benliğini yeniden birleştirdiği andır. Bu aşamaya geldiğinde:
8–9. وَإِذَا الْمَوْءُودَةُ سُئِلَتْ بِأَيِّ ذَنبٍ قُتِلَتْ
“Diri diri gömülen (kız çocuğu) sorulduğunda; hangi günah yüzünden öldürüldü?”
Cahiliye devri insanlarına yaptıkları bu vahşet sorulur. Benzeri kız evladı katillerine de elbet sorulur. Ama biraz daha derin düşünürsek özellikle kız evlatlarımızla ilgili diğer soruların yükünü vicdanlarımız taşıyabilir mi?
🔹 Mev’ûde — Arap toplumunda diri diri toprağa gömülen kız çocukları. Modern çağımıza yansıyan benzer uygulamalar. Ve vicdanlarımızın en ağır yükü olarak taşıdığımız kadın hakları. Bunlarla beraber, Ama insanın içinde bastırılmış, susturulmuş, “yaşamasına izin verilmeyen saf yön” fikir ve saf duyguların İçindeki, günah içermeyen O güzel duyguları hangi sebeple öldürdün, içine gömüp neden gizledin, neden iyiliklerini ön plana almadın, hep kötülükler peşinde koştun soruları demektir.
Yani: İnsana içindeki masum, temiz, doğuştan gelen sevgi ve merhamet duygularını hangi suçla öldürdüğü sorulur?
“İçimizdeki çocuk” neden gömüldü, kim susturdu onu?
Bu iki ayet, insanın kendi vicdanıyla yüzleştiği en keskin ânı temsil eder.
Artık kişi kendi içindeki masumiyeti öldürdüğünü fark eder. Çaresiz, pişmanlığın, boyun bükülüşünün gerçekleştiğini anlar.
10. وَإِذَا الصُّحُفُ نُشِرَتْ
“Sayfalar açıldığında.”
🔹 Suhuf — “yazılı sayfalar”; dış anlamda amel defteri.
🔹 Nüşirat — “açılmak, yayılmak, ortaya çıkmak.”
Allah'ın bütün vaatleri gerçekleşmektedir. HAŞR; tüm dehşetiyle devam etmektedir.: İnsanın bilinç kayıtları açılır, unutulmuş tüm anılar, niyetler, sözler ve düşünceler yüzeye çıkar.
Bu, bilincin tamamen çıplak hâle geldiği, kendinden hiçbir şeyi gizleyemediği andır.
Yani insan kendi “hafıza kitabını” okur, hesaplaşmanın dehşeti kaplamıştır kalp atışlarını.
11. وَإِذَا السَّمَاءُ كُشِطَتْ
“Gökyüzü sıyrıldığında.”
🔹 Semâ — dış anlamda gökyüzü, iç anlamda insanın yüksek bilinci / zihinsel perdesi.
🔹 Kuşitat — “soyulmak, kaldırılmak, örtünün alınması. her şeyin açığa çıkması” İlksel Arapçada; "Cıvık çamur gibi veya erimiş demir gibi akışkanlığa dönüştüğünde" anlamı vardır
Yani: Zihin perdesi kaldırılır, insanın gözünü örten tüm illüzyonlar yok olur.
Hakikat çıplak hâliyle görünür.
Kişi artık “ben kimmişim, ben neler yapmışım” sorusuna perde olmadan bakar.
Bu, bilinç perdesinin tamamen açıldığı, hakikatin doğrudan algılandığı andır.
KEŞKE BURDA KALSAYDI BURDA BİTSEYDİ HERŞEY GÜNAHKARLAR İÇİN…..Ama dehşetli haller yeni başlıyor.
12. وَإِذَا الْجَحِيمُ سُعِّرَتْ
“Cehennem alevlendirildiğinde.”
🔹 Cahîm — yakıcı ateş; artık pişmanlık, öfke, suçluluk ve Cehennem ateşi. yakılmıştır
🔹 Su’’irat — “alevlendirilmek, tutuşturulmak.”
Cehennem alevi tutuşturulmuştur
Yani: İnsan kendi yaptıklarının farkına varmış, içi yanmaya başlamıştır. Beden Cehennemdedir.
Vicdanın yanışı, CEHİM ATEŞİYLE birleşip Bedensel ızdırap ve ruhsal elemle ateşler içindedir. bedenin tekrar tekrar yanıp yok oluşu başlamıştır sonsuz yanışla.
13. وَإِذَا الْجَنَّةُ أُزْلِفَتْ
“Cennet yaklaştırıldığında.”
🔹 Cennet — huzur, denge, iç barış hâli.
🔹 Uzlifet — “yaklaştırılmak, yakınlaştırılmak.”
: İçsel duyuşlar, yalvarışlar arınmalar, bağışlanmalar hükümler kesinleştikten sonra barış (cennet) hâli yaklaşır., hakikatin insana yaklaşması Cennette olma muştusu ebedi mutluluğu hak etme heyecanı sevinci ve Cennet.
14. عَلِمَتْ نَفْسٌ مَا أَحْضَرَتْ
“Her nefis, neyi hazırladığını (getirdiğini) bilir.”
🔹 Nefs — insanın özü, bilinci.
🔹 Ahzarat — “hazırlamak, önüne getirmek.”
Yani: İnsan, kendi iç dünyasında biriktirdiği her şeyi apaçık görür.
Artık hiçbir perde yoktur; kişi kendi eserinin aynasına bakar.
“iç” vicdanın terazisi kendini tartmıştır, Bir umutlu bekleyiş. Kesin olmayan umutlu bekleyiş sürer gelgitlerle VE Mizanlar zerre zerre hesaplanmış İlahi Rahmet yağmuru müminlerin kalbini yağmıştır.
7–14. Ayetlerin Özü:
|
Ayet |
Sembol |
İçsel anlam |
|
7 |
Nefislerin eşleşmesi |
Ruh ve beden, bilinç ve gölge yön birleşir |
|
8–9 |
Diri diri gömülen |
Bastırılmış masumiyetin hesabı sorulur |
|
10 |
Sayfaların açılması |
Bilinç kayıtları, anılar ve niyetler yüzeye çıkar |
|
11 |
Gökyüzünün sıyrılması |
Zihin perdesi kalkar, hakikat görünür |
|
12 |
Cehennemin tutuşturulması |
İçsel yanış, pişmanlık, arınma başlar |
|
13 |
Cennetin yaklaştırılması |
Barış ve denge hâli insana yaklaşır |
|
14 |
Nefis bilir |
Kişi kendi özünü ve eylemlerini fark eder |
🌺 Sonuç:
Tekvîr Suresi’nin ilk 14 ayeti,
kıyameti Hem dış âlemin bir çöküşü, hem de insanın içinde yaşayan bir diriliş hâli olarak anlatır:
Kıyamet, dış alemde param parça kopuşlarla gerçekleşirken
İnsanın iç aleminde yeniden şekillenir, kendine gelir ,taze bir hayatla başlar
Kıyamet, insanın Bilinç perdelerini kaldırır, benlik çözülür, hakikat doğar.
“Vuhûşu huşiret” bu sürecin tam merkezidir —
insanın kendi “vahşi”, korkulu, karanlık tarafıyla yüzleşip
onu kabul etmesi, İçindeki güzellikleri yeniden keşfedip aslına dönmesidir.
Uyanıştan sonra bilincin hakikate erişmesini anlatan Ayetlerle devam edelim mi?
EVET Mİ?
O hâlde şimdi Tekvîr Suresi’nin 15–29. ayetlerini birlikte inceleyelim.
Bu bölüm, önceki ayetlerde anlatılan “içsel kıyamet ve uyanış sürecinden sonra” gelen hakikat bilincinin açılması safhasıdır.
Yani önceki sahnede “insan kendisiyle yüzleşmişti”, şimdi ise “hakikatin sesiyle buluşur.”
15–29.AYETLER
Hakikatin İnişi ve Gerçeği Fark Etme Dönemi
15–18. فَلَا أُقْسِمُ بِالْخُنَّسِ الْجَوَارِ الْكُنَّسِ وَاللَّيْلِ إِذَا عَسْعَسَ وَالصُّبْحِ إِذَا تَنَفَّسَ
“Yemin ederim geri çekilenlere, akıp gidenlere, gizlenip saklananlara; gece çekilip bastığında ve sabah nefes aldığında...”
🔹 Bu dört ayet göksel semboller gibi görünür, fakat içsel olarak bilincin iniş-çıkış hâllerini anlatır:
- El-Hunnas: gizlenen yıldızlar → insan bilincinin derinliklerinde gizli kalan sezgi ile
- EL-HUNNES. Allahın yeminle andığı bu kelimenin anlamı nedir? Daha derin düşünelim.
- Yine Kadim ARAPÇA VE İLKSEL DİLLERİN yapısal anlamlarına gidersek;
HU-HUN= Olma. oluş var olma, nefes alma, canlı anlamları karşımıza çıkar.
NE = Görme, anlama
NES = Ulaşma, erişme, bilme, kadar
HUN+NES = Olan ve olacak her şeyi bilen ve gören, Sizin iç benliğinizi kuşatan, her şeyinizi bilene yemin olsun.
- El-Cevâri el-Kunnes: yörüngesinde akıp giden, sonra saklanan → düşüncelerin akışı, bilinç hareketi.
- "şu anda akıp giden oluşum halindeki her şeyin ORTA NOKTASINA kadar, künhüne vakıf olana yemin olsun
- VeL-Leyl izâ as’as: gece karardığında → bilinç kapanırken, içsel sessizlik oluştuğunda.
- Sobh izâ teneffas: sabah nefes aldığında → yeni farkındalığın doğuşu, bilincin nefes alması.
Yani: İnsanın içsel ve bedensel yapısı çöktüğünde, karanlığın ardından, hakikat nefesi doğar.
Gece → içsel ölüm,
Sabah → ruhsal yeniden doğuş.
19. إِنَّهُ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَرِيمٍ
“Şüphesiz bu, çok değerli bir elçinin sözüdür.”
🔹 Rasûl Kerîm — dış anlamda Cebrâil, ama içsel anlamda Hz Muhammet SAV in hakikati taşıyan, özden gelen ilahi mesajları tebliğidir.;
insanın içinde, titreşen duyduğu hakikat yankısıdır.
.
20–21. ذِي قُوَّةٍ عِندَ ذِي الْعَرْشِ مَكِينٍ مُطَاعٍ ثَمَّ أَمِينٍ
“(O elçi) güçlüdür, Arş’ın sahibinin yanında mevki sahibidir; orada itaat edilen, güvenilir bir elçidir.”
🔹 Zî kuvveh — güçlü, etkin;
🔹 Makîn — yerleşmiş, sağlam duruşlu;
🔹 Mutâ‘ — itaat edilen;
🔹 Emîn — güvenilir.
Bu ifadeler, insanın içindeki ilahi yönün, öz bilincin sağlam dayanağına işaret eder. Vahyi işiten insanın hali
22–23. وَمَا صَاحِبُكُمْ بِمَجْنُونٍ وَلَقَدْ رَآهُ بِالْأُفُقِ الْمُبِينِ
“Arkadaşınız (Muhammed) deli değildir. O, onu apaçık ufukta görmüştür.”
🔹 Sâhibukum — “sizin dostunuz”, yani Peygamber.
🔹 Mecnûn — deli, cinlenmiş değil; yani bu vahiy bir sanrı değildir.
🔹 El-ufuk el-mübîn — açık ufuk; bilincin aydınlandığı, perdenin kalktığı seviye.
Burada dış anlamda vahyin hakikatine vurgu yapılır,
24. وَمَا هُوَ عَلَى الْغَيْبِ بِضَنِينٍ
“O, gayb hakkında cimri değildir (bilgiyi gizlemez).”
Hakikat bilgisi, insanın içine doğduğunda artık saklı kalmaz;
paylaşıldı, yansıtıldı, aktarıldı. Tebliğ edildi.
25–27. وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَيْطَانٍ رَجِيمٍ فَأَيْنَ تَذْهَبُونَ إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ لِلْعَالَمِينَ
“Bu, kovulmuş bir şeytanın sözü değildir.
O hâlde nereye gidiyorsunuz?
O (Kur’an), âlemler için bir hatırlatmadan başka bir şey değildir.”
🔹 Şeytan racîm — insandaki saptırıcı, nefsanî yön.
“Fe eyne tezhabûn?”
→ “Peki, bu kadar açık gerçeğe rağmen, siz nereye gidiyorsunuz?”
İnsanın kendinden kaçışına bir uyarı.
.“İn huve illâ zikrun lil’âlemîn”
→ “Bu, bütün varlıklar için bir hatırlatmadır.”
Yani: Unutulan aslı hatırlatır.
28–29. لِمَنْ شَاءَ مِنْكُمْ أَنْ يَسْتَقِيمَ وَمَا تَشَاؤُونَ إِلَّا أَنْ يَشَاءَ اللَّهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ
“İçinizden doğru olmak isteyenler içindir;
ama siz dileyemezsiniz, ancak Allah dilerse (dileyebilirsiniz).”
🔹 Yesteqîm — dosdoğru olmak, dengeye kavuşmak.
🔹 Mâ teşâûn illâ en yeşâ’a Allâh —
“Sizin dileyişiniz bile O’nun dilemesiyle olur.”
🌿 Tekvîr Suresi, kıyamet sahneleriyle başlayan ve
insanın iç dünyasında yaşadığı ilahi dirilişi anlatan bir vahiydir.
İlk bölümler:
Benliğin çözülüşü, içsel haşr, benliği ileyüzleşme.
Orta bölümler:
Masumiyetin sorgulanması, bilinç perdesinin kaldırılması.
Son bölümler:
Hakikatin doğuşu, Emin olan Elçinin İlahi mesajı tebliği, öz bilincin konuşması ve ilahi iradeyle hizalanma hali.
Allahın Rahmetine sığınma gönül huzurumuz olsun dualarıyla....
Ahmet TÜRKOĞLU
14.Kasım.2025
Comments powered by CComment