Ahmet TÜRKOĞLU
Hayata yeni bir bakış...
  • Anasayfa
  • Kur'an-ı Kerim Meali
  • Kur'an'da Bazı Kelimelerin Tefsiri
  • Hadislerle Kur'an Mealleri
  • İnsanlık Tarihi
  • Kuranda Bazı Ayetlerin Etimolojisi
  • Dinler Tarihi

Anasayfa

Hz Yusuf'tan Hissedişler

                                                               

                                                                  Hz YUSUF’TAN HİSSEDİŞLER

 

     yüzünün Masumiyetin den mi yoksa güzelliğinden midir? Nedendir bilmiyorum amma; ne zaman Hz Yusuf’un geçse İsmi, yüreğimde bir burukluk, içimde bir sevgi yumağı, kardeş olurlar sarmaş dolaş. İnsan görmediği birinin güzel yüzüne AŞIK mı olur. Oluyor işte.

     Tüm İnsanlığın gönlüne taht kuran, ahlak abidesi Yusuf. Ay ışığında kuyudan yıldızlara bakışını, çaresiz masumiyetin ile kardeşlerine yakarışını, garipliğini, çaresizliğini ve nihayet acımasız ellere teslimiyetini, her hissedişimde, nerde bir kör kuyu varsa gözyaşlarımla doldurasım gelir. Bunca dayanılmaz hasretliğin, acımasız hissedişler kervanında, Senin yanında olsaydım keşke. Attığın her dermansız adımında, boynun bükük geriye bakışında; günlerce O kör kuyuda yalnız kalışın da seninle olsaydım. Ey bebeklerin en masumu. Sen Gökyüzünü seyredip yardım beklerken Ay'dan, seni seyredip de çatlamayan O, AY'I kucaklayıp, Yüz güzelliğine ayna yapabilseydim ne olurdu.

     EY NEBİLER halkasının AY YÜZLÜ YUSUFU; Seni de, tüm nebiler gibi seviyorum ve tanımak istiyorum. Seni tanımak için bilim dünyasına misafir olayım dedim. Sordum, sordum, sordum ve seni şöyle tanıttılar; Dediler ki;

  1- Hz YUSUF, YAKUP (as) un oğludur.

    a- Yakup Hz İshak'ın oğlu, Hz İbrahim’in torunudur.

    b-İbrahim Mezepotamya kökenlidir. (Ur Şehri, bugün Irak sınırında)

    c- İshak ve Yakup ise Kenan diyarında, yani bugünkü FİLİSTİN ve çevresinde yaşadılar.

   d- Bu aile çizgisi, Hz YUSUF’UN Batı Sami kökenli olduğunu göstermektedir.

   e- Hz Yakup’un DİLİ; büyük ihtimalle erken dönem Kuzeybatı Sami lehçeleriydi. Bu lehçeler zamanla İBRANİCE; FENİKECE; ARAMİCE gibi dillere evrilmişdir. Yani senin döneminde, ismini saydığımız bu diller henüz yoklar. Dil Olma vasfını kazanamamışlar, oluşmamışlar.

    f- Dolayısıyla Hz Yakup'un dili, Proto bir Sâmi dil olabilir.

  2- Hz Yusuf'un annesi kuranda geçmez ama, Tevrat (yaratılış 30:22-24) şunu söyler:

     a- Annesini adı RAHEL’ dir

     b- RAHEL Yakup as un eşi olup Suriye çevresindeki HARRAN bölgesinden gelir.

     c- Rahel Ârâmi kökenlidir. Muhtemelen Ârâm dilinin erken dönemini konuşuyordu

     d- Buda Yusuf'un anne tarafından Arapçaya akraba olan bir dilsel mirasa sahip olduğunu gösterir.

   3- COĞRAFİ BAĞLAM.

     a- Hz Yusuf’un doğup büyüdüğü yer: KENAN Diyarı (Bugünkü FİLİLSTİN, ÜRDÜN çevresi)

    b- Kardeşleri tarafından kuyuya atıldıktan sonra götürüldüğü yer. MISIR.

     c- Mısırda köle olarak satıldı. Sonra devlet yönetiminde yüksek mevkilere ulaştı.

  4- YUSUF İSMİ NE ZAMAN VERİLDİ:

      a-Tevrat, Yusuf'un annesi RAHEL tarafından isminin verildiğini yazar. ”YOSEF” ismini verdi. (Yaradılış 30:34). Buradaki YOSEF ismi; İbranicede “Eklemek, artırmak” anlamındadır. Anne bir oğul daha istediğinden Artır diye dua etmiş ve bu ismi koymuştur. (Hz Yusuf doğduğunda İbranicenin henüz gelişmemiş bir dil olduğunu görmüştük.)

    b- KUR'AN'DA ( Yusuf Suresi 4.Ayet) Hz Yusuf kendi adını şöyle anlatır: “ Yusuf demişti ki babasına; Ey babacığım. Ben rüyamda on bir yıldız, güneş ve ayı gördüm.” Bu ifade, İsmin çok erken yaşta , yani çocukluk döneminde zaten kullanıldığını gösterir.

   c-“Yusuf” ismi, günümüzde Arapça olarak bilinse de kökeni çok daha eskiye uzanır. Bu isim, Tevrat'ın İbranice metinlerinde ( Yosef ) olarak geçer ancak bu isim, İbranicenin kendisinden de önce, Sami Dil ailesinin erken dönemlerinde ve hatta Sami öncesi dillerde de biçimlenmiştir. Yusuf’un yaşadığı dönem ( tahminen M.Ö. 18-17.yüzyıllar. Sâmi dillerin henüz oluşmadığı, yerel dillerin birbirine karıştığı bir dönem. Yani, İLKSEL dillerin konuşulduğu dönem.

    O halde Hz YUSUF’UN isminin anlamı İLKSEL dillerde konuşulan BİR ANLAMDIR.

   4- MISIRDA BAŞKA BİR İSİM ALDIMI: BURASI ÇOK KIRİTİK BİR NOKTADIR. LÜTFEN DİKKATLE İZLEYİN

     a-Tevrat’a göre: (Yaratılış 41: 45) FİRAVUN, YUSUF’U yönetici yaparken ona yeni bir isim verir. Saraya kabul edildiğinde Firavun onu Zafenat – Paneah diye çağırır.

     “ZAFENAT-PANEAH”

     Bu ismin anlamı günümüzde hiçbir dilde tam olarak bilinmemektedir. (Lütfen bunu da unutmayın isim bilinmiyor) İnsanlığın bize verebildiği bilgi sadece tahmin ve yorumlardan ibarettir. Her ne kadar bilinmese de isim şu şekilde tahmini olarak yorumlanmaktadır deniliyor.

   “ZAFENAT – PANEAH”

   1- “Gizli şeyleri açığa çıkaran.”

   2- “Tanrını sırrını açığa çıkaran”

   3- Veya Mısırca’da “Yaşam sağlayan adam. ” Anlamına gelen bir unvan.”

    KENAN ilinde doğumda verilen YUSUF ismi, Mısırda verilen ve ne anlama geldiği bugün hala çözülememiş ZAFENAT-PANEAH ismi. İki ismi var Hz Yusuf’un, YUSUF ve ZAFENAT-PANEAH.

    EY SEVGİLİ !.Diyorlar ki; isimlerinin anlamı bilinmiyor.

    Seni sadece bir kez görmekle; Parmaklarını doğrayan Mısırlı hanımlar; İnsani duygularının içine Yusuf adını, lime lime kesmişler.Yusufum sana neler etmişler. kalplerinin kör kuyusunda hapiste misin. Mısır diyarının sabır piramidi sen misin. Kalplerde bire yedi yüz veren Başak gibisin

    Seni görünce Firavun, ZAFENAT–PANEAH demiş sessizce kendinden geçip.

    Ey İnsanlığın Ay Yüzlüsü, yetimliği anne kucağında yaşamış yiğit. Tıpkı kardeşlerinin yaptığı gibi, insanlık  seni bilinmeyenler kuyusunda mı bıraktı. İsminin anlamını bile unutmuşlar. Bilim ve tarihin sana layık gördüğü bu mu. Senin hayatınla onlara sunduğun muştu’nun karşılığı bu olmamalıydı değil mi.

  Tarihin derin yolculuğunda, seninle karşılaşmak için yaptığım uğraş sonunda, karşıma çıkan şeyler… İşte bu demir kadar soğuk, vefasız ve anlamsız bilgi levhaları oldu.

    Sonra BABACIĞIN, YAKUP düştü Ciğerime. Ayetlerde ağlayan sesiyle. Onun duyduğu elem yüklü duygular aktı içime. Kaybolmuşluğun ardından baka kalmanın, hasretliğin kokusunda yok olmanın ne olduğunu Onda öğrendim. O, Senin gömleğinde, yokluğuna yanmış sabretmişti ve yine gömleğinin kokusuyla buldu gözleri kapalı seni. Ben nerde bulabilirim diye başımı koydum ufuklara…

     Gözlerini kapa gönlünü aç dediler. Uzaklardan Kenan ilinden haber verdiler.

     MEĞER GÜL KOKUSU.            ADININ İÇİNDEYMİŞ 

    ÇOCUKLUK KORKUSU.            ADINDA GİZLENMİŞ 

   Yüce Mevlâ'nın Sana verdiği paye; Kuran sayfalarında, Yüz binlerce yıldızlar misali nurdan satırlarda. Senin İsmin, Müminlerin dilinde güller açmakta. Sana dualar etme ne haddimize. Duaların da bize bir nefeslik yer var mı?  Ey! yeryüzünün en güzel yüzlü masum insanı. Bari Adının anlamıyla sana ulaşayım ne olur yol ver de.

     YÛSUF, ZAFENAT- PANEAH İSMLERİNİN İNSÂNİ ANLAMLARI NELERDİR!

     Hz Yusuf’un ismini Annesi RAHEL vermiştir. O halde önce annesinin ismini anlamaya çalışalım. Cennet ehli Annenin ismi RAHEL.

     RAHEL; Akraba demektir. Kan bağı olan akrabalık, ilksel dildeki anlamı budur. Hz Yakup zamanında konuşulan dil, akraba anlamında AHAL veya AHALI ifadesini kullanıyordu. Buradan şu sonuca varabiliriz. Rahel annemiz Hz Yakup'un akrabası veya ailece çok yakınlığı olan bir ailenin kızıydı. Nitekim yaptığım araştırmada Dayısının kızı olduğu bilgisine ulaştım.

1- YUSUF İSMİNİN ANLAMI:

     Hz Yusuf’un isimlerinin anlamı nedir. Daha önce bilgi sunmuştuk. İsteyen daha geniş araştırma yapabilirler. Eğer bir bilgiye ulaşabilirlerse bizde istifade etmek isteriz. Benim İlksel dil üzerinden, özellikle Adığabze dilinde yaptığım araştırma ve analiz ile tespit ettiğim anlamı şöyledir.

       ADIĞABZE DİLİN DE ;

       YUSUF : Kovulan ,sürgün edilen, çıkartılan anlamına gelir.

       YI = O  şahıs zamiri.

       VU-VO- YU = SEN.

       SE = Ben şahıs zamiri.

        FI,FU = Sürmek, önüne katmak. Götürmek.

        YUSEFI = Seni iterek çıkarıyorum. Sürüyorum.

        YUV = İçine baskın yapmak, İçinde iken ona vurmak,

        YEV = Ona vur.

        YUV + SUF = DÖVÜLEN VE KOVULAN, BASKIN YİYEN VE ARKADAN İTİLEREK SÜRÜLEN.

      KENAN ilinde, Yakup diyarında, Anne kucağında YUSUF diye çağrılmasının nedeni, dantel gibi örülü YUSUF isminde. Çünkü O’nun ismi yaşadığı acıyla döküldü kelimelere. Annesi RAHEL’in doğan yavrusuna sevinçle verdiği bir isim değil YUSUF. YUSUF ismi; acılı ailenin yavrusunun başına geleni olduğu gibi haykırmasıdır. Talihsiz yavru kardeşleri tarafından itilmiş, atılmış ve Mısırda bir sahipsiz köle olarak satılmış. Tüm bu hadiseyi tek kelimeyle ifadenin adıdır YUSUF.

   2- ZAFENAT-PANEAH İSMİNİN ANLAMI:

       Mısıra götürülen Hz Yusuf'un hayat hikayesini bilmeyen yoktur sanırım. Firavunun huzuruna götürüldüğünde; Firavunun Ona verdiği ismin anlamına bakalım. Hiç bir dilde bir karşılığı olmayan dolayısıyla bilinemeyen ZAFENAT- PANEAH ismi.

              ADIĞABZE DİLİNDE ;

              a- ZAFENAT = DÜZGÜN YÜZLÜ, ALNI DÜZGÜN OLAN. ALNINA GÜZEL ŞEKİL VERİLMİŞ;

              ZAFE = DÜZELTMEK, GÜZEL TASARIM

              ZAĞAZAFE = ORANTILI YAPMA, DÜZENLEME. EKSİKLİKLERİ GİDEREREK GÜZELLEŞTİRME.

              NAT = Bu kelimenin son sesi (harfi) T değil TI,TE olmalı. Muhtemelen ses kaymasına uğramış olmalı. Eğer  NAT’E diye söylersek anlamı = ALIN demektir.

              ZAFE + NATE = ZAFENATE (ZAFENAT) : ALNI (SİMASI, YÜZÜ) GÜZEL YARATILMIŞ demektir.

              b- PANEAH = PAYINA DİKEN DÜŞEN İNSAN.

              PANE = DİKEN

              AH, AHA = PAY, HİSSE

              PANEAH = PAYINA DÜŞEN DİKEN.

              SONUÇ :

              ZAFENAT- PANEAH = YÜZÜ GÜZEL BAHTI DİKENLİ OLAN. Daha edebi bir ifade ile ; YÜZÜ AYDINLIK,KADERİ ÇİLELİ.

              Hz Yusuf'un yüz güzelliği Kuranda açıkça vurgulanır. Bahtının dikenli oluşu kardeşlerinin ihanetinde, kölelikte, zindanda, kuyuda hala yankılanıyor gibi. Bu isimlerin anlamlarını okuduğunuzda Hem hayret edeceğinizi, hem de Hz Yusuf'u çok seveceğinizi daha da önemlisi Hz YUSUF’A ve isminin anlamına bağlanıp sevgi yumağını gönlünüzde taşıyacağınıza inanıyorum.

              Bütün Peygamberlere iman etmiş mümin kardeşlerime selam olsun...   15.08.2025

                                                                                                                           Ahmet TÜRKOĞLU

                    

 

                

Ayrıntılar
Yazan: Ahmet TÜRKOĞLU
Kategori: İnsanlık tarihi
Yayınlandı: 15 Ağustos 2025
Görüntüleme: 383
Write comment (0 Comments)

Machu Picchu

                                                                   

                                                                               MACHU PICCHU

                                                                            MACE HUJIN PİCHU

             

              MACHU PICCHU, bugünkü Peru’da, And Dağları’nın 2.430 metre yüksekliğinde yer alan,15. Yüzyıldan kalma eski bir İNKA kentidir. 1911 yılında Amerikalı tarihçi Hiram Bingham tarafından batı dünyasına tanıtılmıştır.

              İSMİN ANLAMI ;

              Machu Picchu kelimesi queshua dilindendir (İnkaların dili) ve şu iki kelimeden oluşur :

              a- MACHU : Yaşlı, Eski.

              b- PİCCHU  : Zirve dağ, sivri tepe

              Toplam anlamı: “yaşlı Dağ”

              KİM YAPTI, NE ZAMAN : İnkalar tarafından 1450 civarı

              YAPAN KRAL: PACHACUTİ adlı inka imparatoru

              YAPI TEKNİKLERİ: olağanüstü bir yapı tekniğine sahiptir. Taşlar çimento kullanılmadan, kusursuz bir şekilde birbirine geçirilmiştir. Bugün dahi yapıda en küçük bir çatlak bile yoktur. Yapılış amacı gözlem evi, dini merkez, kraliyet inziva yeri veya tarım araştırma alanı olarak tahmin edilmektedir.

              NASIL UNUTULDU: İspanyollar, And Dağları’nın bu kadar derinliklerine ulaşamadıkları için MACHU PİCCHU istiladan kurtuldu. Zamanla bölge terk edildi ve orman tarafından yutuldu. 1911 yılına kadar Dünya neredeyse bu kenti unuttu.

              UNESCO ve MİRAS

              1983: UNESCO Dünya Mirası listesine alındı.

              2007: Dünyanın YENİ YEDİ HARİKASI listesine girdi.       

    İSMİ KONUSUNDA DERİN BİR BAKIŞ ve HİSSEDİŞLER :

              Bugün “Machu Picchu” ismine “Yaşlı Tepe” denmesi, büyük bir ihtimalle kolaycı ve dil dışı bir yorumdur. GUESHUA gibi sadeliği hislere aktarıp yepyeni ve çok katmanlı anlamlarla konuşan bir dil, böyle tek anlamlı basit isimlerle konuşmuş olamaz. Ayrıca kendi eliyle yaptığı yepyeni ,harika bir şehre YAŞLI ismini niye versin. Bu insan doğasına ve psikolojisine uyar mı.

              GUESHUA diliyle kurabildiğim his dünyasında MACHU PİCCHU nun çığlıklarını şu seslerle duydum ve çok etkilendim. Çocukluğumun ninnileri yeniden ruhuma akıyor gibiydi. Meltem yeli gibi.

ADİĞE DİLİYLE MACHU PİCCHUNUN ANLAMI:

              MA – Al, haydi, şimdi.

              CE – Çağır, ne olur, yap

              HU – Olmak, ol, erkek, güç.

              HUN –Olur , Ol

              MACEHUN: NE OLURSUN BAŞIMIZDA GÜCÜMÜZ OL.

              P – Burun, öncü, önder

              CI-  Şimdi

              HU- Erkek, önder

              PICHU: TEK ÖNDERİMİZ, BİRİCİK YİĞİDİMİZ.

       MACEHUN PICHU = ADIĞABZE ANLAMIYLA BİR DAHA DÜŞÜNÜRSEK;

              MA = Haydi şimdi. AL

              CE   = Yap, çağır ,ne olur

              HU/HUN = Olmak, varlık, erkeklik, güç, kudret.

              MACEHUN =  Haydi ne olur başımıza güç ol ! gücümüz ol. Bizim sözcümüz önderimiz ol.

              P = Burun, önde olan, önder

              CI= şimdi

              HU= Yiğit, önder, erkek

              PICHU = “Şimdi önümüzde duran tek yiğidimiz, önderimiz sensin. Sen liderimiz ol.

      TOPLAM ANLAMI: “Ne olur şimdi başımızda bir güç ol. Önümüzde duran biricik yiğidimiz sen ol, sensin.”

      Bu yalnızca bir yer adı değil. Bu, bir halkın liderine, tanrısına, ataya veya inancına ettiği bir yalvarıştır. Machu picchunun bu anlamı ; Oranın adını, inşa edenlerin dilini ve oradaki hissiyatın ruhunu açıklıyor.

      Bu dili kim biliyorsa orayı yapanlar onlardır. Bu dil İLK İNSAN HZ ADEM den bu zamana aktarılan İLKSEL DİL in tam da kendisidir. Bu ifadem ile burayı Hz Adem yaptı dediğim anlaşılmasın. Onun Halifeleri aynı dilden söyleşerek yaptılar. lütfen Hz Adem'in Haberi ile ilgili yazımızı okuyunuz. daha derin bilgiler elde edeceksiniz. Şu soruyu sorabilirsiniz; Hiç söylenmemiş, hiç duyulmamış olan,

İLKSEL DİL NEDİR ?

İLKSEL DİL; İnsanlığın ilk dönemlerinde kullandığı;

     1- Karmaşık gramer yapılarından uzak,

      2-Doğayla birebir bağlantılı,

      3-Sesin anlamla birebir örtüştüğü BİR İLETİŞİM  sistemidir. Bu dilde SES bir taklit değil ANLAMIN KENDİSİDİR. HU sesi sadece erkek demek değildir. HU= varlık, güç, duran, sağlam olan demektir. Anlam yoğunluğu ile dolu, BU  İLKSEL DİL EVRENSEL BİR ÇAĞRI HALİNDE bütün dillerin YAPI TAŞLARINI oluşturmaktadır. Her dilin KÖK yapısında bu sesler vardır.

              GUESHUA ve ADIĞABZE DİLLERİ; İlksel dilin iki kardeş  taşıyıcısı gibi duruyorlar. İlksel dilin özellikleri olan hususlar;

      a- Hece temelli değil SES temelli olması

       b- Kelimelerin anlamları, seslerin birbiriyle yaptığı etkileşimden doğar

       c- Zamirler, fiiller, yön belirleyiciler saf seslerle kurulur.

     Bu özellikler; her iki dilin kelimelerinde, aynı annenin kardeşleri gibi, aynı ses ve söyleyişle dile getirilmiştir. ADİĞE HALKI İLE İNKA HALKI arasında zaman-mekan farkı olsa bile kullandıkları sesler ve bu  seslerin anlamları ortaktır. BU Ortaklık bütün diller için geçerlidir.

          İNSANLIĞIN DİL KARDEŞLİĞİ olduğuna inanıyorum. Her dilin kökeninde İLKSEL DİLLERİN YAPI TAŞLARİ hala duruyor. Tüm dillerin ortak atası vardır. Tüm diller kendinden bir önceki dilden doğmuştur. Bu düşüncenin kuru bir laftan öte, gerçekçi bir anlamı olduğunu MACHU- PİCCHU'NUN harika iki kelimesi bize açıklıyor. Dinler misiniz lütfen.

    ŞÖYLE Kİ : MACHU- POCCHU Bu kelimeler; PERU DA  Dünyanın yedi harikasından biri, bir harika kent olurken; Türkiye de Samsun ilinin Vezirköprü ilçesi, ALANBAŞI köyünde yaşayan ve PIÇHU ismini taşıyan bir yiğit adamın ismi oluyor.

     Yine Alan başı köyü ile komşu olan Amasya’ya bağlı tavşan dağı köyünde MAÇIHU ismiyle bir başka kahraman İsmi.

     PICHU: Alan başı köyünde yaşadı. Köyün muhtarlığını yaptı. oğlu Fahrettin ile beraber PIÇHU amcaya çok hizmet ettik. Tam ismi gibi liderlik özellikler olan biriydi.

      MAÇHU: Tavşan dağında herkesin tanıdığı bir başka kahraman adam.

     Alan başı ve Tavşan dağı; iki köyde adiğe köyüdür.

     Adiğeler Machu pıchu kelimelerini hayallerinin gerçekleşmesi dileğiyle çocuklarına isim olarak verdiler.

              PERU da ki GUESHUA dilinde MACHU PİCCHU'NUN anlamları neyse TÜRKİYE deki anlamları da aynı. Üstelik aynı ses, aynı harf ve tüm özelliklerini koruyarak.

               Artık şunu söyleyebiliriz sanırım.

      1- MACHU PİCHU Yalnızca bir İNKA mirası değildir.

      2- ADIĞABZE yalnızca bir Kafkas dili değildir.

      3- SAMSUN yalnızca bir Anadolu coğrafyası değildir.

       Hepsi bir İLK SES HALKASININ bugünkü yankısıdır. Yani insanlık bir zamanlar;

          a- Aynı sesle ağladı

          b- Aynı sesle sevindi

          c- Aynı sesle dua etti.

          d- O aynı sesler aynı anlamlarla bugüne taşındı.

        MACHU PİCCHU da işte o seslerden biridir. Bir dua değil bir çağrıdır. Bir yer değil bir anıdır. 

                                                                                                                 27.07.2025                                                                                            Ahmet TÜRKOĞLU

   

NOT:

Konuyu uzatmamak adına yazıda geçen İNKA dilindeki  kelimelerin ADİĞABZE karşılıklarını kısaca yazıyorum.   

1- GUESHUA : Yüreğimin başı ,baş köşesi, kalbimin içindeki kahraman demektir. İNKA dilinde ise; "yüreğimden dökülen sözcükler" demektir.

2- PACHACUTİ : Adiğabze düşündüğümde "şu an önderimiz olan sensin" diye anlıyorum. İNKALAR ,zaten aynen böyle çağırıyorlar krallarını.

3- PERU; "Dünyanın ötesini kucaklamak istiyorum." Anlamına gelen bu ülke ismini özel bir yazıyla açıklamak                                  istiyorum. Bir başka zamanda.

 4- MACEHUJIN : Adiğabzenin lütfen anlamına gelen anahtar sözcüğü dür. Önemli ve mutlaka yapılmamasını,                             Nadiren de yapılmasını arzu ettiğimiz bir şeyi, karşımızdaki birinden isterken kullanırız. Bu anlamıyla، lutfen den daha öte bir anlamı vardır. yalvarma, rica, dua gibi

  İnsanlığın İlksel Dil kardeşliği adına hoşça  kalın 

27.07.2025 

Ahmet TÜRKOĞLU                                                                                                                                                           

 

 

 

             

 

               

 

 

Ayrıntılar
Yazan: Ahmet TÜRKOĞLU
Kategori: İnsanlık tarihi
Yayınlandı: 27 Temmuz 2025
Görüntüleme: 343
Write comment (0 Comments)

Adığabze İle Mısır Dili arasında Ortak Seslerin Hafızası

   ADIĞABZE İLE MISIR DİLLERİ ARASINDA ANLAMSAL DERİN BAĞLANTILAR.

  GİRİŞ; Köklerin derinliği ve dillerin ortak hatırası.

   Diller sadece iletişim aracı değil, insanlığın toplu hafızası, duygusu ve dünya algısının ta kendisidir. İlksel dillerde her ses yaşanmış bir GÖZLEMİ, duyumsanmış bir eylemi taşır. Eski Mısır sembolizmi, yapıyı ve ilahi düzeni DİL yolu ile  MİMARİYE döken bir uygarlıktı.

   Bu çalışma; yüksek bir medeniyete sahip Mısır  uygarlığının, kullandığı ve geliştirdiği ifadeleri ile anlamsal şekillere yerleştirdiği, dilindeki soyut duyguları ortaya çıkarıp anlama ve somut örneklerle  insanlığa sunma arzusuyla yapılmıştır.

    Mısır tarihini inceleyen tarihçiler, dil bilimciler, arkologlar ve diğer araştırmacılar,  mısırla ilgili her dönemin verilerini kendi bakış açıları ve bilimsel tespitlerine göre insanlığın istifadesine sundular.   isteyen her okuyucu her konuda bu bilgilere ulaşabilir.

   Bizim bu çalışmamız mevcut veriler ışığında. Mısırlıların bize miras bıraktığı günlük konuşmalarını incelemek ve kullandıkları kelimelerle onların hissiyatını anlamaya çalışmaktır. Günümüze ulaşan yazılı anlatımlar sayesinde; Medeniyetin sosyal yapısını, yaşamlarını kültür seviyelerini ve onların DİLLERİNİN ruhunu anlamak mümkündür. Bir medeniyetin dilini anlamak onunla beraber yaşamak gibidir.

     Uğraşımız çok zor, belki de imkansız bir şey. Dört bin yıl önce dile getirilmiş bir ifadeyi tespit edip, onun özüne ulaşmak duygularını yakalamak. Çünkü o günün konuşulan dili artık yok. Yok olmuş bir dille nasıl bağ kurabiliriz. İmkansız bir şey gibi görünüyor amma Bir şansımız var.

     İnsanlığın ortak dili olan ilk dil. Evet ilksel dil. eğer bugün dünyada insanlığın ilk konuşmaya başladığı şekliyle muhafaza edilmiş ve bugüne kadar gelmiş halada konuşulan bir dil varsa işimiz kolaylaştı demektir.

  Yaptığım araştırmalarda böyle ilksel bir dilin olduğunu ve  tüm dillerin bu ilksel dilden  izler ve kalıntılar taşıdığını gördüm.

   Peki ama böyle ilksel bir dile nasıl ulaşabiliriz. Gelişmiş dillerle, tarihe gömülmüş söylemlere ulaşmak, iğneyle kuyu kazmak gibi bir şey. Neredeyse imkansız gibi duruyor. Ancak bir dil var ki tüm dillerden ayrı olarak, seslere dayalı ilksel dili, günümüze hiç bozulmadan taşımış ve orijinal haliyle de yoğun bir şekilde de hala konuşulmakta ve varlığını devam ettirmektedir.  Dünya DİL literatüründe  geçerli bir dil olarak kabül görmeyen ama milyonlarca insanın konuştuğu bu eşsiz DİL; İnsanlığın belki  ilk dillerinden biridir diyebileceğimiz  AGIĞABZE dilidir.

     Bu nedenle Dünya medeniyetler tarihine yolculuğumuz bu dilin rehberliğinde olacaktır.

  Bu çalışma; Mısırın dilindeki söylemlerin, kelimelerindeki anlamların ve kavramlarının; Adıgabze’de ki hem fonotik hem anlamsal izlerini sürerek, GÜNÜMÜZDE GİZLİ KALMIŞ, ORTAK  BİLİNÇALTININ DİLSEL İZLERİNİ gözler önüne sermeyi amaçlamaktadır.

   MISIR ve KAFKASYA… birbirinden oldukça uzak iki farklı bölge halkları, kelimelerinin anlamsal ve fonetik olarak bu kadar örtüşmelerinin nedenini, ilksel dil kavramını hatırlatarak daha sonraki çalışmalara bırakalım. Vurgulamak istediğimiz husus iki farklı dilin ( Eski Mısır Dili ve Adığabze ) ses ve anlam bakımından örtüşmesinin enteresanlığıdır. 

 Şimdi gelin kendimizi Mısırlıların Binlerce yıl önceki söylem ve duygularıyla bütünleşmenin hazzına teslim edelim. Bakalım İnsan hep Aynı insan mı? Sevinçler, mutluluklar, üzüntüler kederler binlerce yıldır hep aynı mı yaşanmıştı.? Gözlerden akan yaşların içindeki duygular hep aynı şarkıların çağlayan bestesi miydi? Neydi.

MISIR VE ADİĞE DİLLERİNDE KELİMELERİN KORUYUCU ORTAK HAFIZASI;

   Buyurun bülbüller bahçesinde neler var?

     1- NEFERTİTİ,                   

  A- Mısır Dilindeki çözümü ve  anlamı;

    a) “Nefer” = Güzel

    b) “TİTİ”    = geldi.                   "GÜZEL GELDİ",         Nefertiti'nin bir başka yerden gelmiş olabileceğini  çağrıştırıyor. Evet Güzel başka yerden geldi. Acaba nereden…?

 B- ADIĞABZE DİLİNDEKİ ÇÖZÜM VE ANLAMI

     a) NE ; = GÖZ

     b)NEF: = ışık. alev.                             parıltı.

     c) NEFER,NEFIR: Belirli olan bu aydınlık, ışık, GÜZEL.

     ç) NEFINE = Işık. Aydınlık, gözün ışığı, gözde olan

     d) TİTİ. TETİ, TETİY = Bize ait olan. BİZİMDİR.

     e) NEFERETTİ ; NEFINERTETİ = O bizim güzelimizdir. O BİZİM AYDINLIĞIMlZ GÖZ            BEBEĞİMİZ, GÖZ NURUMUZDUR.

        NEFERETTİ, MÖ 1379-1362 yıllarında  MISIR Kralı AMENHOTEP’İN eşidir. AKHENOTAN'LA sonradan evlenmiştir. Kafkasya'dan  bir hemşire  (Hasta bakıcı ) olarak mısıra gönderildiği kayıtlarda yazılıdır.  Enterasan olan husus; kelimenin her iki dilde de aynı seslerle söylenmiş olması ve aynı anlamı taşıması. MISIR da bugün bu kelimeyi konuşan birileri belki  nadiren bulunabilir, bilmiyorum. Amma bu kelimeyi Adiğelerden kime sorsanız anlamını size Hemen söylerler. Bir telefonla tanıdığınız Adiğe arkadaşınıza ulaşabilir ve test edebilirsiniz. Bilmiyorsa kendi eksikliğidir, bir başkasını arayınız. Size anlamını mutlaka söyleyecektir. Mısır’ın en güzel ve gözde kraliçesinin iki toplumun ayrı dillerinde aynı kelimeyle isimlendirildiğini ve aynı anlamla çağrıldığını gördük. Bir başka kelimeye geçelim.

   2- GOŞEN ; Hz Yusuf döneminde  firavun ( Hiksos ) zamanında İbranilere tahsis edilen, aşağı Nil vadisi, Bu vadiye GOŞEN ismi verilmiştir. Yahudi ve Hristiyan kutsal metinlerinde de aynı isimle geçer. İbraniler Mısırdan çıkıncaya kadar bu verimli topraklarda kaldılar. İSMİN menşei hakkında bilim adamları hiç ANLASAMADILAR. İçeriğini ise hiç ama hiç tartışmadılar bile. Bakalım neler göreceğiz.

   A- MISIR DİLİNDE                    ANLAMI;

    a) GOŞEN, GOSHEN; yaklaşma, buyur etmek, sığınma anlamları verilmiş. Orası çok daha iyi, Tatlı ve rahatlatıcı bir yer. Bu ifadelerin çoğu GOŞEN sözcüğüne Yahudiler tarafından yakıştırıp söylenmiş sözlerdi ve coğrafi bölgeyi tanımlıyordu.

     b) GOŞEN ; Nil deltasında Nil nehrinin geçtiği bereketli topraklara verilen isimdi. Hz Yusuf’tan önce orada oturanlar vardı ve bu ismi kullanıyorlardı. NİL nehrine verilen bir isim olarak. NİL bereket dağıtan  anlamında tanımlanıyordu. Hz Yusuf’un kardeşlerine firavun tarafından tahsis edilmesi yine GOŞEN isminin dağıtım ve bölüştürme anlamını kuvvetlendirmekte idi. Çünkü firavun da bir taksimat ve iyilik yapmıştı.

   d) Mısırlıların dilinde GOŞEN ; veren, dağıtan, iyilik yapan anlamını taşıyordu.

 B- ADİĞE DİLİNDE ANLAMI;

    a) aynı ses aynı ifade aynı anlam. ilginç olan mısır eski dilinin yok oluşu, ADIĞABZE’NİN ise bugün hala yaşıyor ve konuşuluyor olması.

    b) Adiğe dilinde GOAŞE; evin en büyük yaşlı kadınına denir. O evin tüm işlerini taksim eder yedirir, doyurur, hüküm verir, evin tek söz sahibidir.

  c) GOŞEN; Akar suyun bölünüp dağıldığı, suyun taksim edildiği yere yine goşen denir. tıpkı NİL de olduğu gibi.

   d)-Kafkasya'da Maykop Bölgesinde büyük bir Ovayı sulayan bir ırmağın adı  GOŞEN dir. Bu benzerliği izah etmek nasıl mümkün olabilir.

   e)-Bir anaç tavuğun civcivlerini kanatları altında büyütmesine benzetilen GOAŞE,( Nine-Nene) evin baş köşesinde oturur her an. O evin adaletli ,otoriter dağıtım ve sığınak merkezidir. Gözeten, paylaşan figür.

   e)- İŞİN ÖZÜ, GOŞEN ADI; Hayat veren, paylaşım sağlayan bir doğal kaynak olan Nehre verilmiş.

BU Mısır da NİL Nehri Kafkasya’da doğrudan ismiyle GOŞEN IRMAĞI. Evlerimizin baş köşesinde ninemiz. Bizi eteğinin altında besleyen, büyüten GOAŞE.

           SONUÇ;

GOŞEN; kelimesi hem adığabze deki anlamı ile hem Mısırdaki  tarihi ve işlevsel bağlamıyla, hem de coğrafi yayılımıyla  çok net biçimde  her iki dilde de AYNI kavramsal merkeze işaret etmektedir.                         

      3- KİOPS ;

           KİOPS ;

 Mısır piramitlerinin en büyüğüdür. Eski firavunlardan biri olan KHUFU’'YA aittir.

   A-  Mısır dillerindeki  . ..          anlamları;

     a)- ilk mısır dillerinde bu Piramidin adı KHUFU olarak geçer. Ancak eski mısır dillerinde geçen bu kelimenin anlamı bilinememektedir.

   Eski Mısır dilindeki orijinal biçimi KHUFU şeklinde geçer. Anlam çevirileri varsayıma dayanır. Dilin çözümleme zorluğu gerçek anlama ulaşmayı mümkün kılmamıştır. Tüm yazılı kayıtlarda böyle geçer. Bilimsel çalışmalar gerçek  anlamını ortaya koyamamıştır. 

   b)-BU PİRAMT KHUFU' dan başka bir isimle daha  seslendirilmiştir.   O da HNUM dur. HNUM'a ise "Onun koruyucusu," anlamı verilmiştir. ”khnum” beni korur anlamında ifadeye sahiptir ve önemli bir isimdir.

    c)- Yunan tarihçiler ise  KHUFU'YA KEOPS demişlerdir. Yunanlılar sadece telaffuzu kendi dillerinin Fonetik yapısına uydurmuşlar, kelimeye yeni bir anlam yüklemeden olduğu gibi dillerine aktarmışlardır. Piramide yeni isim vermemişler sadece bozulmamış, anlamını koruyan bir fonotik aktarım yapmışlardır. Kelimenin fonetiği kendilerine uydurmuşlardır. Burada çok özel bir durum ortaya çıkmaktadır. Her ne kadar Yunanlılar aynı anlamda kullanmış iseler de;  ikinci kelimenin ( KEOPS ) ilk zamanlardaki ( KHUFU) isminden daha başka bir anlamı olduğunu ilerde göreceğiz. 

    Piramidin böyle değişik isimlerle anılması tarihi süreç içinde yeniden ,yeni isimlerle isimlendirildiği gerçeğini ortaya koymaktadır. Açık olan husus şu ki bu piramide verilen isimlerin ne anlama geldiği kesin olarak ortaya konulamamıştır.

  Bu çalışma ile Piramidin isminin layık olduğu yere taşınacağı ve gerçek anlamının ortaya çıkarılma bahtiyarlığının  bize nasip olacağı inancındayım. Bu inançla görevimizi yerine getirmeye devam edelim.

    B- ADİĞE dilindeki                    Anlamları;             

     a)- KHUFU ; Adiğabze diliyle düşündüğümüzde bu kelimenin her harfinin vurgulu söyleyişine göre birkaç anlama ulaşırız. EN önemli anlamı; Kelimeyi heceye ayırarak; KHA, KUHA şeklinde seslendirirsek GEMİ anlamına ulaşırız.. Adiğe dilinde KUHA gemi demektir.

    İkinci hece FU ise sürmek ve sürüklemek anlamına gelir. KHUFU kelimesine ben Adiğabze dili ile düşündüğümde GEMİ İLE SÜRÜKLENEN veya taşınan anlamı veririm.

   b)-K+HA+FU okursam Ondan gelen, Oradan bu tarafa gelen, Ondan ödünç olarak gelen anlamı çıkarırım. Her anlam değişikliği harflerin ses tonları ile ilgilidir. K+HA+FU ; o getirebiliyor, başardı anlamı taşır.

   c)- KHNUM, HNUM bu kelime için ÖNEMLİ demiştik. Gerçekten önemli. 4000 yıl önceki ses ve anlam ile bugün ki ses ve anlam iki farklı dilde  bire bir aynen örtüşüyor. İnanılır gibi değil. MISIR dili ile “o beni korur “anlamında, ADİĞE diliyle  HUME; korumak demektir. KEHUME; O koruyor demektir.

    d)-KEOPS : ADİĞE dilinde bütünsel anlamı “ Onun ağzından dökülen su demektir.

        UPSI Kelimesi;  Dudağında oluşan tükrük suyu, dudakları ıslatan ağız suyu anlamına gelir.

    e)- KU+HU+FU : Onun ağzından  dökülen sıvı.

     f)- KE+O+PS şeklinde Yunanlılarca okunup seslendirilmesinden ise; O gerçekten söylüyor. Onun söyledikleri candır, kıymetlidir anlamlarına ulaşırız.

   KİOPS   sözcüğünden ben topluca ; “ ONUN EMRİYLE YAPILAN YAPI” veya “  BİR AĞIZDAN veya KAYNAKTAN DÖKÜLEN SUYLA YAPILMIŞ “ anlamlarını çıkarırım.

              SONUÇ;

Mısır ve Yunan dillerinde anlamına erişilemeyen KEOPS piramidinin ADİĞABZE dil örgüsüne göre anlamı şudur:  “ Onun emriyle yapılan gemiyle taşınan ve sıvılandırılmış şeyle yapılmış yapı “ 

Bu anlama Mısırın unutulmuş dili ile Adiğabzenin bugün yaşayan dilinin İlksel bileşenleriyle ulaşılabilmiştir.

     4-  FİRAVUN ; 

     FİRAVUN;  Antik Mısırda hükümdarlara verilen isimdir.

    A- ESKİ MISIRDA     ..            ANLAMI ;

    a)- Mısır da kralların ismi olan FİRAVUN kelimesi  “BÜYÜK EV; SARAY “anlamına gelmektedir.

     b)-  PER’AA , PAR’O , gibi ses kaymalarına zaman içinde evrilen kelime ; M.Ö. 2400 yıllarından itibaren kullanılmaya başlanmıştır. FİR’AVN, FİRAVUN şekline dönüşen kelimenin kelime anlamı arka plana itilmiş ve kralların sıfatı olarak kullanılarak günümüze ulaşmıştır. Bugünkü anlamıyla artık Firavun ; eski mısır krallarını tanımlayan bir isim sıfatıdır. Genellikle de kötülüğün, zulmün sembolüdür.

    B- ADIĞABZEDE                       ANLAMI :

    a)-  Fİ, FU; Adiğe dilinde  “SİZİN, SİZE AİT OLAN “ anlamına gelir. İyelik bildiren bir ektir.

     b)- RA, adiğabze dilinde  belirlilik takısı olmasından öte; yücelik, büyüklük, özel olma anlamlarına gelir. ŞAPSIĞ kolunda bu ses adeta alınan her nefesin, söylenen her sözün tüm yapısında yankı bulur, nerede ise R siz konuşmak mümkün değildir.

    c)- U ; yardımcı fiildir. Önüne geldiği sesin anlamını tamamlar. Yine aidiyetlik ifade eder.

    d)- UNE ,VUNE ; ev demektir. U ekiyle size ait olan, sizin, kendi eviniz anlamlarına gelir.

 

    e)- Fİ+VU+ NE =  FİVUNE Sizin Eviniz. Kendi eviniz.   

    f)- Fİ+ RA + VU + NE = FİRAVUN :  SİZİN KUTSAL EVİNİZ, SİZE AİT OLAN, KENDİ EVİNİZ

                                                                     SONUÇ :

Ortak seslerle ortak bir hafızaya sahip Eski Mısır ve bugünün adiğabze dilleri sadece coğrafi bağlarla değil, kadim ( En Eski ) bilinçle de  birbirlerine bağlı oldukları görülmektedir. Yazımızın okurlarımızı usandırmaması adına örneklendirmeye son veriyorum. Şunun bilinmesini isterim ki eski Mısır diliyle Adiğe dili etle tırnak misali iç içe geçmiş gibidir.

     ADIĞABZE nin İLKSEL DİL olması görüşümüze gelince; ADİĞABZE İNSANLIK DİL HAFIZASININ YAŞAYAN BİR ÖRNEĞİDİR. Buna ileriki yazılarımızda sizlerle paylaşacağız.

    İLKSEL DİLLER ASLA UNUTULMAZ SADECE DUYULMAZ HALE GELİR: Siz duymasanız da onlar sizin hafızanızda, sizin için kimliğinizi oluşturan yeni kavramlar üretmekle meşguller.

    ONLAR SİZİN GÖNLÜNÜZDEN SÜZÜLÜP DUDAKLARINIZDAN DÖKÜLEN SÖZCÜKLERİN YAPI TAŞLARIDIR.

    Bir başka medeniyet ve Dilde görüşme dileğimizle hoşça kalın.

                                                                                                                 Ahmet TÜRKOĞLU

                                                                                                                    08.temmuz.2025

 

Ayrıntılar
Yazan: Ahmet TÜRKOĞLU
Kategori: İnsanlık tarihi
Yayınlandı: 08 Temmuz 2025
Görüntüleme: 208
Write comment (0 Comments)

Kur'anda Semûd Kavmi ve Düşünceler 1

kuran da Semûd Kavmi ve düşünceler

Giriş

           Kuran da adı geçen Semûd kavmi; Kendilerine Hz Salih (as) elçi olarak gönderilmiş olup kibir ve isyanları sebebiyle “sayha” olarak nitelenen yüksek şiddetli bir sesle helâk edilen, kavimdir.. Geleneksel İslâmî literatürde bu kavmin ismi, Arapça “ثمد – thamada” köküne bağlanmış; kelime “az su, suyu çekilmiş kuyu” gibi anlamlarla açıklanmıştır. Bu açıklama, halkın yaşadığı bölgenin kurak ve susuz bir alan olduğu bilgisine dayanır. Ancak bu tür bir etimoloji, sadece çevresel özelliklere dayandığı için kavmin toplumsal yapısını açıklamakta yetersizdir. Oysa hem Kurandaki anlatım hem de kavmin maddi mirasına dair arkeolojik izler, Semûd halkının ileri düzeyde taş işçiliği yapan, organize ve kurumsal bir toplum olduğunu göstermektedir. Yaşadıkları bölge ise O dönemde verimli topraklara sahiptir. Suyu bol bir alandır. Kuranda bu yörenin bağ ve bahçelerinden bahsedilir. Tarihin belirsiz derinliklerinde bir başka dilden Arapçaya geçmiş ve Arapçalaşmış bu kelimeyi olabildiğince yerli yerinde, özüne uygun anlamlandırmak kuran ayetlerini ilahi rızaya uygun olarak anlamamızı sağlayacaktır inancındayım.

           Bu çalışmada, kavmin isminin İslam'dan önceki dönemde var olduğu tespitinden hareketle; diğer komşu toplumların dilleri ve özellikle SEMUD ve THAMADA kelimelerinin bire bir eş anlamlı olarak ve yapısal bakımdan da  Adiğabze diliyle aynen örtüşmeleri, bu kelimelerin bugün hala kullanılıyor ve yaşıyor olmaları nedeniyle; Geleneksel Arapça KÖK analizlerinden ziyade, İlksel Arapça kök analizleri ile bir anlamlandırma çalışması yapılacaktır.

            Adığabze dilinde hâlâ en canlı şekliyle yaşayan ve kullanılan “Thamade” kelimesi, “sözü geçen, önder, toplum lideri” anlamına gelir ve modern kullanımda “başkan” anlamında işlev görür. Bu tespit, Semûd adının aslında o halkın sosyo-politik yapısına ve liderlik biçimine işaret eden bir anlam taşıdığı ihtimalini gündeme getirir. Dahası; Kur’ân’da, kavmin yok oluşu “sayha” yani sağır edici bir sesle ilişkilendirilirken, Adığabze’deki “Sımıvdög” deyiminin “kulağımı sağır etme” anlamında kullanılıyor olması, sesin yıkıcı etkisiyle kavim isminin daha sonra anlam dönüşümüne uğramış ve birleşmiş olabileceğini düşündürmektedir.


Semûd ve Thamede: İsimdeki Anlam Dönüşümü

           Adığabze'deki "Thamede" kelimesi, kavramsal olarak bir topluluk içinde en yüksek sözü söyleyen, karar verici olan kişi anlamında kullanılır. Bu kelimenin halk tarafından bugün bile "başkan", "kanaat önderi", "en yetkili kişi" anlamında kullanılıyor olması, onun dil içindeki güçlü sosyal konumunu açıklar. Eğer “Semûd” ismi bu anlamın tarihsel bir yansımasıysa, bu kavmin ismi “kurak bir yerin halkı” değil, “liderliği ve düzeni olan bir kavim” olarak yorumlanmalıdır. Kur’ân’da onların "dağları oyarak evler yaptığı", "güçlü yapılar kurduğu", "kendi içlerinden bir peygambere karşı çıktıkları" anlatılmaktadır, Kuran'ın bu ifadeleri dikkate alındığında bizim yorumumuzun  tutarlı olduğu görülür.

           Thamada kelimesinin Semud olarak okunması ve telaffuzu benim tarafımdan yapılmış ve tesbit edilmiş değildir .Kadim Arap dilbilimciler ve İslam alimlerinin tespitidir. Bu mevcut bilgi üzerine yaptığım değerlendirme  sonucu kanaatım şudur ki; Bu durumda Thamede > Thamoud > Semûd biçiminde bir ses dönüşüm zinciriyle karşı karşıyayız. Bu dönüşüm sadece fonetik değil, aynı zamanda anlamsal bir kaymayı da içinde barındırır: başlangıçta “yüce söz sahibi halk” anlamına gelen bir ad, zamanla “sağır edici sesle yok edilen halk” anlamına evrilmiştir. Bu evrilme, sadece felaket sonrası halkın akıbetine verilen mecazî bir adlandırma olabilir.


Helakla gelen Ses: SAYHA. “Sımıvdög” ve Sayha İlişkisi  

           Kuran’a göre Semûd kavmi “sayha” yani kulakları sağır eden bir ses ile helâk edilmiştir. Bu sesin etkisi yalnızca fiziksel değil, ruhsal ve toplumsal bir yıkım da taşır. İlginç olan, Adığabze’de hâlâ kullanılan “Sımıvdög” (kulağımı sağır etme) ifadesidir. Bu ifade, yüksek sesin birey üzerindeki rahatsız edici ve yıkıcı etkisini doğrudan anlatır. Fonetik olarak “Sımıvdög” ile “Semûd” arasında dikkat çekici bir benzerlik vardır. Bu benzerlik, Semûd halkının isminin aslında sesle helâk olma biçimiyle bağlantılı olarak sonradan şekillenmiş olabileceğini düşündürür. Semud kelimesinin," Sımıvdog " Kelimesiyle Fonetik benzerliği dışında anlam birliğinin bire bir örtüşmesi; Arapça ve adığe dillerinin kadim birlikteliğine ve bu iki dilin geçmiş bir zaman diliminde aynı dili kullandıkları tezine kuvvetli bir işarettir,

           Bu durumda İslamdan önceki dönemde Semûd (Temud) ismi, iki aşamalı bir kavramsal süreçten geçmiş olabilir:

  1. Yükseliş dönemi: “Thamede” anlamında, liderlik ve düzen kurmuş bir halk. Gelişmiş yapıda bir toplum.

  2. Helak sonrası dönem: “Sayha” ile yok edilmiş halk olarak yeniden adlandırılma: “Semûd”.Sesle yok oluş süreci.


Sonuç: Tarihsel Hafızada İsmin Taşıdığı Anlamlar

Bu makale, Kur’ân’da adı geçen kavimlerden biri olan Semûd’un ismini sadece Arapça kök analizleriyle değil, Adığabze gibi kadim bir dilin yaşayan hafızasıyla birlikte yeniden değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Adığabze’deki “Thamede” kelimesi, bu kavmin sıradan, kurak bir bölgede yaşayan bir topluluk değil; hiyerarşik yapısı, yöneticileri, lider sınıfları olan bir toplum olduğunu ima eder. Kuran’daki anlatım da bu yorumu destekler mahiyette, Semûd kavmini gelişmiş taş işçiliği ve mimari kabiliyetiyle tanımlar.

Eğer Thamade kelimesi ile ilgili bu tespitim doğruysa; o zaman Semûd ismi, sadece coğrafi ya da çevresel değil, aynı zamanda kültürel, sosyal ve politik anlamlar taşıyan çok katmanlı bir kimliktir. Helaklarıyla birlikte isimlerinin de anlam kaybına uğramış olması, dilde ve tarihte unutulmuş kavimlerin yalnızca bedenlerinin değil, anlamlarının da yok olabileceğini gösterir. Bu yüzden, “Semûd” kavmi üzerine yapılan her değerlendirme, yalnızca geçmişi anlamak değil; isimlerin, dillerin ve anlamların insanlık tarihi üzerindeki dönüşümünü de kavramak için bir anahtardır.

           Semud Kavmiyle ilgili Kuran ayetlerini, okuyucularımız bu anahtar kelime anlamlarını dikkate alarak okurlar ve kuranın mucize iklimine teslim olurlarsa; engin kavrayış, duyuş ve anlayış mutluluğuna ererler ümidiyle...

                                                                                                   Ahmet TÜRKOĞLU 

 

Kaynakça

[^1]: Lane, E. W. (1863). An Arabic-English Lexicon. Williams & Norgate.
[^2]: Şu’arâ Suresi, 26:149-153; A’râf Suresi, 7:73-77.
[^3]: Ahmet Türkoğlu, "Adığabze'de 'Thamede' ve Toplumsal Anlamları", Dil Araştırmaları Dergisi, 2025.
[^4]: Kur’an, Fussilet Suresi, 41:17; el-Hâkka Suresi, 69:5.
[^5]: İbn Kesir, Tefsir, 8. cilt; et-Tebrîzî, Tefsir.

Ayrıntılar
Yazan: Ahmet TÜRKOĞLU
Kategori: İnsanlık tarihi
Yayınlandı: 03 Temmuz 2025
Görüntüleme: 180
Write comment (0 Comments)

Sayfa 4 / 4

  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • Kuranda Hz Musa (as)

  • Kuranda Mastar Kelimelerin Anlam Yolculuğu

  • Firavunun Uzay Aracı " Sarhan "

  • Kur'anda Hz Adem ve Cennet Halleri

  • ChatGPT ile Semûd (ثمود) Kavmi çalışması 3

En Çok Okunanlar

  • Kur'anda Hz Adem ve Cennet Halleri
  • Tebbet suresi meal çalışması
  • Kevser Suresi'nin Meal Çalışması
  • Nuh suresi 23 üncü ayet meali
  • Kuranda Hz Musa (as)
  • Hz Ademin Yaratılış Haberi
  • Hz Yusuf'tan Hissedişler
  • Machu Picchu
  • Allah'ın sinesine özel davet
  • NERİK'ten Doyran'lı Pheunih Amca -1-
  • Kuranda Mastar Kelimelerin Anlam Yolculuğu
  • Kuran'da huruf-u mukatta'a
  • Hz Yakup'un Seslenişi
  • Kur'an ve maymun olan insanlar
  • Adığabze İle Mısır Dili arasında Ortak Seslerin Hafızası
  • Firavunun Uzay Aracı " Sarhan "
  • "Şehirleşme Ayeti Ve Özgürlük Manifestosu
  • ABESE SURESİ
  • Kur'anda Semûd Kavmi ve Düşünceler 1
  • Philedalphia -1-

Giriş Formu

  • Şifrenizi mi unuttunuz?
  • Kullanıcı adınızı mı unuttunuz?

Dilinizi seçin

  • Turkish (Turkey)

Son Eklenenler

  • Hz Musa Kekeme mi İdi ?
  • Kuranın Ard ve DABBE Kelimelerinde İnsani Dönüşüm Hallari
  • DABBETÜL ARD MAHİYETİ
  • Hz DAVUT ve URİAH
  • Cennet ve Cehennem
  • Login

78 misafirler ve üye yok çevrimiçi